YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12679
KARAR NO : 2012/18618
KARAR TARİHİ : 06.12.2012
MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkili şirketten ilaç satın alan davalının, ödemeleri geciktiğinde vade farkı tahsil edildiğini, davalının bu güne kadar buna herhangi bir itirazı olmadığını, aradaki şifahi anlaşma ve ticari teamülün bu şekilde olduğunu, ancak davalının icra takibine konu iki adet faturayı kabul etmediğini, davalı itirazının haksız olduğunu iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevabında, taraflar arasında vade farkı ödenmesi yönünde sözleşme olmadığı gibi mevcut bir uygulamada bulunmadığını, takip ve dava konusu vade farkı faturalarının kabul edilmeyerek, iade edildiğini savunarak davanın reddi ile lehlerine tazminata karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre; davacının düzenlemiş olduğu vade farkı faturalarından bir kısmına davalının itiraz ettiği, diğerlerine itirazının olmadığı, bu durum itibariyle taraflar arasında vade farkı uygulamasının teamül haline gelmediği, itiraza tabi durumda bulunduğu, davalı vekilinin tazminat isteminin koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık vade farkı faturasından kaynaklanmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarih, 2001/1 Esas, 2003/1 karar sayılı kararına göre, vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bu sözleşme ya da teamül haline gelmiş fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekmektedir. Taraflar arasında vade farkı ile ilgili yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davacının vade farkı talep edebilmesi için taraflar arasında bu konuda teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız ödenmiş olması gerekmektedir. Dairemizin istikrarlı uygulaması da bu yöndedir. Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda davacı yanca 2008 yılında davalı adına düzenlenen üç adet vade farkı faturasının ödenmiş olduğu belirtilmiştir.Bu durumda mahkemece, açıklanan ilkeler çerçevesinde taraflar arasında vade farkı uygulamasına ilişkin teamülün bulunup bulunmadığı yönünden araştırma ve inceleme yapılarak, deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 06.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.