YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9690
KARAR NO : 2010/13974
KARAR TARİHİ : 08.12.2010
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih : 09.02.2010
Nosu : 756-49
Müdahil : Maliye Bakanlığı vs.
Davacı vekili tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahillerden Maliye Bakanlığı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
İflasın ertelenmesi talebinde bulunan vekili, valf imalatı ve ticareti alanında faaliyette bulunan müvekkilinin ekonomik kriz nedeniyle borca batık hale geldiğini, sunulan iyileştirme projesinde öngörülen tedbirlerin uygulanması halinde borca batıklıktan kurtulabileceğini belirterek iflasının bir yıl süreyle ertelenmesini talep etmiştir.
Mahkemece dilekçi şirketin rayiç değerlere göre borca batık olduğu, ortaklar kurulu kararı uyarınca sermaye artırımı kararı verilerek tescil ve ilan olunduğu, kayyım ve bilirkişi raporlarına göre iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunun anlaşıldığı belirtilerek şirketin iflasının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiş, hüküm müdahil Maliye Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin malî durumunun ıslahının mümkün olması hâlinde o şirketin iflâsının önlenmesini sağlayan bir kurumdur. Böyle bir talep üzerine mahkemece, bu şirketin öncelikle borca batık durumda olup olmadığı rayiç değerlere göre tespit edilmeli, borca batık durumda ise bu kez ıslahının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile malî durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, rayiç değerler ve yapılan araştırma ve inceleme sonucu elde edilen gerçekçi verilere göre bilirkişilerce yeniden oluşturulacak şirket bilançosu (borca batıklık bilançosu) da dikkate alınıp bir sonuca gidilmelidir. Zira önerilen iyileştirme tedbirlerinin şirketin malî durumunu düzeltmeye elverişli olup olmadığının belirlenmesi özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiğinden, bu konuda bilirkişinin görüşüne başvurulması icap etmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; şirketin borca batık olduğu, varlık ve kaynak dengesinin bozuk bulunduğu, iyileştirme projesinde öngörülen kârlılık hedeflerinin gerçekçi olmadığı, 2010 yılı Mayıs ayına kadar 1.000.000. TL artırılması gereken sermayenin nakit olarak ödenmesi hâlinde iyileşme ümidinin ortaya çıkabileceği belirtilmiş, mahkemece bu rapor hükme esas alınarak iflâsın ertelenmesine karar verilmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporunun hükme esas alınması suretiyle karar verildiği belirtilmiş ise de sermaye artırımı kararı verilerek bu kararın tescil ve ilân edildiği anlaşılmasına rağmen söz konusu sermaye artışının nakden ödendiğine dair bir bilgi veya belge dosya içeriğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle hükme esas alındığı belirtilen bilirkişi raporuna göre karar verildiği kabul edilemez. Öte yandan dilekçi şirket, işletme sermayesi eksikliğinin farkında olup, bu açığın dış kaynak olmaksızın giderilemeyeceğinin bilincinde olduğundan yeni ortak alımından 2.000.000. TL ve şirket ortağı …’in taşınmazının satılmasından 1.500.000. TL gelir sağlanacağını iyileştirme projesinde somut tedbirler olarak öngörmüştür. Ayrıca hükme esas alınan bilirkişi raporuna yönelik gerekçeleri de belirtilmek suretiyle itirazda bulunulmuş olup, bu itirazların karşılanması amacıyla ek rapor veya yeni rapor da alınmamıştır. 8.2.2010 tarihli 4. Kayyım raporunda da SGK ve Vergi borçlarının ulaştığı meblağ da dikkate alınarak, bu borçların ödenmesi gerektiği konusunda şirket yetkililerinin uyarıldığı belirtilmiştir.
Bu durumda, iyileştirme projesinde öngörülmesine rağmen işletme sermayesi eksikliğinin giderilmesine yönelik dış kaynak temin edilmeden ve gerekli diğer somut tedbirler uygulanmadan iflâsın ertelenmesine karar verilmesi isabetsizdir. Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ve değerlendirmeler çerçevesinde, bilirkişi raporuna yönelik itirazlar ile anılan kayyım raporundaki tespitler dikkate alınarak ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınıp, varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle müdahil vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 8.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.