Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/7841 E. 2012/13476 K. 28.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7841
KARAR NO : 2012/13476
KARAR TARİHİ : 28.11.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar … ve arkadaşları, 22.03.2010 günlü dilekçesiyle; Adatepe Köyü, Kanara Mevkii, 701 ada 167 sayılı parselin murisleri Hayriye Tanışmana aitken 1988 yılında ölümüyle kendilerine kaldığı, Hazine tarafından açılan davanın kabulüne ilişkin… Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.06.2005 gün ve 2005/117 – 255 sayılı kararının Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 06.12.2005 gün ve 2005/11923 – 14779 sayılı kararıyla onandıktan sonra kesinleştiği, kendilerine ait taşınmaza bedeli ödenmeden kamulaştırmasız el atıldığı, mülkiyet hakkının bu şekilde ihlal edildiği iddiasıyla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla taşınmaz bedeli olarak 1.000,00.- TL; maddî tazminat olarak 1.000,00.-TL; manevî tazminat olarak da 8.000,00.-TL olmak üzere toplam 10.000,00.-TL tazminatın davalı Hazineden alınarak kendisine verilmesini istemiştir. Mahkemece çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu belirlenerek hükmen orman olarak tesciline karar verildiği, bu nedenle davalı Hazineye atfedilecek bir kusur bulunmadığı, davacının somut olayda ileri sürdüğü iddia ve delilleri kesinleşen kadastro tesbitine itiraz davasında da ileri sürdüğü halde, gerek temyiz gerekse karar düzeltme aşamasında bu hususların dikkate alınmadığı gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişiler tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle, Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince açılan maddî ve manevî tazminat istemine ilişkindir.
Çekişmeli… Köyü, Kanara Mevkii, 701 ada 167 parsel sayılı 21008,81 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla niteliğiyle senetsizden, … ve arkadaşları adına tesbiti kesinleşerek tapuya kayıt edilmiş, davacı … tarafından davalılar … ve arkadaşları aleyhine… Köyü, 701 ada 167 sayılı parselin orman içi açıklığı olduğu, tapu kaydının iptali ve adına tescili istemiyle açılan davanın kabulüyle parselin tapu kaydının iptaline ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin… Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.06.2005 gün ve 2005/117 – 255 sayılı kararını Hazine vekili ve davalı gerçek kişi temyiz etmiş, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 06.12.2005 gün ve 2005/11923 – 14779 sayılı kararı ile çekişmeli 701 ada 167 sayılı parselin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışındaysa da, dört yönden orman ile çevrili orman içi açıklığı olduğu, zilyetlikle edinilemeyeceği göz önünde bulundurularak hüküm kurulması nedeniyle onanmış; Hazine ve davalı … Kabakçıoğlu’nun karar düzeltme istemi de aynı dairenin 12.05.2006 gün ve 2006/4448 – 6676 sayılı kararı ile ret edildikten sonra mahkeme hükmü kesinleşmiştir.
Mahkemece, çekişmeli… Köyü, Kanara Mevkii, 701 ada 167 sayılı parselin orman sayılan yerlerden olduğu belirlenerek hükmen orman olarak tesciline karar verildiği, bu nedenle davalı Hazineye atfedilecek bir husus bulunmadığı davacının somut olayda ileri sürdüğü iddia ve delilleri kesinleşen kadastro tesbitine itiraz davasında da ileri sürdüğü halde, gerek temyiz gerekse karar düzeltme aşamasında bu hususların dikkate alınmadığı gerekçesiyle gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiştir.
Ne var ki; mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnaî şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, KÖKTEPE-TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 no.’lu Ek Protokol’ün 1. Maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale edeceğini ifade etmiş, tapu kaydının iptali nedeniyle verilen ihlal kararlarının başvuranlar için yeterli ve adil tatmin oluşturduğundan söz ederek, başvuranlar için manevî zararrın oluşmadığını kabul edilmiştir (Örneğin; ARDIÇOĞLU- TÜRKİYE ve ARGUNHAN -TÜRKİYE davası).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğününün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medenî Yasanın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Borçlar Yasasının 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Diğer taraftan; 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesinde (743 sayılı TKM m.917) yer alan “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder” hükmü gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı kararı).
Tazminat miktarının belirlenmesinde öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin belirlenmesi olup, araştırma yöntemi taşınmazların arsa ya da arazi olmasına göre farklılık arz edecektir.
Tapusu iptal edilen taşınmazların bulunduğu yerde imar planı yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise uygulamalı imar planı ya da nazım imar planı olup olmadığı, planın ölçeği (1/5000-1/1000 gibi), imar planında tahsis edildiği amaç (Örneğin; iskan, yeşil saha ve korunacak tarım arazisi), çevresinin meskun alan olup olmadığı, belediye, elektrik ya da su hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı yöntemince araştırılmalıdır.
Bakanlar kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazların arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karara göre; imar planı içinde yer almayan bir taşınmazların arsa olarak kabul edilebilmesi için belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalmakla birlikte, belediye hizmetlerinden (belediyece iskan sahası olduğu için veya iskan sahası haline getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım ve çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma gibi) yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilerek, tapusu iptal edilen taşınmazların arsa niteliğinde olup olmadığı tereddüte yer bırakmayacak biçimde saptanmalı, değerinin tesbitinde tarafların bildirecekleri ve mahkemece resen belirlenecek emsallere ilişkin satış bedelini gösteren tapu kayıt örnekleriyle akit tabloları, taşınmazların … vergi değerleri, kamulaştırma var ise kamulaştırma bedelleri, var ise kamulaştırma bedelinin artırılması ya da azaltılmasına ilişkin yargı kararları, 2863 sayılı Yasaya göre verilmiş sit kararları ve gayrimenkule ilişkin başkaca yasal veya sözleşmeye dayalı kısıtlama mevcut ise buna ilişkin belge ve kararlar da dosyaya getirtildikten sonra, somut emsal ile karşılaştırma yapmak suretiyle, emsallerine göre üstün ya da eksik tarafları bilimsel ölçülere göre oranlanarak tapusu iptal edilen taşınmazların değeri belirlenmeli,
Tapusu iptal edilen taşınmazların arsa niteliğinde olmadığı saptandığı takdirde, bu niteliği ve sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı, iklim şartları arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi (dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle ve bu verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak hesaplanmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 28.11.2012 günü oy birliği ile karar verildi.