Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/1731 E. 2012/8190 K. 29.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1731
KARAR NO : 2012/8190
KARAR TARİHİ : 29.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 27.10.2010 gün ve 12768 – 13208 sayılı bozma kararı özetle; “Kadastro sırasında Yolbaşı köyü 123 ada 230 parsel sayılı 2495,02 m² yüzölçümündeki taşınmaz, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerlerden olması nedeniyle ham toprak niteliğiyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, çekişmeli taşınmazı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle adına tescili gerektiği iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece; davanın kabulüne ve 123 ada 230 sayılı parselin kadastro tespitinin iptali ile davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı 10.07.2008 tarihli dilekçesiyle askı süresi içinde hasımsız olarak açtığı davada dava konusu taşınmazın adına tescilini istemiş, yargılama sırasında 15.04.2009 günlü oturumda tespit maliki Hazineyi davaya katmışsa da, bu tarihte kadastro tespit tutanağı kesinleşmiştir. 3402 sayılı Yasanın 12. maddesi gereğince kesinleşen tespitlere karşı 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılan davalara bakma görevi genel mahkemelere aittir ve mahkemece taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiş ise de, kadastro mahkemesinin zaman bakımından görev ve yetkisini düzenleyen 3402 sayılı Kadastro Yasasının 26/B maddesi hükmüne göre kadastro mahkemeleri aynı yasanın 11. maddesinde belirtilen askı ilanı içinde usulen açılan davaları görüp sonuçlandıracaktır.
Görev, kamu düzenine ilişkin olup istek olmasa bile yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen gözetilmesi zorunludur. Hal böyle olunca; mahkemece, dava dilekçesinin görev yönünden reddine, tutanak asıl ve eklerinin de kesinleşen tespit uyarınca işlem yapılmak üzere tapu sicil müdürlüğüne, tespit tutanağının onaylı bir örneği ile dava dosyasının görevli ve yetkili Şirvan Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekirken, işin esası hakkında karar verilmiş olması doğru değildir.” şeklindedir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra, dosya genel mahkemeye aktarılmış, mahkemece, davanın kabulüne, taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu ve 3402 sayılı Yasanın 14. ve 17. madde hükümlerinin davacı yararına gerçekleştiği gerekçesiyle hüküm kurulmuşsa da yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
Şöyle ki; dosyada bulunan orman bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazın 1958 tarihli memleket haritasında orman sayılmayan yerlerden olduğu, ancak keşif günü itibarıyla sürülüp ekilmediği, eğiminin % 15 – 20 olduğu ve içinde meşe ağaçları bulunduğu, yine ziraat bilirkişi raporlarında içinde meşe ağaçları bulunduğu açıklanmıştır. Bu durumda taşınmazda imar ihya koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde tereddüt meydana gelmiştir.
3402 sayılı Kadastro Yasasının 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten davanın açıldığı güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülen taşınmazların, Kadastro Yasasının 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen orijinal renkli memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen steoroskopik çift hava fotoğraflarının steoroskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir.
O halde; mahkemece yeniden yapılacak keşifte, öncelikle dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile dava tarihinden 15 – 20 yıl önce çekilmiş steroskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü belirlenmeli, orman sayılan yerlerden değil ise öncesinin ne olduğu, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü, kimden kime geçtiği ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı, maddi olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak sorulup saptanmalı, ziraat uzmanından imar ihya şartlarının oluşup oluşmadığı, üzerindeki ağaçların yaşı, sayısı, taşınmazdaki dağılımı konusunda bilimsel verilere dayalı, doyurucu rapor alınmalı, böylece toplanacak deliller çerçevesinde karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 29.05.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.