YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/573
KARAR NO : 2013/1191
KARAR TARİHİ : 12.02.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, kadastro sonucunda oluşan … Köyü, …mevkii 113 ada 1 orman parseli içerisinde bulunan 40 dönüm bağın, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve ve vergi kaydına dayanarak, kendisine ait olduğu iddiasıyla, bu kısmın tapusunun iptali ile kendi adına tapuya kayıt ve tescilini istemiş; davacı …, dosyaya sunduğu 31/11/2009 tarihli dilekçesi ile de 40 dönüm bağın yanısıra, bağa bitişik 20 dönüm de tarlası olduğunu, bu kısımlara ilişkin tapunun iptali ile kendi adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir. Mahkemece; davanın kabulüne, 113 ada 1 parsel içerisinde fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 26.777,25 m2 ve (B) harfi ile gösterilen 12.116,22 m2’lik kısmın davacı adına bağ ve tarla vasfı ile en son parsel numarası ile tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesine göre 10 yıllık süre içinde açılan tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu, 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, 29/09/2008 – 30/10/2008 tarihleri arasında ilân edilmiş ve 01/11/2008 tarihinde kesinleşmiş, çekişmeli taşınmazlar orman sınırları içinde bırakılmıştır.
Her ne kadar mahkemece dava, 3402 sayılı Kanunun 12. maddesi gereğince 10 yıllık süre içinde açılan tapu iptali ve tescil davası olarak kabul edilmiş ve davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yörede yapılan orman tahdidinin 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi gereğince yapıldığı ve 29/09/2008 – 30/10/2008 tarihleri arasında kısmî ilâna çıkartılarak 01/11/2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. O halde, dava açma süresinin, 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanunla değişik 4. maddesine göre 30 gün olduğunun kabul edilmesi gerekir.
10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanunun 4/3. maddesi; “çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tesbiti kadastro ekibi tarafından yapılır ve bu durum ekip tarafından iki ay önce Orman Genel Müdürlüğüne bildirilir. Buna karşılık, iki ay içinde kadastro komisyonlarınca orman sınırlarının belirlenmemesi halinde, kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve çalışmalar bu kanun hükümlerine göre yürütülür.
Kadastro ekiplerince bu şekilde tesbit ve ilân edilen yerlerde orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” şeklinde iken, 22.02.2005 gün 5304 sayılı Kanun ile sözü edilen üçüncü fıkra değiştirilmiş ve aynı maddeye 4, 5 ve 6’ıncı fıkralar eklenmiştir. Bu düzenlemede 3. fıkra “Çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Yasasına göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tesbiti kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak; bu çalışmalarda kadastro ekibine Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren 7 gün içinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar ve bilirkişilerin katılmaması halinde çalışmalar resen devam ettirilir.” şeklinde değiştirilmiş, eklenen 5. fıkrada ise “Çalışma alanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırılma ve tesbitleri yapılarak otuz günlük kısmî ilâna alınır. Bu alanlarda orman kadastrosu yapılmış sayılır” hükmü yer almıştır.
Yine, 27.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5831 sayılı “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 2. maddesiyle, 6831 sayılı Orman Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasının sonuna; “Ancak, henüz orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre belirlenen orman sınırı, orman kadastro komisyonlarınca belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır” cümlesi eklenmek suretiyle 6831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanun hükümleri birbiriyle uyumlu hale getirilmiştir.
Yukarıda belirtilen kanunların getirdiği bu yeni düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi uyarınca orman kadastro çalışmalarının yapıldığı, kadastro ekiplerince dava konusu taşınmazların orman niteliğiyle Hazine adına tesbit ve tescil edildiği ve kamu malı niteliğini kazandığı, 3402 sayılı Kanunun 16/D maddesinde “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine tâbi olduğu”nun belirtildiği, bu nedenle ormanlar hakkında özel kanun olan 6831 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği ve 6831 sayılı Kanunun 11/1. maddesinde de “orman kadastrosunun kesinleşmesinden sonra tapulu taşınmazlarda tapu sahiplerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açabilecekleri” hükmünün bulunduğu, bu ilkelerin H.G.K.’nun 08.06.2005 gün ve 2005/20 – 327 E.- 377 K. sayılı ve 28.06.2006 günlü 2006/20 – 467 E. – 494 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği anlaşılmakla, davacının zilyetliğe dayanarak açtığı davanın açıklanan nedenlerle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar Orman Yönetimi ve Hazinenin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 12/02/2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı dava dilekçesinde dava konusu …, … Köyü, 113 ada 1 orman parseli içerisinde bulunan 40 dönüm bağın, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve ve vergi kaydına dayanarak, kendisine ait olduğu iddiasıyla , bu kısmın tapusunun iptali ile kendi adına tapuya kayıt ve tescilini istemiş, davacı … dosyaya sunduğu 31/11/2009 tarihli dilekçesi ile de 40 dönüm bağın yanısıra, bağa bitişik 20 dönüm de tarlası olduğunu, bu kısımlara ilişkin tapunun iptali ile kendi adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.
Dava konusu …, … Köyü 113 ada 1 parsel sayılı taşınmaz, 3402 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca orman niteliği ile Maliye Hazinesi adına 15/09/2008 tarihinde tesbit edilmiştir.
Kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda; “…tapu ve vergi kayıt defterinde kaydına rastlanmayan işbu 113 ada 1 parsel sayılı taşınmaz mal, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosu yapılmamış,orman vasfındaki yerlerden olduğu, muhtar ve bilirkişi beyanları ve zeminde yapılan incelemeden anlaşılmakla, 3402 sayılı Kanun ile değişik 5304 sayılı Kanunun 3. maddesi gereğince T.C Maliye Hazinesi adına tesbiti yapıldı.” beyanına yer verilmiştir. Tutanak 29/09/2008 – 30/10/2008 tarihleri arasında 3402 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca askıya çıkarılmış, bu süre içerisinde itiraz edilmediğinden 01/11/2008 tarihinde kesinleşmiştir. İş bu dava ise, mahkemede 16/11/2009 tarihinde açılmıştır.
Dosya kapsamından, niza konusu parselin tespitinin, 5304 sayılı Kanunla değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesine göre yapıldığı tartışmasızdır. Davacı, tesbitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil talebinde bulunmuştur. Tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren, davanın açıldığı 16/11/2009 tarihine kadar, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesindeki 10 yıllık sukutu hak süresi geçmemiştir. Yani, dava hak düşürücü süre geçmeden açılmıştır.
Tespit, 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yapıldığına ve bu Kanun hükümleri uygulandığına göre, iptal ve tescil yönünden açılan davaya da bu Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinde şüphe yoktur. Yani, iptal için açılan davada, 3373 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 11. maddesi hükümlerini uygulama olanağı bulunmamaktadır. O halde, sadece tapulu taşınmazlarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin nazara alınması ve süresi içerisinde açılmışsa esasa girilmesi gerektiğinin açıklanması, tapusuz taşınmazlarda zilyetliğe dayanılarak açılan iptal davalarında nazara alınmaması ve dava açılamayacağının belirtilmesini kabul, 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesini yok farz etmek olur ki, bunu düşünmek dahi mümkün değildir.
Somut olaya; özel Kanun olan 6831 sayılı Kanunun değişik 11. maddesinin uygulanması gerektiği de düşünülemez. Zira, yukarda açıklandığı gibi, tespit 3402 sayılı Kanuna göre yapılmıştır. Kesinleşen tutanaklara karşı 10 yıl içerisinde ister tapuya dayanılarak, isterse zilyetliğe dayanılarak iptal davası açılabilir. Kanunda bu yönde boşluk yoktur. Eğer tesbit, 6831 sayılı Kanuna göre yapılmış olsa idi, o zaman 3373 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Orman Kanununun 11. maddesinin uygulanması gerekirdi.
Çoğunluğun görüşüne göre kişinin kadimden beri kendisine ait olup daha önceden kadastro geçmediği için tapusuz olan taşınmazının orman içinde bırakılmasında sadece 30 günlük kısmî ilân süresi içinde dava hakkı tanınması halinde ilgililerin dava hakkı neredeyse ortadan kaldırılmış olmaktadır. Zira, kişiler kendi taşınmazlarının orman içinde kaldığını kısmî ilândan anlayamamakta, ilgili kişilere herhangi bir tebligat da yapılmamaktadır.
Orman idaresine ve Hazineye süresiz dava hakkı tanınırken davalının tapusunun bulunmaması gerekçe göstererek sadece 30 günlük askı ilân süresini hak düşürücü süre olarak kabul edip genel mahkemelerde dava açma hakkı tanımamak, davanın süjelerine karşı farklı muamele edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Orman Kadastrosunun yapılması, 3402 sayılı Kanun kapsamına alındığına göre, dava hakları da bu Kanuna göre belirlenmelidir.
Nitekim, sayın çoğunluğun dayandığı Genel Kurul kararlarından daha sonra Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2006 gün ve 2006/20-619-665 sayılı kararıyla; ” 3402 sayılı Yasanın 4. maddesine göre yapılacak kadastro tesbitlerinde, zilyetliğe ve vergi kaydına dayalı olarak açılan davaların 30 günlük askı ilân süresi ile sınırlı olduğuna ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmasının olanaklı olamadığına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı, sınırlayıcı bir hüküm
bulunmadan kişinin Anayasal mülkiyet hakkının özüne dokunur şekilde dava açma süresinin kadastro tutanaklarının askı suretiyle ilâna çıkarılmasından itibaren 30 günlük süre ile sınırlandırılması ve bir yerin orman olmadığı bilimsel olarak saptansa dahi hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına imkan vermeyecek 30 günlük hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesi ile mülkiyet hakkının elinden alınmasının doğru olmadığı, adil yargılanma hakkının gerek millî Anayasa ve gerek usul hukukunun önemli bir parçası olduğu gibi Avrupa Ortak Anayasal düzeninin temel bir değeri olarak kabul edildiği, bu özgürlükler sağlanana kadar bu hakların etkin bir şekilde korunmasını isteme hakkının güvence altına alınmasının önemli olduğu, başvurunun etkin olabilmesi için başvuru için konulan sürenin de makul olması gerektiği, 30 günlük dava süresinin dava hazırlığı için yeterli olmadığı, 3402 sayılı Yasanın 4. maddesine göre yapılan kadastro işlemiyle bir yerin niteliğinin orman ya da kültür arazisi olarak belirlenmesi durumunda, sonuçlarının ilânı ve hak düşürücü süreler ve bu sürelerde yapılacak itirazlar yönünden bir fark olmadığı, taşınmazların kadastro tesbitinde belirlenen niteliğinin, uyulması gereken usûl kuralları, ilân süresi ve hak düşürücü süreler yönünden fark yaratmayacağı, her ne kadar, 4. maddede orman sınırlaması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemlerinin orman kadastro komisyonlarınca tesbit ve haritasına işaretlenerek tutanakları ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edileceği öngörülmüşse de, yasa metninden 6831 sayılı Yasanın 11. maddesinde yer alan hak düşürücü sürenin uygulanması gerekeceğinin değil, sadece orman olan yerlerde orman sınırlarının belirlenmesinde zorunlu olarak Orman Yasasının sınır belirlemesi ile ilgili özel hükümlerinin uygulanması gerektiği şeklinde anlaşılacağı, hak düşürücü süreler yönünden 3402 sayılı Yasa tarafından Orman Yasasına bir atıfta yapılmadığı, somut olayda orman kadastro komisyonu 3402 sayılı Yasanın 4. maddesine göre sınırlandırma yaptığına göre, hak düşürücü sürenin de 3402 sayılı Yasının 12/3. maddesinde düzenlendiği şekilde olacağı,..” yönünde karar verilmiştir.
Kanaatimce, 5831 sayılı Kanun ile 6831 sayılı Orman Kanunun 7. maddesine eklenen değişiklikle de Kadastro Kanuna göre yapılan orman sınırlandırmalarının hak düşürücü sürelerine ilişkin herhangi bir değişiklik de getirilmemiştir.
Kaldı ki, dava konusu parsel, … Köyü sınırlarında iken Köprücü Köyünde yapılan kadastroda orman sınırları içine alınmıştır. Davacının ikamet ettiği … Köyünde bir ilân da yapılmamış olduğundan, bu yönden de davanın süresinde açıldığının kabulü zorunludur.
Dava süresinde açılmıştır. Davacının dayandığı vergi kayıtları ve beyannamelerinin dava konusu yere uyduğu yapılan keşif, dinlenen tanık ve bilirkişi beyan ve raporlarıyla denetlenmiş, eski tarihli hava fotoğraflarında dava konusu yerin tarım arazisi olduğu anlaşılmış, davacı lehine zilyetlikle edinme şartları gerçekleştiği kanaatiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, … Sulh Hukuk Mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin temyize konu kararının onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.