Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/1872 E. 2013/6029 K. 23.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1872
KARAR NO : 2013/6029
KARAR TARİHİ : 23.05.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı 23.02.2012 tarihli dilekçesi ile; Güdül İlçesi … beldesinde 3402 sayılı Kanunun ek. 4. maddesi gereği yapılan çalışmalar sırasında 102 ada 4, 107 ada 7, 107 ada 17 ve 108 ada 2 parsel sayılı taşınmazları 1978 yılından beri kullandığını, tesbit sırasında taşınmazların yüzölçümlerinin eksik yazıldığını, ayrıca 108 ada 2 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesine “vakıf malıdır” diye yazılan şerhin gerçeği yansıtmadığını, zira taşınmaz üzerindeki çeşmeyi annesinin yaptırdığını, bu nedenle 108 ada 2 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde yazılan bu şerhin kaldırılmasını ve diğer taşınmazların ise eksik yazılan yüzölçümlerinin yeniden hesaplanmasını talep etmiş, mahkemece, davanın reddi ile dava konusu taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm davacı … tarafından esasa yönelik temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklmaya göre dava, Kadastro Kanunun Ek 4. maddesi gereği yapılan kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Mahkemece; dava konusu taşınmazların önceden davacının babasına ait olup, babasının ölümü ile davacıya kaldığı, davacının mirasbırakanı babasının davacı dışında başka mirasçılarının da olduğu, bu nedenle davada tüm mirasçıların birlikte yer almasının gerektiği başka türlü davaya devam edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir
Şöyle ki; dava kullanım kadastrosuna itiraz niteliğinde olup, kullanıcı olduğunu iddia eden davacının tek başına bu davayı açmasına kanunî bir engel yoktur. Kadastro Kanununun 29/2. maddesinde; bir mirasçının diğer mirasçıların muvafatı olmadan tek başına dava açabileceği ve davaya devam edebileceğinin düzenlenmiş olması nedeni ile mahkemece davanın esasına girilerek nihai hüküm kurulmalıdır.
Ayrıca; dava konusu taşınmazların kadastro tutanaklarınıda “vakıf malıdır” şerhi bulunduğu anlaşıldığından Vakıflar Genel Müdürlüğü de davaya dahil edilerek husumet yaygınlaştırılmalıdır.
Mahkemece yapılan keşfe; fen ve ziraat bilirkişileri yanında, hukukçu bilirkişinin katılımı sağlanmış ve hüküm kurulurken hukukçu bilirkişi raporu esas alınmıştır. Oysa; 6100 sayılı H.M.K.’nun 266. maddesinde; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” düzenlemesine yer verilmiştir. Mahkemece hukuçu bilirkişi görüşüne başvurulmuş olmasi da usûl ve kanunlara aykırı olup, hükmün bu yönüyle de bozulması gerekmektedir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde yapıldığı anlaşılan orman kadastro tutanakları ile 2/B ve Ek 4. madde çalışmalarına ilişkin tutanak ve belgeler ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, hak iddia edilen yerlerin 2/B kapsamında kalan yerlerden olup olmadığı saptanmalı, orman tahdit hattı dışında kalan yerlere yönelik dava açıldığının tespiti halinde bu kısımlara ilişkin kadastro tutanağı düzenlenip düzenlenmediği dikkate alınarak kadastro mahkemesinin görevli olup olmadığı hususu irdelenmeli, hak iddia edilen yerlerin 2/B kapsamında kalan yerler olduğunun tesbiti halinde mevcut delil durumuna göre karar verilmesi gerekmektedir
Ayrıca; dava edilen taşınmazlardan 107 ada 7 nolu parsel sayılı taşınmazın 2012/7 esas sayılı dosyada da davalı olduğu anlaşıldığına göre, bu dava dosyasının de getirtilerek, birbiri ile çelişik kararların ortaya çıkmasını engellemek amacı ile dosyalar hakkında birleştirme kararı verilip verilmeyeceği araştırılmalı ve sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz edenin davasının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 23/05/2013 günü oy birliği ile karar verildi.