YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1704
KARAR NO : 2013/6042
KARAR TARİHİ : 23.05.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, İzmit İlçesi, … Camii Köyü, 155 ada 26 parsel sayılı 26490,69 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 635 nolu vergi kaydına, bağışlamaya,miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tarla niteliği ile davalılar adlarına tesbit edilmiştir. Davacı …, dava konusu taşınmazın kök muris … ‘e ait olduğunu belirterek bütün mirasçılar adlarına tescili talebiyle dava açmış, mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazın tesbit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 24/07/2008 tarih ve 2008/2038 – 3305 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; ”Mahkemece, dava ve temyize konu 155 ada 26 parsel sayılı taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı 1943 yılında vefat ettiği saptanan bu nedenle ölüm gününe göre terekesi iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabî olduğu belirlenen …’e ait olduğu yanlar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi, esasen bu olgu toplanıp değerlendirilen deliller ve dosya içeriği ile belirlenmiştir.
Mahkemece, bir bölüm davalının kendilerine yöneltilen davayı yöntemine uygun biçimde kabul ederek miras bırakan …’in ölüm gününden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun şekilde terekesine dahil dava konusu taşınmazın paylaşıldığı, anılan taşınmazın davalıların miras payına isabet ettiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur.
Kural olarak mirasçılar arasında yöntemine uygun biçimde paylaşma yapılmakla mirasçılar arasındaki iştirak hali kendiliğinden son bulur. Açıklanan nedenlerle, mirasçılar bir birlerine karşı üçüncü kişi durumunda sayılırlar.
Nevar ki, somut olayda davacı taraf ile bir bölüm davalının miras bırakan …’in terekesine dahil dava dışı taşınmazların özellikle dava dosyasına yansıyan bilgilere göre, 155 ada 29 parsel sayılı taşınmazın dava dışı hazine adına tesbit edildiğini öne sürdükleri dosya kapsamıyla belirlenmiştir.
Ne varki, mahkemece bu olgu üzerinde gereği gibi durulmamıştır.
Kural olarak miras bırakanın terekesine dahil bir ya da birden fazla taşınmazın mirasçılar arasında yöntemine uygun şekilde paylaşıldıktan sonra bir ya da bir bölüm mirasçının miras payına karşılık kendisine isabet eden taşınmaz ya da taşınmazlara Hazine tarafından hukuken el konulması halinde, açık bir söyleyişle somut olayda olduğu üzere miras bırakanın terekesine dahil taşınmaz ya da taşınmazların Hazine adına tesbitinin yapılması hallerinde mirasçılar arasında yöntemine uygun biçimde yapılan paylaşma kendiliğinden bozulur.
Dava dosyası içeriğine göre mahkemece bu olgular üzerinde gereği gibi durulup, bu doğrultuda yöntemine uygun bir araştırma, soruşturma yapılmamıştır.
O halde; somut olayda, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için ortak miras bırakan Yunis terekesine dahil tüm taşınmazların tesbit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilip incelenmeli sözü edilen taşınmaz yada taşınmazlardan dava dışı Hazine adına tesbit edilen taşınmaz ya da taşınmazlar varsa, anılan taşınmazların tesbitlerinin kesinleşmesi halinde mirasçılar arasında yöntemine uygun biçimde yapılan paylaşmanın bozulduğu, taşınmazlar davalı ise, hükme bağlanıp bağlanmadığı, hükmün kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli, hükmün kesinleşmesi halinde kesinleşen hükmün kapsam ve içeriği deliller değerlendirilirken yukarıda vurgulanan olgular eşliğinde gözönüne alınmalı, anılan davalar hükme bağlanmamış ise görülmekte olan davanın sonucu ön mesele olarak beklenilmeli yada usûlün 43 ve onu izleyen maddeleri hükümleri eşliğinde davalar arasında fiili ve hukuki irtibatın varlığı saptandığı takdirde dava dosyaları birleştirilmeli, somut olayda davalardan biri hakkında verilecek hükmün diğer davanın sonucunu etkileyeceği düşünülmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek ve paylaşmanın bozulup bozulmadığı duraksamasız saptanarak sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra yargılama devam ederken Hazine ve Orman Yönetimi taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla davaya katılmışlar. Mahkemece, davacı …’in davasının reddine, müdahiller Hazine ile Orman Yönetiminin davasının kabulü ile İzmit İlçesi, … Cami Köyünde 155 ada 26 parsel numarası ile davalılar adına yapılan kadastro tespitinin iptaline, taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede orman kadastrosu, 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince yapılmıştır.
Mahkemece, müdahil Orman Yönetimini ve Hazine’nin davasının kabulüne karar verilerek çekişmeli 155 ada 26 parsel sayılı taşınmazın orman içi açıklık olduğu gerekçesiyle orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilmişse de, çekişmeli parselin çevresinde yol ve başkaca parseller bulunmaktadır. Mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme, taşınmazların 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi gereğince orman içi açıklık konumunda olup olmadığını belirlemeye yeterli değildir. Taşınmazların eylemli durumları da tam olarak saptanmamıştır. Bu haliyle yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli değildir.
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukukî durumunun 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 sayılı Kanun ile sadece Devlet ormanları belirlenmiştir. 13/7/1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Kanun ile iadeye tâbi tutulmuş, iadenin koşulları anılan Kanunda gösterilmiştir.
Mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa
Mahkemesinin 1/6/1988 gün ve 31/13 E.K.; 14/3/1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13/6/1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3/3/2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; tahdit hattına göre konumu belirlenmeli, kesinleşmemiş tahdit haritası ile irtibatlı taşınmazların konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, eski tarihli hava fotoğrafları incelenerek taşınmazın niteliği net ve kesin biçimde saptanmalı, kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, çevre parsellerin kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak davalı taşınmazın orman içi açıklığı niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.
Dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi gereğince değerlendirilmesi için öncelikle komşu parsel kayıtları (yoldan sonra gelenler dahil) getirtilerek hangi nitelikte tescil edildikleri belirlenmeli, başka dosyalarda davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli,dayanak tapu ve vergi kayıtları var ise getirtilmeli dava konusu taşınmazları nasıl niteledikleri araştırılmalıdır.
6831 sayılı Kanunun (dava tarihinde yürürlükte bulunan haliyle) 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.
Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır. Devlet Ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir (17/06/2004 gün ve 5192 sayılı Kanun ile değişik hali).
Kanun metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal elkoyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıkların kazanılamayacağı ilkesini içermektedir ve amacı orman bütünlüğünü korumaktır]. Bu tür yerlerin 15/7/2004 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir. Kanun koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazların memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar özel mülke dönüşüp, tarım ve inşaata
açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır [Y.H.G.K.’nun 10/12/1997 gün ve 1997/20 – 830/1034, 10/12/1997 gün ve 1997/20 – 808/1039, 22/10/2003 gün ve 2003/20 – 665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyedlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7 – 531 – 582 sayılı kararları]. Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 1/6/1988 gün ve 31/13 E.K.; 14/3/1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13/6/1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3/3/2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca; bu tür yerler kanun gereği orman sayıldığı için, orman içi açıklık ve boşlukların zilyetlik yolu ile kazanılmasına kanunî olanak yoktur. Dolayısıyla bu yollarla ormandan toprak kazanımından söz edilemez.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğu belirlendiği takdirde, ormanlardan tapu ve zilyetlikle yer kazanılamayacağı gözönünde bulundurulmalı, orman olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte, dayanak vergi kayıtları getirtilip uygulanmalı, tarım uzmanı bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı, mera, yaylak ve kışlak niteliğinde olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar davacı kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ve ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına tespit ve tescil edilebilir. 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi ise “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tesbit edilir.” hükmünü içermektedir. Mahkemece, 3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin 3/7/2005 gün ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 2. fıkrası hükümleri gözönünde bulundurularak yapılacağı düşünülerek, adına tescil kararı verilecek kişi ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları ve satın alınan kişiler yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, ortak miras bırakan Yunis terekesine dahil tüm taşınmazların tesbit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilip, incelenmeli sözü edilen taşınmaz ya da
taşınmazlardan dava dışı Hazine adına tesbit edilen taşınmaz ya da taşınmazlar varsa, anılan taşınmazların tesbitlerinin kesinleşmesi halinde mirasçılar arasında yöntemine uygun biçimde yapılan paylaşma var ise bozulacağı düşünülmeli, mahkemece uzman ziraat bilirkişiden; dava konusu taşınmazların sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda (5403 sayılı Kanunun 3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tesbit ve Kontrol İşleri HakkındakiYönetmeliğin değişik 10. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi; tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından) kanunun amacına uygun rapor alınarak,tarafların tüm delilleri birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Kabule göre de; müdahil Orman Yönetimi ve Hazine’nin davasının kabulüne karar verilerek hüküm kurulduğuna göre, 6099 sayılı Kanunun 16. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A maddesi göz önünde tutulmadan Orman Yönetimi ve Hazine tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve lehlerine takdir edilen vekalet ücretlerinin davalılardan ve ayrıca davası reddedilen davacı gerçek kişiden alınmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 23/05/2013 günü oy birliği ile karar verildi.