YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2840
KARAR NO : 2012/8239
KARAR TARİHİ : 29.05.2012
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … (…..) mahallesi, 101 ada 7 parsel sayılı 2699,36 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle fındık bahçesi niteliğiyle davalı gerçek kişiler adına tesbit edilmiştir. Davacı Hazine, davalıların taşınmaz mülkiyetini edinmeye elverişli kesintisiz zilyetliği söz konusu olmadığı ve taşınmazın Hazine adına tespiti yapılması gerekirken davalı gerçek kişiler adına tespit edilmesinin doğru olmadığı iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın reddine ve dava konusu …. (….) mahallesi, 101 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş, mahkemece verilen bu ilk hüküm davacı Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 04.06.2007 gün ve 2007/2017-1997 sayılı bozma kararında özetle, “…Mahkemece dava ve temyize konu 101 ada 7 parsel sayılı taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı taşınmaz üzerinde tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyetleri davalılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş isede yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmadığı, tarafların bir kayıt ve belgeye dayanmadığı, davalı tarafın bağışlamaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayandığı, davacı hazinenin ise davalı taraf yararına taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediğini taşınmazda davalıların zemini ekonomik amacına uygun olarak kullanmak koşuluyla iktisap sağlayan süreye ulaşan zilyetlerinin bulunmadığını öne sürdüğü, somut olayda bu olgular eşliğinde kanıtlama yükümlülüğü davalı tarafa ait olduğu, hükme dayanak yapılan uzman ormancı bilirkişi raporunda dava ve temyize konu taşınmazın bölgede tesbit gününden önce yapılan ve kesinleşen orman sınırlandırma haritasının kapsamı dışında kaldığı taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirtilmiş ise de, orman sınırlandırma harita ve tutanağının ne biçimde yerine uygulandığı keşif tutanağı ve dosya içeriğinden anlaşılamadığı, kural olarak mahkemece bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığının yöntemine uygun olarak belirlenebilmesi için, kesinleşmiş orman kadastrosu varsa, bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı, orman sınırlandırma harita ve tutanağının yöntemine uygun şekilde yerine uygulanması yoluyla belli edilir. Orman kadastrosu yapılmamış ise araştırmanın 6831 sayılı Yasanın 1. maddesi hükmüne göre yapılacağı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede kesinleşmiş orman kadastrosunun bulunduğu, öte yandan dava konusu taşınmaza sınırda komşu dava dışı 6 ve 8 parsel sayılı taşınmazların tutanak ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyalarının getirtilmesi, usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca davaların birleştirilip birleştirilmeyeceğinin düşünülmesi, taşınmazların öncesinin bir bütünden bölünme olup olmadığının saptanması gerekeceği, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için dava ve temyize konu taşınmazın bulunduğu bölgede 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca orman sınırlandırması ve orman sınırlarında değişiklik yapılmasıyla ilgili yönetimsel işlemlere ilişkin orman sınırlandırma harita ve tutanakların kesinleşme günlerini gösterecek şekilde orman idaresinden getirtilmesi, bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız yerel ve uzman bilirkişi fen memuru ve uzman ormancı bilirkişi hazır olduğu halde, taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak, orman kadastrosu ve 2/B maddesi hükmü uyarınca yapılan yönetimsel işlemlerin dayanağı harita ve eki belgelerin ayrı ayrı yerine uygulanması, uygulamada kadastro paftasının ölçeği ile orman sınırlandırma haritasının yapılmış ise orman sınırları dışına çıkarma ile ilgili yönetimsel işlemlerin dayanağı haritaların ölçeklerinin eşitlenmesi, yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle haritalar çakıştırılarak yerine uygulanması, özellikle uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılması, orman kadastrosu kadastro tesbit gününden önce kesinleşmemiş ise 6831 sayılı Yasanın 1. maddesi hükmü uyarınca orman araştırması yapılması, bu inceleme ve değerlendirme yapılırken taşınmazın fiziksel yapısı, meyil durumu, komşu taşınmazlarla mukayesesi yapılması, ayrıca taşınmazın sınır komşularını oluşturan taşınmazların eylemli durumunun da dikkate alınması, bu yolla taşınmazın mahkemece bizzat görülüp gözlenmesi, gözlemin keşif tutanağına aynen yansıtılması, uzman ormancı bilirkişilerden ve uzman fen memurundan keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye ve çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığını duraksamasız gösterecek biçimde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınması, bundan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 14/son maddesi hükümleri eşliğinde toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi…” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine ve dava konusu Güldibi (Dilekli) mahallesi, 101 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş, mahkemece verilen bu ikinci hüküm davacı Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından ikinci kez bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24.12.2009 gün ve 2009/17245-19452 sayılı bozma kararında özetle, “Bozma kararı öncesi yapılan keşif sonucu düzenlenen orman bilirkişi ve ziraat uzmanı bilirkişi raporlarında çekişmeli parselin üzerinde 24 adet 25 yaşlarında aşılı kestane ağacı, 27 adet 30-35 yaşlarında kestane ağacı kökleri, 50 yaşında 5 adet kestane ağacı kökü, 45 yaşında bir adet kestane ağacı ile 104 adet 30 yaşında fındık ağaçları bulunduğu, bozma kararına uyularak yapılan keşif sonucu düzenlenen orman bilirkişi ve ziraat uzmanı bilirkişi raporlarında da taşınmaz üzerinde 30-35 yaşında 25 adet aşılı kestane ağacı bulunduğu 30-35 yaşlarında da 100 adet fındık ağacı bulunduğu, belirlenmiş, aşılı kestane ağaçlarının taşınmazın önceki ve şimdiki malikleri tarafından dikildiği bildirilmiş, bozma kararından önce yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler de, orman kadastrosunun kesinleşmesinden ve orman sınırının batıya doğru çekilmesinden sonra, davalıların kullanımının batıya doğru genişlediğini söylemişlerdir.
Mahkemece yapılan bu keşifler ve alınan bilirkişi raporuyla çekişmeli parselin orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlendiği gerekçesiyle hüküm kurulmuşsa da, sahipli arazideki aşısız kestane ağaçlarının 4785 sayılı Yasanın 2/C maddesi gereğince devletleştirmeye tabi olmadığı, ancak; sahipli arazideki yani tapulu arazilerdeki aşılı kestanelikler ile sahipsiz yani tapusuz arazilerdeki her türlü kestaneliklerin devletleştirme kapsamında olduğu, çekişmeli parselin tapuya dayanılmadan, zilyetlikle davalı gerçek kişiler adına tesbit edildiği ve gerçek kişilerin de tapuya dayanmadığı, taşınmazın batısında devlet ormanı olarak sınırlandırılan ve içinde kestane ağacı olan devlet ormanı bulunduğu da gözetilerek, kestane ağaçlarının çekişmeli parselin hangi bölümünde yoğunlaştığı veya hangi bölümünü kapsadığı belirlenmemiş, çekişmeli parselin orman kadastrosunun kesinleştiği tarihe kadar orman sayılan yerlerden olup olmadığı, 4999 sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 7 ve devamı maddeleri gereğince her hangi bir nedenle sınırlama dışında kalmış orman olup olmadığı, orman sayılan yerlerden değilse bile, orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten, kadastro tesbit tarihine kadar, 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği süresinin dolup dolmadığı, bitki örtüsü ve hakim ağaç türüne göre kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilecek yerlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
02.12.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4999 Sayılı Yasanın 3. maddesi ile değişik 6831 sayılı Yasanın 7. madde 1. fıkrası “Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanların, hususi ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti ile 2’nci madde uygulamaları ile ilgili olarak kadastrosu kesinleşmiş yerlerde tespit edilen fenni hataların düzeltilmesi işleri orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” hükmü getirilmiş ve bu hükümle daha önce sınırlaması yapılmış olup da her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosunu yapma görev ve yetkisini vermiş ve 15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmelik’in 10. maddesinin (a) bendinde orman kadastro komisyonlarının aynı görev ve yetkisi tekrarlandıktan sonra 26/a maddesinde “6831 sayılı Kanunun 1’inci maddesine göre, orman sayılan ve eskiden beri Devlete ait olduğu bilinen ormanlar…” 26/c maddesinde “4785 sayılı Kanunla Devletleştirilmiş veya Devletleştirilmeye tabi ormanlar,” ve 26/h maddesinde de “Her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanlar,”ın devlet ormanı olarak sınırlandırılacağı öngörülmüştür.
Çekişmeli parselin kuzeyinde bulunan aynı ada 6 ve güneyinde bulunan aynı ada 8 sayılı parsellerin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiası ile Hazine tarafından açılan davaların reddine ilişkin kadastro mahkemesi kararları, dava konusunun farklı olması nedeniyle Hazine aleyhine kesin hüküm oluşturmaz.
O halde; çekişmeli parselin bulunduğu yeri gösteren en eski tarihli memleket haritasının orijinalinden renklendirilmiş fotokopisinin Harita Genel Komutanlığından, yine 1993 yılında yapılan orman kadastrosunda kullanılan memleket haritaları ve hava fotoğraflarının Orman Genel Müdürlüğünden, dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, dosyada bulunmayanlarının kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri ile, yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile M.Y.’nın 713. maddesine dayanılarak açılan davalarda dava tarihinden, kadastro tespitine itiraz davalarında ise tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 – 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yönetimlerden yerlerden istenerek, bu belgeler Ziraat Fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi, bir Harita-Kadastro (Jeodezi ve Fotogrametri) mühendisi ile üç yüksek orman mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmaz ile çevresine uygulanıp bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, imar-ihya ve zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığı belirlenmeli, bu belgeler ile kadastro paftası, pafta düzenlenmemişse dava konusu taşınmazın 23/06/2005 gün ve 9070 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan BÖHHBÜY (Büyük Ölçekli Haritalar ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği) hükümlerine göre koordinatlı olarak düzenlenecek haritası hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, bilirkişi kurulundan çekişmeli taşınmazın konumunu, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde, bozma kararlarından önce alınan tüm bilirkişi raporlarında tarif edilen fiili özellikleri ve bitki örtüsünün de gözetildiği, ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir, topografik ve memleket haritalarından yararlanılarak taşınmazın gerçek eğim, bitki örtüsü, hangi ağaçların kaç tane ve taşınmazın hangi bölümlerinde bulunduğu, hakim ağaç türü ve yaşlarının incelendiği ve 4785 Sayılı Yasa karşısında durumunun ne olduğu, konularında bilimsel verilere dayanan rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olması veya kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalması ya da orman ve arazi kadastrosunun yapılıp kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 20 yıldan fazla süre geçmesi o yerin kişiler adına tescili için yeterli olamayacağından bu şekilde yapılacak inceleme sonucu dava konusu yerin;
1) Orman sayılan veya orman rejimine girmiş (15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliği madde 26) yerlerden ya da 3402 sayılı Yasanın 16. maddesinde belirtilen özel mülkiyete tabi olmayacak, kamu mallarından olduğunun belirlenmesi (3402 Sayılı Yasanın 16. md. A, B, C, D bentleri kapsamında kalan yerler),
2) Kamu hizmetine tahsis edilmiş olduğunun anlaşılması (3402 sayılı Yasanın 17/1. maddesi gereğince orman yetiştirilmek üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen arazi ya da başka bir amaçla kamu hizmetine tahsis edilen arazi, imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılamaz. H.G.K. 03.06.1998 gün 1998/8-347-394 ve 12.12.2001 gün 2001/20-118-1156 S.K.),
3) İl, İlçe ve kasabaların nazım veya uygulamalı imar planlarının kapsadığı alanlarda kaldığının saptanması (3402 sayılı Yasanın 17/2. md. H.G.K. 25.04.2001 gün ve 2001/20-390-396 S.K.),
4) Tescil davalarında, davanın açıldığı; kadastro tesbitine itiraz davalarında ise kadastro tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 20 yıl önce çekilmiş hava fotoğrafları ve bu fotoğraflardan üretilmiş memleket haritaları veya fotogrametri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftalarında zilyet ve tasarruf edilmeyen yerlerden olduğunun anlaşılması,
5) Kadastro tesbit ve tescil harici bırakma işleminin kesinleştiği tarihten tescil davasının açıldığı tarihe kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin geçmemiş olması (H.G.K.’nun 22/03/1995 gün 1994/8 – 873-216 ve 19/02/1997 gün ve 1996/8-768-100 ve 24/09/1997 gün ve 1997/20-372-718 ve 18/02/1998 gün ve 1998/8-15-129 sayılı kararları),
6) O yerde orman kadastrosu kesinleşmiş olsun olmasın, taşınmazın 6831 sayılı Yasanın 17/2. ve Orman Kadastrosunun Uygulaması Hakkındaki Yönetmeliğin 26/a. maddeleri kapsamında orman içi açıklık konumunda bulunması (H.G.K.nun 10.12.1997 gün ve 1997/20-830-1034 ve 17.12.1997 gün ve 1997/20-808-1039 ve 22.10.2003 gün ve 2003/20-665-614 ve 11.10.2004 gün 2004/7-531-582 sayılı kararları ile orman içi açıklıkların zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilmiştir.),
7) Dava konusu taşınmazın veya yakın çevresinin arazi kadastro ekiplerince kadastro paftası üzerinde orman nitelemesi yapılarak tesbit ve tescil harici bırakılması (H.G.K.nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 ve 12/03/2008 gün ve 2008/20-214-241 sayılı kararları),
8) Kadastro (Tapulama) Komisyonu tarafından orman sayılarak tesbit ve tescil harici bırakılması (H.G.K.nun, 24.10.2001 gün ve 2001/8-964-751 ve 13.02.2002 gün 2002/8-183-187 sayılı kararları),
9) 15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayınlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 26. maddesinin 2. fırkasında yazılı,
a) 4785 sayılı Yasayla Devletleştirilmiş orman,
b) 3116 sayılı Yasanın Geçici 1. maddesine göre kamulaştırılmış orman,
c) 6831 sayılı Yasanın 3. maddesine göre orman rejimine alınmış yer,
d) Aynı Yasanın 13. maddesinin (B) bendine göre orman olarak ağaçlandırılan veya ağaçlandırılacak yer,
e) Aynı Yasanın 24. maddesine göre kamulaştırılan ya da diğer suretle orman yetiştirmek üzere kamulaştırılan yer,
f) Devlet Ormanı olduğuna dair kesinleşmiş mahkeme kararı bulunan yer,
g) Herhangi bir nedenle orman sınırı dışında kalmış orman,
h) Maliye Bakanlığınca orman olarak tahsis edilmiş yerlerden ağaçlandırılmış ya da ağaçlandırılmak üzere planlanmış saha,
ı) Orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alan olduğunun belirlenmesi halinde bu tür yerlerin herhangi bir şekilde komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olmasının bu yerlerin orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı düşünülerek başka bir araştırmaya gerek kalmadan Hazine davasının kabulü ile dava konusu taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilmelidir (H.G.K.’nun 15/03/2006 gün 2006/8-106-68 sayılı kararı).
Yukarıda yazılı koşulların somut olayda bulunmaması halinde, taşınmazın öncesinin ne olduğu, imar-ihya yapılmışsa hangi tarihte başlanılıp bitirildiği, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı, maddi olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmeli, Somut olayın özelliği gözönünde bulundurularak ayrıca; keşif sırasında taşınmazı çeşitli yönlerinden hali hazır durumunu gösterir renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dava dosyası içine konulmalı,
3402 sayılı Yasanın 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin 03/07/2005 gün ve 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Yasası ile değiştirilen 2. fıkrası hükümlerine göre yapılacağı düşünülerek, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda (5403 sayılı Yasanın 3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tespit ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmeliğin değişik 10. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi: tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından) ziraat mühendisinden yasanın amacına uygun rapor alınmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede kesinleşmiş orman kadastrosu bulunduğu ve bu kadastroda taşınmazın orman sınırları dışında bırakıldığı ve bu nedenle taşınmazın orman olmadığı ve orman niteliğinde olup olmayacağının tartışılamayacağı ve davalı gerçek kişiler yararına 3402 sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçeleriyle davacı Hazinenin davasının reddine ve dava konusu Güldibi (Dilekli) mahallesi, 101 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde, tesbit ve dava tarihinden önce 1993 yılında yapılıp 21.04.1994 tarihinde ilan edilerek 22.10.1994 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu vardır.
Mahkemece, bozmaya uyulmuş ise de gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazın Hazineye ait olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Bozma ilamında da belirtildiği gibi dava konusu taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalması o yerin kişiler adına tescili için yeterli değildir. Yine bozma ilamında da değinildiği gibi, çekişmeli taşınmazın 4999 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 7 ve devamı maddeleri gereğince her hangi bir nedenle sınırlama dışında kalmış orman olup olmadığının eski tarihli resmi belgelere göre belirlenmesi gerekmektedir. Mahkemece bozma ilamına uyularak ve bozma kararı doğrultusunda yapılan keşifte görev alan üç kişilik orman bilirkişi kurulu tarafından eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada, çekişmeli taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümünün yeşil renkli, orman sayılan, (B) ile gösterilen bölümün ise, açık alanda, orman sayılmayan alanda kaldığı tespit edilmiştir. Bozmaya uyulduğuna göre gereği eksiksiz yerine getirilmelidir. Bu bağlamda çekişmeli taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümü eski tarihli resmi belgelere göre ve eylemli olarak orman niteliğindedir ve çekişmeli taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümü yönünden davalı kişiler lehine zilyetlikle kazanım koşulları da somut olayda bulunmamaktadır. Ziraatçı bilirkişi Şinasi Orhan tarafından hazırlanan 04.05.2011 tarihli raporda, dava konusu taşınmazın içerisinde uzun yıllar herhangi bir toprak işleme yapılmadığı, zemindeki yabancı ot ve çalılığın temizlenmediği, dolaysıyla zemin yüzeyinde ormanlık vasfında çalılaşmanın ve diri orman örtüsü oluştuğu, fındık ağaçlarında budama yapıldığı ve budanan dalların araziden uzaklaştırıldığı, yine taşınmazın üzerinde çalı, çırpı, böğürtlen dikenleri, fındık ocakları, kestane ağaçları, çam ağaçları ve orman ağaççıkları mevcut olduğu, çam ağaçları ve kestane ağaçları arazinin muhtelif yerlerinde olup düzenli bir yapı oluşturmadıkları ancak kestane ağaçlarının bazıları kökünden bazıları ise gövde üzerinden kesildiğini, kestane ağaçlarının bir kısmı çok yaşlı olmalarından, bir kısmı hastalık ve virüslerden dolayı kesildiğini fındık ağaçları taşınmazın güneyinde ve sayıca çok az olduğu, diğer bölümlerinde ocak şeklinde olup, yaşlı olmaları ve periyodik bakımlarının yapılmaması nedeniyle zayıf kaldıkları, alt folara çalı çırpı, yabancı otlar, ağaç sürgünleri (orman ağaççıkları) ile kaplı olduğu ve taşınmazın toprağından bitki çürüntüsü ve orman toprağı oluştuğu ve ölü örtünün mevcut olduğunu ifade edilmiştir. Yine üç kişilik orman bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan raporda, (A) bölümü üzerinde fındık ocakları, kestane ağaçları ve fidleri, orman alt tabakasını oluşturan muhtelif cinste çalı tabakası, 8-14 yaşlarında sürgünden gelen gürgen fidelerinin sahaya geldiği ve diri orman örtüsünün oluştuğu ifade edilmiştir.
Davalı gerçek kişiler geçerli bir tapu kaydına dayanmadığına ve bilirkişi beyanları ve eylemli duruma göre taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümünün uzun süre kullanılmadığı anlaşıldığına göre, taşınmazın orman vasfı yok edilerek, diğer bir anlatımla, orman örtüsü yok edilse bile toprağın orman toprağı sayılması nedeniyle, süresi neye ulaşırsa ulaşsın zilyetlik yolu ile ormandan yer kazanılması 3402 sayılı Yasanın 45. maddesini iptal eden Anayasa Mahkemesi’nin kararı karşısında olanaksızdır. Kaldı ki, taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümü öncesi itibari ile de ormandır. Bu durumda, dava konusu taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümü yönünden davalılar lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. 6831 sayılı Yasanın 1 inci maddesine göre “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” hükmü gereğince, mahkemce taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümünün hiç bir şekilde özel mülkiyete konu olamayacak, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki orman olduğu düşünülerek taşınmazın (A) ve (B) bölümlerinin yüzölçümleri belirlenip, davacı Hazinenin krokide (A) ile gösterilen bölüm yönünden davasının kabulüne, taşınmazın krokide (B) ile gösterilen bölümü yönünden ise reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 29/05/2012 günü oybirliği ile karar verildi.