Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/16554 E. 2011/2003 K. 02.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/16554
KARAR NO : 2011/2003
KARAR TARİHİ : 02.03.2011

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20 Hukuk Dairesinin 01/07/2002 gün ve 2002/4841-6383 sayılı bozma kararında özetle; “Dava konusu taşınmaz, komşu dava dışı 304 ada 2 parsele uygulanan Şubat 1951 tarih 25, Mayıs 1297 tarih 1 ve 2 ve Ocak 1955 tarih 23 numaralı tapu kayıtlarının miktar fazlası olması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Sözü edilen tapu kaydı üç hudutludur. Tapu kaydı Papaz tarlası ve kısmen Hazine tarlasını sınır okumaktadır. Bu haliyle tapu kaydı değişir sınırlı olup, miktarı ile geçerlidir. Her ne kadar uzman orman bilirkişi aracılığıyla resmi belgelere dayalı olarak yapılan incelemede taşınmazın kısmen orman sayılmayan yerlerden olduğu belirlenmiş ise de, yapılan inceleme ve uygulama hükme yeterli değildir. Şöyle ki; Mahkemece, öncelikle çekişmeli 6 numaralı parsellerle birlikte komşu 304 ada 1, 2,3,4,7 ve 10 numaralı parselleri bir arada gösteren kadastro pafta örneği getirildikten sonra bu komşu parsellerin tespit tutanak örnekleri ile tüm dayanak tapu yada vergi kayıtları bulunduğu yerden istenmeli; bundan sonra, fen ve uzman orman bilirkişi aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, yansız, olabildiğince yaşlı, yerel bilirkişi yardımıyla davacını tutunduğu ve dava dışı 304 ada 2 numaralı parsel yüzölçümüyle revizyon gören tapu kaydı uygulanmalı, kaydın açık kalan hududunun ne olduğu saptanmalı, tapu kaydında sözü edilen papazın tarlası ile Hazineye ait tarlanın neresi olduğu belirlenmeli; komşu 7 parselde 3 ve 3 parsele uygulanan Ekim 1951 tarih 27 ve 1 parsele uygulanan Şubat 1953 tarih 5 numaralı tapu kayıtları ile diğer komşu parsellere uygulanan tapu kayıtları uygulanarak çekişmeli taşınmaz yönünü ne olarak okuduğu saptanmalı, yapılan uygulama uzman bilirkişi tarafından düzenlenecek birleşik haritaya yansıtılarak keşfi izleme olanağı sağlanmalı, ayrıca uzman orman bilirkişi tarafından en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amanejman planına göre taşınmazın konumu ve durumu saptandıktan sonra 3402 sayılı Yasanın 4. maddesine göre yapılan sınırlamada 45, 46, 50, 51, 53, 54, 55 numaralı orman tahdid sınır noktalarına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmeli ve haritasına işaretlenmeli, bu şekilde yapılacak inceleme sonucu taşınmazın tamamı yada bir kısmının orman sayılmayan yerlerden olduğunun saptanması halinde dava konusu taşınmazın 3402 sayılı yasanın 14, 17 ve 18 maddelerine göre zilyetlikle kazanabilecek yerlerden olup olmadığı, davacı yararına zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılarak; oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiği” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve Kastamonu İli, İnebolu İlçesi, … mevkii 304 ada 6 nolu parselin kadastro tutanağının iptali ile; davacı … oğlu … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel kısmen orman alanı dışında kısmen içinde bırakılmıştır.
1) Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamından önce mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ve dava konusu parselin fen bilirkişi krokisinde B ile gösterilen 2940,99 m2’lik kısmının davacı … adına, A ile gösterilen 2198,27 m2’lik kısmının ise orman niteliğiyle hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesine dair hüküm davalılar hazine ve orman yönetimi tarafından temyiz edilmiştir. Davacı gerçek kişi verilen bu hükmü temyiz etmemiştir. Yerel Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda çekişmeli 304 ada 6 nolu parselin tamamının tespit gibi davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline dair verdiği karar, usuli kazanılmış hakkın ihlali mahiyetindedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kavram, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK).
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK.nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001). usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı ilamı, YHGK.’nun 31.05.2006 gün ve 2006/10-307-337 sayılı ilamı, YHGK.’nun 10.05.2006 gün ve 2006/4-230-288 sayılı ilamı).
Bu itibarla, somut olayda davacı gerçek kişi bozmadan önceki hükmü temyiz etmemesi nedeniyle taşınmazın (A) ile gösterilen bölümü yönünden davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu itibarla, mahkemece çekişmeli 304 ada 6 parselin krokide (A) ile gösterilen 2198,27 m2’lik bölüme yönelik olarak açılan davanın reddine ve orman niteliğiyle hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usuli kazanılmış hak kuralının ihlali sonucunu doğurduğundan (A) ile gösterilen 2198,27 m2’lik bölümüne yönelik hüküm bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2) Çekişmeli 304 ada 6 nolu parselin krokide (B) ile gösterilen 2940,99 m2’lik bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece çekişmeli taşınmazın bu bölümüne ilişkin olarak bozma kararına uyulmuş ise de, bozma kararı doğrultusunda işlem ve uygulama yapılmamıştır. Bu nedenle 01/07/2002 gün ve 2002/4841-6383 sayılı bozma ilamında belirtildiği gibi, Mahkemece, öncelikle çekişmeli 6 numaralı parsellerle birlikte komşu 304 ada 1,2,3,4,7 ve 10 numaralı parselleri bir arada gösteren kadastro pafta örneği getirildikten sonra bu komşu parsellerin tespit tutanak örnekleri ile tüm dayanak tapu yada vergi kayıtları bulunduğu yerden istenmeli; bundan sonra, fen ve uzman orman bilirkişi aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, yansız, olabildiğince yaşlı, yerel bilirkişi yardımıyla davacını tutunduğu ve dava dışı 304 ada 2 numaralı parsel yüzölçümüyle revizyon gören tapu kaydı uygulanmalı, kaydın açık kalan hududunun ne olduğu saptanmalı, tapu kaydında sözü edilen papazın tarlası ile Hazineye ait tarlanın neresi olduğu belirlenmeli; komşu 7 parselde 3 ve 3 parsele uygulanan Ekim 1951 tarih 27 ve 1 parsele uygulanan Şubat 1953 tarih 5 numaralı tapu kayıtları ile diğer komşu parsellere uygulanan tapu kayıtları uygulanarak çekişmeli taşınmaz yönünü ne olarak okuduğu saptanmalı, yapılan uygulama uzman bilirkişi tarafından düzenlenecek birleşik haritaya yansıtılarak keşfi izleme olanağı sağlanmalı, ayrıca uzman orman bilirkişi tarafından en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amanejman planına göre taşınmazın konumu ve durumu saptandıktan sonra 3402 sayılı Yasanın 4. maddesine göre yapılan sınırlamada 45, 46, 50, 51, 53, 54, 55 numaralı orman tahdid sınır noktalarına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmeli ve haritasına işaretlenmeli, bu şekilde yapılacak inceleme sonucu taşınmazın tamamı yada bir kısmının orman sayılmayan yerlerden olduğunun saptanması halinde dava konusu taşınmazın 3402 sayılı yasanın 14, 17 ve 18 maddelerine göre zilyetlikle kazanabilecek yerlerden olup olmadığı, davacı yararına zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılarak; oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 02/03/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.