Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/4739 E. 2012/8547 K. 05.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4739
KARAR NO : 2012/8547
KARAR TARİHİ : 05.06.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı 10.03.2006 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … köyü … mevkiinde bulunan taşınmazın tapulama dışı bırakıldığı ve 20 yılı aşkın zamandır zilyetliğinde olduğunu, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinme şartlarının oluştuğu iddiası ile taşınmazın adına tapuya kayıt ve tescili talebiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar 8. Hukuk Dairesinin 09.04.2009 tarih ve 2009/794-1744 sayılı kararı ile “Davanın imar-ihya ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenlerine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri uyarınca açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkin olmasına rağmen, karar başlığında tapu iptali ve tescil davası olarak nitelendirilmesi ve hükme esas alınan fen bilirkişilerinin 14.03.2007 olan rapor tarihlerinin hükümde 11.03.2007 olarak gösterilmesi doğru olmadığı gibi, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme de hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava, tescil konusu taşınmazın … köyünde bulunduğu belirtilmek suretiyle bu köy tüzelkişiliği hasım gösterilerek açılmış; hüküm, Kayaönü köyünün adı yazılmak suretiyle oluşturulmuştur. Kadastro Müdürlüğünün 30.03.2006 tarihli karşılık yazısında, Kayaönü (…) köyünün kadastro çalışmalarının 23.02.1993 tarihinde kesinleştiği, dava konusu yerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/C maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan dağlık, taşlık ve tarıma elverişli olmayan yerlerden olması nedeniyle tescile tabi tutulmadığı, 27.06.2006 tarihli karşılık yazıda ise, Kayaönü köyünde bulunan taşınmazların kadastro çalışmalarının 28.08.1977 tarihinde kesinleştiği bildirilmiştir. Fen bilirkişileri, taşınmazların Kayaönü köyünde bulunduğunu raporlarında açıklamışlar, yapılan keşifte dinlenilen yerel bilirkişi … köyünde oturduğunu, davacı tanıkları da Kayaönü köyünden olduklarını söylemişlerdir. Komşu parsellere ilişkin kadastro tutanaklarının incelenmesinden tümünün Kayaönü köyüne ait olduğu, yerel ilâna ilişkin tutanağın da … köyü muhtarı tarafından imzalandığı görülmüştür. Tüm bu hususlardan dolayı Kayaönü ve … köylerinin aynı köy olup olmadıkları ve taşınmazın hangi köy sınırları içerisinde kaldığı hususunda duraksama hasıl olmuştur. İlgisi bakımından davanın taşınmazın sınırları içerisinde bulunduğu köy tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekir. Taraf teşkili ile ilgili olan bu durum mahkemece nazara alınmalı, davanın doğru hasıma yöneltilmesi sağlanmalıdır. Bu aynı zamanda tespit dışı bırakılan bir yerin TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri hükümlerine göre tapuya tescil edilebilmesi için tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerektiği yolundaki Yargıtay’ın kararlılık kazanan uygulamalarının süre bakımından koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması açısından da önem taşımaktadır. O nedenle, mahkemece, dava konusu taşınmazların hangi köy sınırları içerisinde bulundukları tereddüt uyandırmayacak şekilde belirlenmeli, davanın doğru hasıma yöneltilmesi sağlanmalı, taşınmazların bulunduğu yerde kadastro çalışmalarının başlama, bitiş ve kesinleşme tarihleri ile taşınmazların bu çalışmalarda tespit edilen nitelikleri belirlenmeli, fen bilirkişisi krokisi de eklenilmek suretiyle tapuda kayıtlı bulunup bulunmadıkları tapu sicil müdürlüğünden sorulmalıdır.
2012/4739-8547
Tüm bunlardan ayrı; komşu 839 parsel sayılı taşınmazın hükmen oluşumuna esas olan Adıyaman Sulh Hukuk Mahkemesinin 1992/558 Esas-1993/179 Karar sayılı dosyası ile diğer komşu parsellerin tespitlerine dayanak yapılan … mevkii 2, 4 ve 6 tahrir no’lu vergi kayıtları da bulundukları yerlerden getirtilerek yerel ve teknik bilirkişiler aracılığıyla taşınmazlar başında yeniden yapılacak olan keşifte uygulanmalı, dava konusu taşınmazların bu belgelere göre konumları saptanmaya çalışılmalı, teknik bilirkişiden krokisine işaret ettirilmesi istenilmeli, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesindeki sınırlamalar bakımından kadastro müdürlüğünden de gerekli araştırma yapılarak toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle, ayrıca bakiye karar ve ilâm harcının da dava konusu taşınmazların keşifte belirlenecek gerçek değerleri üzerinden alınması gerektiği hususu da gözönünde tutularak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüyle (A) ile gösterilen 5172,43 m2, (B) ile gösterilen 5676.84 m2, (C) ile gösterilen 7411,86 m2, (D) ile gösterilen 8373,05 m2 ve (E) ile gösterilen 2189,89 m2 yüzölçümündeki taşınmazların tarla vasfıyla davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, (F) ile gösterilen kısma yönelik davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, arazi kadastrosu sırasında tapulama harici bırakılan taşınmazın Medeni Yasanın 713 . maddesi gereğince tapuya tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamıştır.
Yörede genel arazi kadastrosu 1975 yılında yapılmış ve 27.01.1977 – 28.02.1977 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Dava tarihi ile kesinleşme tarihi arasında 20 yıl geçmiştir.
1) İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi kurulu tarafından orman kadastrosu, eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın (A) ile gösterilen 5172,43 m2, (B) ile gösterilen 5676.84 m2, (C) ile gösterilen 7411,86 m2 ve (D) ile gösterilen 8373,05 m2 kısımlarının orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığına ve adına tescil kararı verilen davacı yararına 3402 sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu belirlenerek yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,
2) Çekişmeli taşınmazın (E) ile gösterilen 2189,89 m2’lik kısmının ise, dosyada mevcut ziraatçı bilirkişi Necdet Dikme tarafından düzenlenen 19.04.2010 tarihli rapordan % 25-30 eğimli olup yer yer zeminde kayalık alanların mevcut olduğu bu kısım üzeride imar ve ihya çalışması yapılmadan çukurlar kazılarak fidan dikildiği, eğimi yüksek olan bu kısım üzerinde 1-2 metre yüksekliğinde teras yapmadan zirai faaliyette bulunmanın doğru olamadığı gibi, açılan çukurlara dikilen 2-3 yaşlı zeytin, ceviz, badem, incir, akasya ve iğni yapraklı orman fidanlarından taşınmazın son 3-5 yıldır kullanıldığının anlaşıldığı ve taşınmazın imar ihyasının tamamlanmadığı bildirilmiştir. Belirlenen tüm bu bulgular doğrultusunda taşınmazın imar ve ihyasının tamamlanmadığı ve davacı yararına 3402 sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşamadığı anlaşıldığından, mahkemece bu kısma yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile (E) kısmına yönelik davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan Hazinenin (E) kısmına yönelik temyiz itirazlarının kabulüyle bu kısma yönelik hükmün BOZULMASINA 05/06/2012 günü oybirliği ile karar verildi.