YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7261
KARAR NO : 2012/9156
KARAR TARİHİ : 18.06.2012
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 31/03/2011 gün ve 2011/1008 – 3630 sayılı bozma kararında özetle ”Kadastro sırasında … köyü, 306 ada 21 parsel sayılı 13590,33 m² yüzölçümündeki taşınmaz, belgesizden maliki tespit edilemediğinden, 3402 sayılı Yasanın 18. maddesi gereğince tarla niteliğiyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacılar, çekişmeli taşınmazın zilyetliklerinde bulunan yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmışlardır. Mahkemece, davanın kabulüne ve 21.07.2010 günlü fen bilirkişi raporunda (B) ile gösterilen 11332,82 m²’lik kısmın davacılar adına tarla niteliğiyle tapuya tesciline, (A) ile gösterilen 2266,50 m²’lik kısmın orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından taşınmazın (B) bölümüne yönelik olarak temyiz edilmiştir. Orman Yönetiminin 3402 sayılı Yasanın 26/D maddesine göre asli davacı sıfatıyla davaya harçlı bir katılımı yoktur, davaya dahil edilmesi taraf sıfatı vermez. Bu nedenle davada taraf sıfatı olmayan Orman Yönetiminin kararı temyiz yetkisi ve sıfatı bulunmadığından temyiz dilekçesinin REDDİNE, davalı Hazinenin taşınmazın (B) bölümüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; hükme esas alınan raporlarda dava konusu parselin geniş çevresiyle birlikte komşu taşınmazları gösterir biçimde aplike edilmediği, hava fotoğrafında elle işaretleme yapıldığı, raporun bu haliyle denetime elverişli olmadığı, dava konusu taşınmazın mahkemenin 2010/145 esas sayılı dosyasında da davalı olduğu anlaşıldığı halde, birleştirilmesinin düşünülmediği, komşu parsellere ait tesbit tutanakları ile varsa dayanak tapu ve vergi kayıtları getirtilerek uygulanmadığı çekişmeli taşınmazın bulunduğu yönü ne şekilde okuduklarının değerlendirilmediği; mahalli bilirkişiler, taşınmazın davacıya murislerinden kaldığını, 40-50 yıldır zilyetliklerinde bulunduğunu; tesbit tutanak tanığı, tutanak içeriğini tekrar ettiğini açıkladığı halde, çelişkinin giderilmediği, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenerek zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınmadığı, ayrıca uzman ziraat bilirkişinin 306 ada 21 nolu taşınmazın % 20 eğimli, üzerinin ot ve çayırlarla kaplı olduğuna ilişkin açıklaması karşısında, taşınmaz üzerinde ekonomik amaca uygun bir zilyetlik bulunup bulunmadığının değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle; mahkemece eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı, tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 veya 20 yıl önce çekilmiş hava fotoğrafları ile bu fotoğraflardan üretilmiş memleket haritası, topografik fotogrometri yöntemiyle düzenlenen kadastro haritaları, komşu parsellere ilişkin kadastro tespit tutanak ve dayanakları, mahkemenin 2010/145 esas sayılı dava dosyası ilgili yerlerden getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman
2012/7261 – 2012/9156
yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir mühendis, bir ziraat mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, fotogometri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftalarında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı belirlenmeli, çekişmeli taşınmazın miktarı ve konumuna göre 6831 sayılı Yasanın 17/2. maddesi gereğince orman içi açıklığı niteliğinde olup olmadığı, orman içi açıklıklarının zilyetlikle kazanılamayacağı gözetilmeli; tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması.” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne;
1) Asli davacı … Müdürlüğünün davasının, dava konusu parsellerden 306 ada 21 nolu parselin (A) harfi ve 307 ada 10 nolu parselin (A) harfi ile gösterilen kısımlar yönünden KABULÜNE, diğer parseller yönünden REDDİNE,
2) Davacı …’nın davasının dava konusu parsellerden 306 ada 21 nolu parselin B harfi ile gösterilen kısım yönünden KABULÜNE, 306 ada 21 parselin (A) harfi ile gösterilen kısım yönünden REDDİNE,
3) Davacı Alaettin Ağca’nın davasının dava konusu parselerden; 303 ada 6 nolu parsel, 306 ada 8-19 parseller ile 307 ada 10 nolu parsellerin B harfi ile gösterilen parseller yönünden KABULÜNE, dava konusu parsellerden 306 ada 21 nolu parsel ile 307 ada 10 nolu parselin (A) harfi ile gösterilen yönünden reddine karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından re’sen görülecek nedenlerle, Orman Yönetimi tarafından 307 ada 10, 306 ada 20 ada sayılı parsellerin tamamının orman olduğu iddiası ile temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre, dava; kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
1) Orman Yönetiminin temyizi yönünden; dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak uzman orman bilirkişi tarfından usule uygun şekilde resmî belgelere dayalı olarak yapılan inceleme ve araştırmada, çekişmeli taşınmazların fen bilirkişi krokisinde 306 ada 21 ve 307 ada 10 parsellerin (A) harfi ile gösterilen bölümlerinin orman sayılan yerlerden olduğu ve
2012/7261 – 2012/9156
aynı parsellerin (B) harfi ile gösterilen bölümlerinin ve yine, 303 ada 6 ve 306 ada 8 ve 19 parsellerin tamamının orman sayılmayan yerlerden olduğu gözetilerek,Orman Yönetiminin bu parsellere yönelik davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; Orman Yönetiminin davasının kabulüne karar verilen 306 ada 21 parselin (A) harfli ve 307 ada 10 parselin yine (A) harfli bölümlerine yönelik sicil oluşturulmaması doğru değilse de, bu husus, hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir. Bu nedenle; hüküm fıkrasının 1 numaralı bendinin sonuna gelmek üzere, “Bu hükümlerin orman niteliği ile Hazine adına tapuya kayıt ve tescillerine” yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi göndermesiyle H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilmiş bu şekliyle onanması gerekmiştir.
2) Hazinenin temyizine gelince; gerçek kişilerin davalarının kabulüne karar verilen 306 ada 21 ve 307 ada 10 parsellerin (B) harfi ile gösterilen bölümleri ile ayrıca, resmî belgelerde tamamı orman sayılmayan yer olarak saptanan 303 ada 6 ve 306 ada 8 ve 19 parsellerde davacı gerçek kişilerin davalarının kabulüne karar verilmişse de yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre, çekişmeli taşınmazların halen ot ve çayırlık niteliğinde bulunduğunu, 25 – 30 yıl önce tarım arazisi olarak kullanılmışsa da, göç nedeniyle kullanmadıkları anlaşılmaktadır. Bir taşınmaz üzerindeki kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile doğan haklar terk ile son bulur. Taşınmazlarda 25 -30 yıl gibi uzun bir süre ilişkinin kesilmesi, zilyette terk iradesinin varlığını gösterir. Bu durumda; davacıların, taşınmazların üzerindeki zilyetliklerini iradî olarak terk ettiği ve ekonomik amacına uygun bir kullanımlarının bulunmadığı anlaşıldığına göre, 3402 sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığından davalarının reddi ile tesbitte olduğu gibi Hazine adına tescillerine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ayrıca, davanın kabulü ile yetinip sicil oluşturulmaması doğru değildir.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün düzeltilerek ONANMASINA,
2) Yukarıda ikinci bentde açıklanan nedenlerle Hazinenin 306 ada 21 ve 307 ada 10 sayılı parsellerin (B) bölümleri ile 303 ada 6 ve 306 ada 8 ve 19 sayılı parsellere yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA 18/06/2012 günü oybirliği ile karar verilidi.