Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2009/11320 E. 2010/2529 K. 10.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11320
KARAR NO : 2010/2529
KARAR TARİHİ : 10.03.2010

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Davacı tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahiller vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacılar vekili, müvekkilleri şirketlerin borca batık hale geldiğini, öngörülen iyileştirme tedbirlerinin uygulanması halinde borca batıklıktan kurtulabileceğini çok sayıda çalışanın işine son verdiğini, taşıtların satılarak araç kiralama yoluyla tasarruf sağladıklarını belirterek, davacı şirketlerin iflasının 1 yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, mahallinde yapılan keşif neticesinde 31.03.2009 havale tarihli raporda davacı şirketlerin 28.02.2009 tarihli bilançolarına göre borca batık olmadığı tespit edilmişse de, davacı vekilinin bu rapora yönelik itirazları üzerine düzenlenen ek raporda, davacı şirketler dahil olmak üzere toplam dokuz şirketin tamamen birbirleriyle ortaklık ve iştirak ilişkisinin olması, bilanço üzerinde iştirak olarak değer taşıyan şirketlerin de aslında borca batık olması nedeniyle fiilen hiçbir değer taşımamasından dolayı davacıların borca batık olduğu, iş bağlantılarının devam etmesi ve deneyimleri itibariyle iyileştirmeye ehil oldukları belirtilerek davacı şirketlerin iflasının 1 yıl süreyle ertelenmesine oyçokluğuyla karar verilmiş, hüküm müdahiller vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, müdahiller vekillerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin malî durumunun ıslahının mümkün olması hâlinde o şirketin iflâsının önlenmesini sağlayan bir kurumdur. Böyle bir talep üzerine mahkemece bu şirketin öncelikle borca batık durumda olup olmadığı tespit edilmeli, borca batık durumda ise bu kez ıslahının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile malî durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak bir sonuca gidilmelidir. Zira önerilen iyileştirme tedbirlerinin şirketin malî durumunu düzeltmeye elverişli olup olmadığının belirlenmesi özel bir bilgiyi gerektirdiğinden, bu konuda bilirkişinin görüşüne başvurulması icabetmektedir. Borca batıklığın tespiti için yargılama sırasında bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen kök raporda bilançolarına göre davacı şirketlerin borca batık olmaması nedeniyle iflâsın ertelenmesi kararı verilemeyeceği belirtilmişken, ek raporda başka mahkemelerden yaptırılan tespitlere göre borca batık durumda oldukları, iflasın ertelenmesi için gerekli koşulların oluştuğu yönünde görüş bildirilmiş, mahkemece bu ek rapor hükme esas alınarak davacı şirketlerin iflâsının ertelenmesine hükmedilmiştir. Kök rapor ile ek rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılıp, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
3- Somut olayda bilirkişiler tarafından, iflâs erteleme talebinde bulunulduktan sonra başka mahkemelerden alınan delil tespiti mahiyetindeki bilirkişi raporlarına göre davacı şirketlerin borca batıklığı belirlenmiştir. HUMK’un 370’inci maddesine göre, “Delillerin tesbiti için salahiyettar olan mahkeme, davanın rüyet edildiği veyahut dava ikame olunmamış ise en seri ve en az masrafla delilin tesbiti kabil bulunduğu mahkeme veya sulh hakimidir.” Bu kanun hükmüne aykırı olarak, davaya bakan mahkemece yapılması gereken incelemenin dava açıldıktan sonra başka mahkemelerce yapılması suretiyle düzenlenen bilirkişi raporlarına itibar edilerek hüküm kurulması isabetli değildir.
4-Hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda … Toptan Gıda A.Ş.’nin ödenmemiş sermayesi bulunduğu, … Tekel ve Gıda Ürünleri A.Ş.’nin de ortaklarından alacaklı olduğu belirtilmiş olup, bu durumda anılan şirketlerin iflâsın ertelenmesi taleplerinin samimi olarak nitelendirilemeyeceğinin düşünülmemesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Kararı temyiz eden müdahiller vekillerinin yukarıda açıklanan (1) numaralı nedenden dolayı sair temyiz itirazlarının oyçokluğuyla reddine, (2), (3) ve (4) numaralı nedenden dolayı temyiz itirazlarının oybirliğiyle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harçlarının istek hâlinde iadesine, 10.3.2010 gününde karar verildi.
( 1.bent) (1.bent)
Muhalif (Muhalif)
-KARŞI OY YAZISI-
İflasın ertelenmesini isteyen şirketler ayrı tüzel kişiliği bulunan alacaklıları, borçluları farklı olan şirketlerdir. Bu şirketlerin aynı gruba dahil olmaları veya bir alacaklıya asaleten yada kefaleten borçlu olmaları iflasın ertelenmesi talebinde birlikte bulunabileceklerine gerekçe yapılamaz.
Şirketler arasında talep konusu bakımından bir teselsül bulunmadığı gibi iflasın ertelenmesi talebinin her biri için aynı sebepten doğduğu da kabul edilemez. Çünkü, her bir şirketin bilançolarındaki aktif ve pasif kalemleri buna bağlı olarak alacaklıları, borçluları farklıdır.
Talepte bulunan şirketlerin durumlarının kötülüğü ayrı ayrı vakıalara dayanmaktadır.
Nitekim, Yüksek Yargıtay aynı işyerinde çalışan işçilerin, o işyerinin sahibi (aynı işveren) ile yapmış oldukları aynı içerikteki hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için birlikte dava açamayacaklarına karar vermiştir. (HGK. 18.04.1956 T/36-29, HGK. 11.12.1951 4/177-135; HGK. 03.10.1957 83/79 ve TD. 11.03.1955 1366/1857)
Öte yandan, doktrinde de görüşler de Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 43. maddesindeki şartlar bulunsa bile birden fazla borçluya karşı birlikte iflas davası (İİK. 156 vd.) açılamayacağı yönündedir (Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt 3. sh.3351). Bu da birden fazla borçlunun hasımsız olarak açılan istemde iflasın ertelenmesi talebinde bulunamayacaklarının göstergesidir.
İcra İflas Kanunu’nun 179. maddesinde de, kanun koyucu iflasın ertelenmesi talebi bakımından “ŞİRKETLER VEYA KOOPERATİFLER” dememiş, aksine “ŞİRKET VEYA KOOPERATİF” demek suretiyle iflas ve iflasın ertelenmesi taleplerinin ayrı ayrı açılabileceğini, davacının çoğul değil tekil olduğunu göstermiştir. Bunun aksinin kabulü Yasa’nın lafzi yorumuna da aykırıdır.
İflasın ertelenmesi taleplerinin grup şirketleri tarafından birlikte açılması, bunların ayrı ayrı yatırmaları gereken harçtan kaçınmalarına da imkan verecektir. Harçlara dair düzenlemeler kamu düzeninden sayıldığından başlı başına bu husus bile birden çok tüzel kişinin birlikte iflasın ertelenmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmektedir.
Borca batıklığın tespit edildiği, ancak iyileştirme projesinin yeterli görülmemesi durumunda erteleme talebinin reddiyle bunun sonucu olarak talepte bulunanın iflasına karar verileceği gözetildiğinde birden çok borçlunun aynı davada iflası istenemeyeceği gibi birden çok borçluda iflasla sonuçlanabilecek olan iflasın ertelenmesi talebinde bulunamazlar.
Öncelikle açıklanan bu nedenlerle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun birden fazla borçlu tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunabileceği şeklindeki (1) nci bentteki kabulleri ile bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine ilişkin görüşlerine katılamıyoruz.10.03.2010