YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7866
KARAR NO : 2013/1372
KARAR TARİHİ : 18.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi ile davalı mirasçıları … ve … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … Yönetimi, 14.12.2004 tarihli dilekçesiyle, tarla niteliği ve 494 m² yüzölçümlü 23.05.2002 tarihinde yapılan satış sureti ile davalı adına tescil edilen … Mahallesi 2508 sayılı parselin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kaldığını iddia ederek, tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidi içinde kaldığı ve 1976 yılında 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanunla değişik 2. madde çalışmasında bir bölümünün nitelik yitirdiği gerekçesiyle orman sınırı dışına çıkarıldığından davanın KISMEN KABULÜNE, çekişmeli parselin tapu kaydının kısmen iptaline ve harita mühendisi … tarafından düzenlenen 10.03.2008 tarihli krokili raporda (A) ile gösterilen 117 m² ve (B) ile gösterilen 341 m² işaretli bölümlerin orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline, aynı krokide (C) ile gösterilen 6 m² miktarlı bölüme ilişkin davanın REDDİNE ve bu bölümün davalı adına olan tapu kaydının eskisi gibi devamına karar verilmiş, hüküm Orman Yönetimi tarafından (C) bölümüne, davalı gerçek kişi mirasçıları … ve … tarafından (A) ve (B) bölümlerine ilişkin temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre, dava; kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1976 yılında ilk tahditin aplikasyonu ve … Paşa Vakfının tapulu taşınmazları yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğünün itirazı üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanın hakem sıfatıyla verdiği karar ile tahditi iptal edilen yerler hakkında yapılan ormanların kadastrosu çalışmaları 15.09.1976 tarihinde, bu işlemlere karşı yapılan itirazları inceleyen 7 numaralı Orman Kadastro Komisyonu işlemleri de 09.12.1976 tarihinde ilân edilmiştir. Daha sonra 1988 yılında 36 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca aplikasyon ve sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ile 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması yapılmış ve 15.06.1989 tarihinde ilân edilmiştir.
Mahkemece, davada taraf teşkili sağlandığından davanın esası hakkında hüküm kurulmuş ise de; yargılama sırasında davalı …’ye, dava dilekçesi ve duruşma günü 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş, dosya kapsamındaki nüfus kayıt örneklerinden davalının 11.04.2006 tarihinde öldüğü ve mirasçılarına husumetin
yaygınlaştırılmadan hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemenin bu uygulaması, ölü davalı gerçek kişilerin mirasçılarının Anayasa ile güvence altına alınan davaya karşı cevap, savunma ve delillerini bildirme imkânının kısıtlanması niteliğindedir. Oysa, savunma hakkı en tabi Anayasal haklardandır.
Anayasanın 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılama hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğinde olduğundan, ölü davalıların mirasçıları belirlenip davaya dahil edilmeden, delil toplanılması, savunma ve delillerini bildirmelerine olanak verilmeden keşif kararı alınarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu gibi adil yargılanma hakkı ve hukukî dinlenilme hakkına da aykırıdır.
Bir davanın görülmesi için taraf teşkili esastır. Hâkimin bu hususu resen gözetmesi gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. H.U.MK.’nun 73. maddesi hükmünde çok açık şekilde vurgulanan kurala göre, mahkeme, tarafların hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak, tarafları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usûlüne uygun olarak davet etmeden delilleri toplayıp hükmünü veremez.
Bu itibarla, ölü davalıların tüm mirasçılarının tereddütte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmesi için veraset ilâmı çıkartmak üzere davacı vekiline yetki ve süre verilmesi, bu şekilde belirlenen mirasçılara Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak, dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ ettirilmek suretiyle husumet mirasçılara yaygınlaştırılarak, dosyada taraf teşkilinin tamamlanması; davada yer alan tüm tarafların savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanınması, tarafların iddia ve savunmalarında belirttikleri deliller toplandıktan sonra sonra işin esasına girilip hüküm kurulması gerekirken, taraf teşkili yöntemince tamamlanmadan, hukukî dinlenilme hakkı gözardı edilerek, davanın taraflarının savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanınmadan, Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkını kısıtlayacak biçimde işin esasına girilerek yazılı biçimde hüküm kurulması esaslı bir usûl hatası olup, mutlak bozma nedenidir. Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı … Yönetimi vekili ve davalı gerçek kişi mirasçıları … ve …’un temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 18/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi.