Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/3022 E. 2013/5949 K. 23.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/3022
KARAR NO : 2013/5949
KARAR TARİHİ : 23.05.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında davaya konu … Köyü, 101ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel sayılı taşınmazlar, belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak MİDYAT SÜRYANİ DEYRULUMUR MORGABRİEL MANASTIR VAKFI adına tespit edilmiştir.
Davacı …, davaya konu taşınmazların kıraç, (ekilip sürülmeyen yer) taşlık ve kayalık niteliğinde, tarım arazisi niteliği bulunmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında yerlerden olduğunu ileri sürerek Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Davalı SÜRYANİ DEYRULUMUR MORGABRİEL MANASTIR VAKFI vekili, çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerlerin M.S.397 tarihinde manastır olarak kurulduğunu, Osmanlı Devleti zamanında vakıf statüsünü ve ardından da tüzel kişilik kazandığını, dava konusu parseller üzerinde davalı vakfın yüzlerce yıllık mülkiyet ve zilyetliğinin olduğunu ve tarım arazisi niteliğine uygun olarak kullanıldığını, taşınmaz malların davacı ya da üçüncü kişilerle bir ilgisinin olmadığını, 1936 yılında Vakıf Yönetimi tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bildirildiğini, Arazi Tahrir Kanunu hükümlerine göre 1937 yılından itibaren vergilerinin ödendiğini, Lozan Anlaşması’nın 42/3. maddesi uyarınca Devletin kiliselere ve azınlıklara tam bir koruma yükümü altında olduğunu, Anayasanın 90/son maddesi uyarınca da “…milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınması” gerektiğini bildirerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın REDDİNE, dava konusu … Köyü 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 sayılı parsellerin Vakıf yararına zilyetlik koşulları oluştuğu gerekçesiyle davalı Vakıf adına tespit gibi tesciline karar verilmiş hüküm davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2010/13416 – 15347 sayılı 07.12.2010 günlü bozma kararında özetle: “1) Dava konusu toplam yüzölçümü 244.265,44 m2 olan parsellerin tümüne herhangi bir tapu ve vergi kaydı uygulanmadan belgesiz zilyetlikten bir kısım kişilerin zilyetliğinde olduğu ve onların da 1950-1953 yıllarında davalı vakfa bağışladığı belirtilerek davalı vakıf adına tespit tutanakları düzenlenmiştir. Davacı … tarafından davalı Vakıf yararına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığı iddiasıyla dava açıldığı, çekişmeli parsellerin orta bölümünde bulunan manastır ve müştemilatı, cinsli 101 ada 478 sayılı parsele asliye hukuk mahkemesinin 11.12.1964 gün 1964/114 – 167 sayılı kesinleşmiş kararı ile oluşturulan Temmuz 1965 tarih 15, 17, 18 ve 19 numaralı tapu kayıtları revizyon gösterilerek 164471,25 m2 yüzölçümü ile davalı vakıf adına yapılan tespitinin 30.01.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
2) Midyat Süryani Deyrulumur Morgabriel Manastırı Vakfı tarafından 10.01.1961 tarihinde, kilise binaları ile 21 parça tarlanın vakıf adına tescili istemiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığı ve yapılan yargılama sonucu verilen 11/12/1964 gün ve 1964/114 – 167 sayılı kararının içeriğinden, vakıf tarafından tescil davasına konu taşınmazlardan 17 parça taşınmaz hakkındaki davadan vazgeçildiği ve sadece 5 parça taşınmazın davasının görüldüğü ve bunların da kilise binası ve müştemilatı ile etrafındaki 4 parça metruk bağ, bahçe ve tarla olduğu ve mahkemece de bu 5 parça taşınmaz hakkındaki davayı kabul ederek, fen bilirkişi Oral Uluğ tarafından düzenlenen, manastır binası ve müştemilatını kenar uzunlukları ile gösterir sadece bina salon ve avluya ait olan ve fotogometri yöntemiyle düzenlenen haritada da 478 parsel üzerinde açıkça görülmekte olan;
a) Doğusu manastıra ait tarla, batısı manastıra ait bahçe, kuzeyi manastıra ait bahçe, güneyi yol ile çevrili kilise binası,
b) Doğusu kıraç, batısı hususi yol ve müteakiben kıraç, kuzeyi yol ve müteakiben 150 metre sonra ve şimalde kilise bahçesi duvarı ve kilise, güneyi kıraç müteakiben 250 metre sonra dere ile çevrili 11400 m2 yüzölçümlü susuz tarla,
c) Doğusu yol ve müteakiben Deyirömer Kilise bahçe ve duvar, batısı kıraç, kuzeyi yol, güneyi yol ile çevrili 14484 m2 yüzölçümlü susuz tarla.
d) Doğusu kıraç, batısı narlık ve müteakiben yol, kuzeyi kıraç, güneyi kilise binası ve yol ile çevrili 23.000 m2 yüzölçümlü susuz tarla,
e) Doğusu hırba habis ve yol ve batısı kıraç, kuzeyi diyari killike kıracı, güneyi guharra habis kıracı ile çevrili 9216 m2 yüzölçümlü susuz tarlanın davalı vakıf adına tesciline karar verildiği ve bu kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine vakıf adına Temmuz 1967 tarih 15, 16, 17, 18 ve 19 numaralarda tescil edildiği ve bu 5 adet tapudan kilise binası hariç diğer 4 adet tapu kaydının toplam yüzölçümünün 60.100 m2 olduğu halde, Temmuz 1965 tarih 16 numaralı 11400 m2 yüzölçümlü tapu hariç diğer Temmuz 1965 tarih15, 17, 18 ve 19 numaralı kayıtların toplam yüzölçümünün 48700 m2 olduğu ve sınırlarının kıraç okuması ve zeminde orman sınırının bulunması nedeniyle değişir sınırlı olduğu ve tapuların dayanağı kenar uzunluklarının krokilerinde yazılı bulunduğu halde, 3402 sayılı Kanunnın 20/A madde hükmüne göre krokileri yerine uygulanıp kapsamları belirlenmeden 164.471, 25 m2 yüzölçümlü 478 numaralı parsele uyduğu kabul edilerek bu parselin vakıf adına tespit ve tescili yapıldığı ve 1965 tarihli eski tapu kayıtlarının yüzölçümünden 100.000 m2 fazla yerin 478 numaralı parselde davalı Vakıf adına tespit ve tescilinin yapıldığı ve Hazine tarafından 478 numaralı parselin tespitine itiraz edilmediği ve dava açılmadığı anlaşılmıştır.
3) Dosyadaki tespit tutanaklarına göre davalı vakıf adına aynı köyde 101 ada 9, 22, 271, 278, 279, 460, 487, 489, 491, 492 numaralı toplam yüzölçümü 127158 m2 olan 10 parça taşınmazın belgesiz zilyetlik nedeniyle tespit edildiği ve tutanaklarının kesinleşmesi ile tapuya tescillerinin yapıldığı, 3402 sayılı Kanunnın 14. maddesi özel ve tüzel kişi ayırımı yapmadan bir çalışma alanında susuz toprakta en fazla 100.000 m2 taşınmazın tespit ve tescili yapılması gerekirken bu 10 parça taşınmazın hiç birisine eski herhangi belge uygulanmayarak Kanun hükmünün ihlal edildiği, davalı vakıf adına tespit ve tescil edilen 267 numaralı parsele 11.400 m2 yüzölçümlü Temmuz 1965 tarih 16 numaralı tapu kaydının uygulandığı, 267 numaralı parselin yüzölçümünün ise 49302 m2 olduğu, tespit dayanağı tapu kaydı 478 numaralı parsel üzerindeki kilise binasına sınır olduğu halde, 267 sayılı parselin kilise binasının uzağında olduğu ve Hazine tarafından itiraz edilmediği görülmüştür.
4) 3402 sayılı Kanunun 14. maddesine göre “tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan bir veya birden fazla taşınmaz, çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunanlar, belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir” Kanunun bu hükmünde belgesiz zilyetliğe dayalı olarak aynı çalışma alanında bir kişi adına tespit ve tescil edilecek taşınmaz miktarı sulu toprakta 40, susuz toprakta 100 dönüm olduğu, bu kısıtlamada özel ve tüzel kişi ya da vakıf tüzel kişiliği ayrımı yapılmadığı gibi aynı Kanunnın 33. maddesi 14. maddesinin kadastro uygulaması yapılmayan yerlerde genel hüküm olarak uygulanacağını öngördüğü anlaşılmaktadır.
Davalı Vakıf bağış yoluyla devraldığını iddia ettiği taşınmazlar yönünden, bağışlayan kişiler ya da miras bırakanları adına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde belirtilen herhangi bir belgenin bulunduğunu iddia etmemiş ve böyle bir belgede ibraz etmediği gibi, Vakfıların kullandığı ve malik olduğu taşınmazların Türkiye genelinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne 1936 yılında beyannamesi verildiği halde, davalı Vakıflar tarafından taşınmazlar hakkında hiçbir beyanname ibraz edilmemiş, ibraz edilenlerinde dava konusu taşınmazlarla ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır.
Şu hale göre, davalı vakıf adına belgesiz zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen toplam 127.158 m2 yüzölçümlü 10 parça taşınmaz, keza 478 numaralı parseldeki 100.000 m2 fazlalık, keza 49302 m2 yüzölçümlü 267 numaralı parsel göz önünde bulundurulduğunda, 478 numaralı parsele uygulanan Temmuz 1965 tarih 17, 18 ve 19 numaralı tapu kayıtlarının sınırını çekişmeli parsellerin bulunduğu yönünü kıraç olarak sınır okuduğundan ve dava konusu parsellerin etrafının da Anayasanın 169 ve Kadastro Kanununun 17 ve 18. maddeleri gereğince zilyetlikle kazanılamayacak 101 ada 1 numaralı orman parseli ile çevrili bulunduğu, davalı Vakıf 1964 yılında 21 adet taşınmaz hakkında açtığı davada 17 adedinden vazgeçtiği ve davalı vakıf bir taraftan taşınmazları 1950-1953 yıllarında üçüncü kişilerden devraldığını iddia ettiği halde bu konuda herhangi bir yazılı belge vermediği gibi, 10.01.1961 tarihinde dava konusu taşınmazların bitişiğindeki 478 sayılı parsel hakkında tescil davası açtığı ve dava konusu taşınmazları kıraç (sürülmeyen-ekilmeyen, Hazineye ait yer) olarak sınır gösterdiğine göre 1961 yılında dahi bu yerlerin zilyedi olmadığının açık kanıtı olduğu, şayet 1961 yılında dava konusu taşınmazlar Vakfa ait olsa idi, bu yerleri de dava konusu etmesi gerektiği, zilyet olduğu halde, o tarihte bu taşınmazları dava konusu etmemiş olmasının hayatın olağan akışına ve yaşam kurallarına uygun olamayacağı dahi gözönünde bulundurulduğunda çekişmeli parsellerin 3402 sayılı Kanunun 14. madde hükmüne göre davalı vakıf adına tescil edilme olanağı bulunmadığından davacı Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, ilk kararda DİRENİLMESİNE ve davanın reddi ile … Köyü 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel numaralı taşınmazların tespit gibi tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş, hüküm davacı … Vekilinin temyizi üzerine, bu kez;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2011/20-889 – 2012/378 sayılı 13.06.2012 günlü kararında özetle; “Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesi sonucunda;çekişme konusu 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel sayılı taşınmazların 2008 yılında … Köyü’nde yapılan kadastro çalışmaları sırasında, davalı Vakıf adına senetsiz ve belgesizden tespit edildiği; kadastro tutanağının edinim kısmında taşınmazların dava dışı şahısların 20 yılı aşkın zilyetliği altında iken yaklaşık 1950-1953 yıllarında hayrat olarak davalı Midyat Süryani Deyrulumur Mor Gabriel Manastırı Vakfına bağışladıkları, o tarihten beri de adı geçen vakıf tarafından, vakfın ihtiyaçlarını gidermek amacıyla malik sıfatıyla kullanıldığı, yapılan inceleme, muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyanlarından anlaşıldığı gerekçesi ile davalı Vakıf adına, senetsizden 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca toplam 244.265,44 m2 olarak kayıt oluşturulduğu görülmektedir.
Midyat Kadastro Müdürlüğü’nün 21.12.2009 havale tarihli yazılarından ve uygulanamayan kayıtlar başlıklı tutanakta da belirtildiği üzere … Köyü’ne ait 376 adet vergi kaydının mevkii ve hudutları muhtar ve bilirkişilere defalarca okunmasına rağmen bu kayıtların nerelere ait olduklarını tam ve kesin olarak tespit edemediklerinden kadastro çalışmaları sırasında uygulanamadığı anlaşılmaktadır.
Bunun yanı sıra, davalı Vakıf adına … Köyü’nde bulunan başkaca toplam 127.163,14 m2 yüzölçümündeki taşınmazlardan; 101 ada 492 nolu parselin tarla vasfı ile 52526,94 m2; 101 ada 491 nolu parselin 38386,07 m2, tarla vasfı ile; 101 ada 489 parselin 11.178,68 m2, tarla vasfı ile; 101 ada 9 nolu parselin 12301,66 m2, bağ vasfında, Diyara Beyara mevkiinde kadastro ile 30.1.2009 da; 101 ada 460 nolu parselin; 2373,56 m2 ibadethane vasfı ile senetsizden; 101 ada 487 nolu parselin havuz vasfı ile 753,38 m2, senetsizden; 101 ada 271 nolu parselin 2585,83 m2 tarla vasfı ile 101 ada 277 nolu parselin de tarla vasfı ile senetsizden
5811,84 m2; 114 ada 22 nolu parselin ise 1245,18 m2 olarak ibadethane vasfı ile senetsizden, davalı vakıf adına aynı kadastro çalışmaları sonucu tespit ve tescil edildiği tutanak ve çap kayıtlarından tespit edilmektedir.
Davalı Vakıf tarafından 10.1.1961 tarihinde açılan dava sonucunda verilen Midyat Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.1961 Tarih,1961/11 Esas; 256 Karar sayılı ilâmı incelendiğinde; davacı Midyat Süryani Kadim Cemaati mütevelli heyeti başkanı tarafından, Hazineye izafeten mal müdürlüğü ve Keferbi Köyü muhtarlığı aleyhine tescil davası açıldığı, Orman İdaresinin de davaya müdahil olarak katıldığı; davacı yanın, dava dilekçesine ekli olduğunu belirttiği listesinde sınırı,mevkisi vs.si yazılı bir adet kilise, kiliseye ait binalar ve 20 parça taşınmazın 500 seneden beri nizasız fasılasız malik sıfatıyla vakfın zilyetliğinde bulunduğundan bahisle MK 639.md.uyarınca tescilinin istendiği; mahkemece; davacının cemaati temsil ettiğini ileri sürdüğü, mevzuat dairesinde şahsiyet iktisap etmemiş olan cemaatin iktisap yetkisinin bulunmadığı; kaldı ki, kilisenin ve cemaatin zilyetlikle taşınmaz edinmesine vakıf hükümleri, bizatihi Vakıf fikri ve müessesesinin müsait olmadığı gerekçesi ile tescil talebinin reddine karar verildiği, karara kesinleşme şerhi düşülmediği, dosyasının da SEKA’ya gönderildiği için temin edilemediği belirtilmiştir.
Diğer yandan, davalı Vakıf tarafından 10.1.1961 tarihli dava dilekçesi ile açılan başka bir dava sonucunda da, Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.12.1964 tarih,114-167 sayılı ilâm ile; davacı Midyat Süryani Kadim Cemaati Mütevelli Heyeti başkanı tarafından davalıları Midyat Mal Müdürlüğü ve Keferbi Köyü hükmi şahsiyetine izafeten Köy Muhtarlığı, müdahil Orman İşletmesi Müdürlüğü olan tescil davasında, mevkii, hudut ve evsafı yazılı kilise ve binaları ve 21 parça susuz tarlanın mülkiyeti Süryani Kadim Cemaati Deyirömer Kilisesi Vakfı’na ait olduğunu ve 500 seneden beri vakıf idaresi tarafından bu gayrimenkullerin nizasız ve fasılasız olarak hüsnüniyetle tasarrufta bulunduğunu,bu nedenle Deyirömer Kilisesi Vakfı adına tesciline karar verilmesini istediği; müdahil Orman İdaresinin, tescili istenen yerlerin orman olduğu iddiası ile müdahalenin men’ini istediği; mahkemece; Ziraat Bakanlığı’na yazılan müzekkereye verilen 3.10.1959 tarih ve 5877/1 sayılı cevabi yazıda Deyrömer Kilisesi adına tescili talep olunan 13 parça taşınmazın mahallen yapılan tetkikatında 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca kilise binası ve etrafındaki 50 dekarlık metruk bağ bahçe hariç diğer sahaların tamamen orman sayılan yerlerden olduğu; Ziraat Bakanlığının yazıları gereğince 7.6.1963’te yapılan keşifte tescili talep olunan yerlerin tahkik ve tespitinin yapıldığı, keşifte 5 parça taşınmazın kilise etrafında mevcut metruk bağ ve bahçe ve tarla olduğu, davacının zilyet şahitlerinin beyanları ile tescili talep olunan taşınmazların Deyirömer Kilisesi mensupları tarafından şahitler kendilerini bildiklerinden beri nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla bağlardan ve bahçelerinden meyvelerini almak tarlaları da ekip biçmek suretiyle tasarruf ettiklerini bildirdiklerini, Vakıflar Genel Müdürlüğünce verilen cevabî 31.5.1963 tarihli yazıda Türkiye’de birçok gayrimüslüm vakıflarının mevcut olduğu, vakfiyeleri olmadığı halde hukukî varlıkları fermanlar ve şeriye ilâmları ile tanınmış olduğu, bunların namına zilyet bulundukları taşınmazları TMK 633 ve 639. maddeleri uyarınca talep etmeye hakları olduğunun bildirildiği, kararın 3. sayfasında da “XI- davacı cemaat vekilinin 7.6.1963 tarihli keşifte, keşfi yapılan beş parça taşınmazın haricinde kalan taşınmazların tescillerinden sarfınazar etmiştir.” denilmekte olduğu; keşifte tespit edilen 5 parça taşınmazın 20 yılı aşkın nizasız fasılasız vakıf tarafından tasarruf edildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Dosyaya sadece ilâmın fotokopisi sunulmuş olup, dosyasının SEKA’ya gönderildiği bildirildiğinden söz konusu dosya ile içerisindeki belgeler, keşif zaptı vs. incelenememiştir.
Bu şekilde hükmen oluşan üç adet tapu kaydına dayalı olarak tespit edilen 101 ada 478 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 164.471,25 m2, manastır ve müştemilatı vasfında olduğu görülmektedir. 478 nolu parselin tesciline dayanak tapu kayıtlarına bakıldığında; 28.7.1965 tarih, 19 nolu tapu kaydının 9216 m2; 18 nolu tapu kaydının 23.000 m2; 17 nolu tapunun 14.484 m2; 15 nolu tapu kaydının ise kilise binası (6 avlu, 8 su kuyusu, fevkani 7 oda, tahtani 10 oda, 4 ibadethane salonu müştemil) vasfı ile yüzölçümü belirtilmemiş olarak davalı Vakıf adına tescil edilmiş, ancak; ilâmın eki olarak çizilen basit krokilerde her bir
taşınmazın kenar uzunlukları gösterilmek suretiyle miktarları yazılmıştır. 28.7.1965 Tarih 15,17 ve 18 nolu tapu kayıtlarının 15 nolu tapu kaydı (yüzölçümü belirtilmediğinden) hariç, toplam 60.100 m2 olmasına rağmen, 2008 yılında yapılan kadastro sırasında 164.471,25 m2 olarak tescil edilmiştir.
16 nolu tapu kaydı da 11400 m2 miktarlı olmasına rağmen, kadastro sırasında 49302,18 m2 olarak … Köyü 267 parsel sayılı taşınmaza revizyon görmüş, davalı Vakıf adına tescil edilmiştir.
Haritasına bakıldığında dava konusu edilen 12 parça taşınmazın ortasında bulunan 478 nolu parseldeki kilise binası ve müştemilatları açıkça görülmektedir.
478 nolu parsele uygulanan tapu kayıtlarının sınırları ise; 15 nolu tapunun “şarkan (doğu) manastıra ait tarla, şimalen (kuzey) ve garben (batı) manastıra ait bahçe, cenuben (Güney) yol ile mahdut olduğu; 17 nolu tapunun; şarkı yol ve müteakiben Deyrömer Kilisesi bahçe ve duvarı, garben kıraç, şimalen yol, cenuben yol ile çevrili; 18 nolu tapunun şarkı kıraç, garbı narlık ve müteakiben yol, şimalen kıraç, cenuben kilise binası ve yol ile çevrili; 19 nolu tapunun ise, şarkı hırbe habis ve yol, garben kıraç, şimalen diyari killike kıracı, cenuben guhara habisi kıracı ile çevrilidir. Görüldüğü üzere dayanak tapu kayıtlarının sınırlarında “kıraç” bulunduğu; dosyaya davacı … tarafından sunulan ve idari tahkikat sırasında çektirilen bir kısım taşınmazlara ait fotoğraflar incelendiğinde taşlık kayalık vasıfta taşınmazlar olduğu da gözlenmiştir.
Kadastro sırasında yine davalı Vakıf adına tespit ve tescil edilen dava konusu taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların da (101 ada 9, 460, 487, 489, 491, 492, 271, 277 ve 278 nolu parseller ile 114 ada 22 nolu parsel) toplam 340.936,57 m2 yüzölçümünde olduğu görülmektedir.
Dava konusu taşınmazlara bitişik olan 101 ada 1 nolu parsel ile 7 nolu parselin ORMAN vasfı ile Hazine adına tespit edildiği, 7 nolu parselin tutanağının kesinleştiği, 101 ada 486 ve 488 nolu parsellerin hali arazi vasfı ile Hazine adına tespit ve tescil edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Bu tespitlerden sonra açıklanması geren iki husus bulunmaktadır: Bunlardan ilki , cemaat vakıflarının zilyetlikle taşınmaz edinip edinemeyeceği meselesidir.
Davalı Vakıf tarafından çekişme konusu taşınmazların vergilerinin 1937 yılından beri ödendiği savunularak dayanılan vergi kayıtları dosyaya konulmuş ve keşifte de uygulatılmıştır. Davalı Vakıf listenin 1’den 22. sırasına kadar olan kayıtların çekişmeli taşınmazlara ait olduğunu iddia etmiştir. Bu kayıtların toplam miktarı 4615 ar’dır. Dosya içerisindeki belgelerden de anlaşıldığı üzere, kadastro yapılan … Köyü’nde 376 adet vergi kaydının, mevki ve hudutları muhtar ve bilirkişilere defalarca okunmasına rağmen bu kayıtların nerelere ait olduklarını tam ve kesin olarak tespit edemediklerinden kadastro çalışmaları sırasında uygulanamadığı,bu nedenle uygulanamayan kayıtlar listesine alındığı bellidir.
Yapılan keşif sırasında gerek yerel bilirkişiler gerekse dinlenen tanıklar dava konusu taşınmazlardan 477 nolu parselin vergi kayıtlarının 11. sırasında; 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 nolu parsellerin 9. sırasında ve 428, 429, 430 ve 431 nolu parsellerin de 2. sırasında yer aldığını bildirmişlerdir. Ne var ki, aynı yerel bilirkişi (…) kadastro sırasında bu vergi kayıtlarını uygulayamamıştır. Zaten eldeki davada yapılan keşif sırasında da vergi kayıtlarının sınırları, mevkii tek tek okunarak, her bir sınır belirlenmek suretiyle yerel bilirkişi ve tanıklara uygulatılmış ve sınırlar saptanmış değildir.Tanık ve yerel bilirkişi beyanları soyut kalmıştır.
Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi (Mülga 743 sayılı TKM madde 639/1) ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddelerinde kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz mal edinme koşulları düzenlenmiş olup, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edileceği anılan maddelerde düzenlenmiştir.
Somut olayda davalı Vakıf tarafından 17.7.1935 tarihinde beyanname verildiği, burada 20 parça susuz tarla, 2 bağ, 10 su kuyusu ve manastırın bina müştemilatı ile (manastır etrafında)
tapuya bağlanmamış arazisini bildirdiği görülmüştür. Beyannamede taşınmazların yüzölçümleri, yeri ve de sınırları açıkça belirtilmemiştir.
Bu durumda, dava konusu edilen 12 parça taşınmazın davalı Vakıf tarafından verilen beyannamede yazılı olan taşınmazlardan olduğu duraksamaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmalıdır. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Öyle ise davalı Vakıf tarafından çekişmeli taşınmazların beyannamede bildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması gerekir.
Yerel mahkemece, taşınmazların başında 6.6.2009 tarihinde keşif yapılmış; keşif sırasında kadastro sırasında da çekişmeli taşınmazlarla ilgili olarak dinlenilen yerel bilirkişi …, çekişme konusu taşınmazların davalı vakıf tarafından verilen beyannamede gösterilen taşınmazlardan olduğunu bildirmiştir. Diğer yerel bilirkişi de benzer beyanda bulunmuştur. Bilirkişilerden … 1960 doğumlu, diğer yerel bilirkişi ise 1950 doğumludur. 1935 yılında verilen beyannamede sınırı, miktarı, yeri bildirilmediği halde, çekişme konusu taşınmazların beyannamede yer alan taşınmazlardan olduğunu bilmeleri hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Yine tanık beyanları için de aynı belirleme geçerlidir. Ayrıca 2762 sayılı Kanunun Geçici 1/D maddesinde beyannamelerin muhteviyatının vesika ve teamüllere müstenit olması ve bu vesika veya taamüllerin bu kanunun neşrinden evvel mevcut ve mer’i bulunması şarttır denildiğine göre, tanık ve yerel bilirkişilerin sadece soyut beyanlarına değer verilemez.
Çekişme konusu taşınmazlara ait kadastro tutanaklarının edinim kısmında taşınmazların şahısların zilyetliğinde iken 1950-1953 yıllarında davalı Vakfa bağışlandığı yazılı ise de,yargılama sırasında gerek tutanak mümzisi, gerekse yerel bilirkişi ve tanıklar bu hususun sehven söylendiğini beyan ederek, taşınmazların davalı Vakıf tarafından uzun yıllar tasarruf edildiğini bildirmişler, davalı Vakıf vekili de bu hususu doğrulamıştır. O halde eldeki davada, davalı Vakfa bağış yolu ile geçen taşınmazlardan da söz edilemeyecektir.
Keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklar aksini söylese de, çekişme konusu taşınmazların davalı Vakfın kuruluşundan beri tasarrufunda bulunan ve beyannamede bildirilen mallardan olsa idi, davalı Vakıf tarafından 1961 yılında açılan davalarda veya akabinde bunların da tescilinin talep edilmesi gerekirdi. Taşınmazların kadastrosu 2008 yılında yapılmış olup, o tarihe kadar davalı Vakıf tarafından çekişme konusu taşınmazlarla ilgili bir başvuru olduğu da ileri sürülmemiştir.
Bu durum karşısında; davalı vakıf tarafından 1935 tarihinde bildirilen beyannamede taşınmazların miktarı, mevkii ve sınırlarının yazılı olmaması nedeniyle bu taşınmazların bahsi geçen beyanname kapsamındaki taşınmazlardan olduğunun Türk Medenî Kanunu’nun 6.maddesi uyarınca davalı Vakıf tarafından kanıtlanamamış bulunması, ayrıca dava konusu taşınmazların vakfa bağış yolu ile geçtiğine ilişkin kadastro tutanağının edinim kısmındaki beyanların, tutanak mümzisi olarak da duruşmada dinlenilen yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından doğru olmadığının bildirilmesi ve davalı Vakıf tarafından da bu hususun kabul görmesi karşısında, yerel mahkemece davacı …’nin davasının kabulüne karar verilmesi gereğine değinen Özel Daire bozma ilâmına açıklanan bu gerekçelerle uyulması gerekir.
O halde direnme kararının, açıklanan değişik gerekçeyle bozulması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve dava konusu … Köyü 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel numaralı taşınmazların tespitlerinin iptali ile davacı … adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı Kanunnın 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. madde hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parseller orman alanı dışında bırakılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve davalı Vakıf tarafından
çekişme konusu taşınmazların vergilerinin 1937 yılından beri ödendiği savunularak 376 adet vergi kaydına dayanıldığı, mevki ve hudutları muhtar ve bilirkişilere defalarca okunmasına rağmen, bu kayıtların nerelere ait olduklarının tam ve kesin olarak tespit edemediklerinden kadastro çalışmaları sırasında uygulanamadığı, bu nedenle uygulanamayan kayıtlar listesine alındığı, davalı Vakıf tarafından 17.7.1935 tarihinde beyanname verildiği, burada 20 parça susuz tarla, 2 bağ, 10 su kuyusu ve manastırın bina müştemilatı ile (manastır etrafında) tapuya bağlanmamış arazisini bildirdiği, beyannamede taşınmazların yüzölçümleri, yeri ve de sınırlarının açıkça belirtilmediği, bu durumda, dava konusu edilen 12 parça taşınmazın davalı Vakıf tarafından verilen beyannamede yazılı olan taşınmazlardan olduğunun duraksamaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanamadığı, çekişme konusu taşınmazlara ait kadastro tutanaklarının edinim kısmında taşınmazların şahısların zilyetliğinde iken 1950 -1953 yıllarında davalı Vakfa bağışlandığı yazılı ise de, yargılama sırasında gerek tutanak mümzisi, gerekse yerel bilirkişi ve tanıklar bu hususun sehven söylendiğini beyan ederek, taşınmazların davalı Vakıf tarafından uzun yıllar tasarruf edildiğini bildirdikleri, davalı Vakıf vekilinin de bu hususu doğruladığı, o halde eldeki davada, davalı Vakfa bağış yolu ile geçen taşınmazlardan da söz edilemeyeceği, keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklar aksini söylese de, çekişme konusu taşınmazların davalı Vakfın kuruluşundan beri tasarrufunda bulunan ve beyannamede bildirilen mallardan olsa idi, davalı Vakıf tarafından 1961 yılında açılan davalarda veya akabinde bunların da tescilinin talep edilmesi gerektiği, taşınmazların kadastrosu 2008 yılında yapılmış olup, o tarihe kadar davalı Vakıf tarafından çekişme konusu taşınmazlarla ilgili bir başvurunun olmadığı anlaşıldığına göre, mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak davanın kabulü yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” şeklindeki 36/A maddesi ve 17. maddesi ile eklenen “Bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” şeklindeki geçici 11. maddesi hükümleri gereğince davalı aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de; bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün 3. ve 4. bentlerinin kaldırılarak, bunun yerine “6099 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A maddesi gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.U.M.K.’nun 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 23.05.2013 günü oy birliği ile karar verildi.