YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11335
KARAR NO : 2013/1301
KARAR TARİHİ : 14.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, … Köyü (Mahallesi), … mevkiinde bulunan, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği, yaklaşık 16.442 m2 ve 15.472 m2 yüzölçümünde ve tarla niteliğindeki iki parça taşınmazın, tapuda kayıtlı olmadığını, imar ve ihya ederek 1970 yılından itibaren malik sıfatı ile kullanıldığını, 6 yıl kadar önce tarlaya zeytin ağaçları dikerek zeytinlik haline getirdiğini, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu ileri sürerek, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Davalı Hazine, davacı gerçek kişinin davasının reddi ile taşınmazın orman niteliğinde Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Yargılama devam ederken dava konusu taşınmazlar idarî yoldan tarla niteliğiyle Hazine adına tescil edilerek 1715 ve 1716 parsel numaralarını almıştır. Mahkemece davanın kısmen kabul ve kısmen reddine; Yaveriye Köyü 1715 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile zeytinlik ve tarla niteliği ile davacı adına tapuya tesciline, 1716 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişilerinin 06/12/2007 tarihli rapor ve krokilerinde (A) ile gösterilen 8.722,82 m2 yüzölçümündeki bölümünün tapu kaydının iptali ile tarla ve zeytinlik niteliği ile davacı adına tapuya tesciline, (B) ile gösterilen 7.719,63 m2 yüzölçümündeki bölümünün orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm Hazine vekilince temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 09/06/2009 tarih ve 2009/1105 – 9551 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; mahkemece karara dayanak alınan uzman orman bilirkişi raporunda, davaya konu taşınmazların 18/03/1993 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırı dışında kaldığının belirtildiği, 1956 tarihli memleket haritasında 1715 parsel no ile gösterilen 15.472,01 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ile 1716 parsel sayılı taşınmazın (A) ile gösterilen bölümlerinin tamamına yakınının açık alanda görünen orman sayılmayan yerlerden olduğu, 1716 parsel sayılı taşınmazın (B) ile gösterilen bölümünün ise % 20 eğimli çalılık alanda görünen orman sayılan yerlerden olduğunun belirtilmiş, ancak 1949 tarihli hava fotoğrafında ise tamamının çalılık alan olarak gözüktüğü ve 1716 parsel sayılı taşınmazın (B) ile gösterilen bölümü dışındaki yerlerin eğiminin % 10 civarında olduğu belirtilmiş ise de, çekişmeli taşınmazların birbirine yakın olan bölümlerinin memleket haritasındaki eğim çizgileri ve konumları gözönüne alındığında, eğiminin doğru olarak hesaplanıp hesaplanmadığı yolunda duraksama oluşmuştur. Hukuken ve bilimsel olarak ve 15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/p bendinde belirtildiği ve Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2000 gün ve 2000/20 – 1663, 1694 sayılı kararında açıklandığı gibi, eğimi % 12’nin üzerinde olan funda ve makilik alanlar orman ve toprak
muhafaza karakteri taşıması nedeniyle orman sayılan yer olup, 6831 sayılı Kanunun 1/j bendi kapsamı dışında bulunduğu, bu nitelikteki taşınmazların zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanmaya elverişli taşınmaz olmadığından, yerlerin öncesinin çalılık olması nedeniyle eğiminin doğru olarak hesaplanması zorunludur. Bundan ayrı; çekişmeli taşınmazlarla ilgili olarak düzenlendiği belirtilen ecrimisil ihbarname ve ödeme belgelerinin bulundukları yerden getirtilerek bu taşınmazlara ilişkin olup olmadığının saptanmadığı, yine çekişmeli yerlerin orta bölümünde yer alan 344 parsel sayılı taşınmazın tapusunun ilk kaydındaki edinme nedeninin 1958 yılında yapılan toprak tevzi işlemi olduğu gözlenmekle, toprak tevzi çalışmasına ilişkin belge ve haritaların getirtilerek çekişmeli yerlerin ne olarak gösterildiğinin saptanmadığı, diğer komşu taşınmazların kayıtlarının getirtilerek varsa dayanak kayıtlarında çekişmeli yerlerin nasıl nitelendirildiğinin araştırılmadığı gözlenmiş olup eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak hüküm kurulamaz. Bu nedenle, mahkemece çekişmeli taşınmazların öncesinin orman niteliğinin ve hukuki durumunun belirlenmesi ve eğiminin doğru olarak hesaplanması için belediyede bulunan halihazır harita ve münhanili haritalar ile varsa eski tarihli ve 1980’li ve 1990’lı yıllara ilişkin topografya haritaları bulundukları yerden getirtilmeli, 1953 yılında yapılarak kesinleşen genel arazi kadastrosuna ilişkin ve çekişmeli taşınmazın içinde yer aldığı kadastro paftasının onaylı örneği ile, dava konusu taşınmazlara komşu taşınmazlara ait kadastro tesbit tutanağı ile varsa dayanağı kayıtlarının, tutanakları kesinleşmiş ise tapu kayıtlarının iktisap nedeni ve tarihi yazılı olarak, tapu kaydı kadastro tespitine itiraz davası sonucunda hükmen oluşmuş ise hüküm dosyaları ile birlikte, getirtilerek dosyaya eklenmeli, yine çekişmeli taşınmazlarla ilgili olarak düzenlendiği belirtilen ecrimisil ihbarname ve ödeme belgelerinin bulundukları yerden getirtilerek bu taşınmazlara ilişkin olup olmadığının saptanmalı, dava konusu taşınmazlara ilişkin ecrimisil ihbarnamesi ödemesi yapılmış ise, bu durumun Hazinenin çekişmeli yerde üstün hakkı bulunduğunun kabulü anlamına geleceği hususu düşünülmeli, yine, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1958 yılında yapılan toprak tevzi çalışmasına ilişkin belge ve haritaların getirtilerek dosyaya eklenmelidir. Mahkemece bir jeolog, bir orman ve bir harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden keşif yapılarak eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafı, amenajman planı, münhanili harita ve topografya haritaları çekişmeli taşınmaza ve çevresine uygulanarak haritalardaki konumu saptanıp, taşınmazın eğimi duraksamaya yer vermeyecek biçimde hesaplatılmalı, anılan belgeler, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; çekişmeli taşınmaza komşu kadastro parsellerine ait kadastro tespit tutanaklarının dayanakları uygulanmalı, 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 22.02.2005 gün ve 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı,3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ve ihya olarak kabul edilemez) ve imar – ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit
tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ve ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdirî delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazların niteliğinin, konumlarının ve kullanım durumlarının anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde dava tarihinden önce 18/03/1993 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Dava, zilyetliğe dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazların tescili istemine ilişkin olup, dava açıldıktan sonra dava edilen yerler hakkında davalı Hazine tarafından 1715 ve 1716 parsel numarası verilerek idarî yoldan tapu kaydı oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, hükmüne uyulan Dairenin bozma kararı yanlış değerlendirilerek açılan tescil davasının tümden reddine karar verilmişse de mahkemenin bu değerlendirmesi yerinde değildir.
Şöyle ki, çekişmeli taşınmazların bitişiğinde bulunan 344 parsel sayılı taşınmazın 1958 yılında yapılan kadastro sırasında tarla niteliğiyle tesbitinin yapıldığı dava konusu edilen bölümler hakkında ise kadastro tutanağı düzenlenmeyip taşlık ve çalılık olarak tapulama dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların tamamının 1993 yılında kesinleşen orman kadastro sınırı dışında bırakıldığı gibi en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarında da orman sayılmayan yerlerden olduğu, idarî yoldan daha sonra tapu kaydı oluşturalan 1715 parselin tamamı ile 1716 parselin fen bilirkişinin 15/12/2011 tarihli raporunda (A) harfi ile gösterilen 8722,82 m2’lik bölümünün eğiminin %12’den az olup imar ve ihyalarının tamamlandığı, zilyetlik süre ve koşullarının davacı yararına oluştuğu anlaşıldığına göre, 6831 sayılı Kanunun 1/j maddesi gereğince orman sayılmayan bu bölümlere yönelik gerçek kişinin davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 14/02/2013 günü oy birliğiyle karar verildi.