Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/16371 E. 2011/168 K. 18.01.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/16371
KARAR NO : 2011/168
KARAR TARİHİ : 18.01.2011

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar Hazine vekili ile … ve arkadaşları vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Yörede 2004 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında, … Köyü 103 ada 31 parsel sayılı 2669.54 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tarla niteliğinde belgesiz zilyetliğe dayalı olarak; 101 ada 390 parsel sayılı 2892.06 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tarla niteliğinde Haziran 1933 tarih, 600 numaralı tapu kaydına dayalı olarak …ve …; 101 ada 389 parsel sayılı 14633.39 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tarla niteliğinde Haziran 1933 tarih, 600 numaralı tapu kaydına dayalı olarak… ve arkadaşları; 106 ada 5 parsel sayılı 356.13 m2 yüzölçümündeki taşınmaz arsa niteliğinde Kasım 1996 tarih, 23 numaralı tapu kaydına dayalı olarak …; 106 ada 6 parsel sayılı 365.01 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kâgir ev ve arsası niteliğinde Kasım 1996 tarih, 23 numaralı tapu kaydına dayalı olarak … adlarına tespit edilmiştir. Hazine, 389 ve 390 numaralı taşınmazlara uygulanan tapu kaydının değişir sınırlı olduğu, bu nedenle miktarı ile geçerli sayılması gerektiği; evveliyatı orman olan, ve ormandan kazanılan yerlerin zilyetlik ve zamanaşımı yolu ile edinilemeyeceğini ileri sürerek, tapu kaydı miktar fazlasının Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece Hazinenin davasının reddi ile 389 ve 390 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi davalılar adına tesciline karar verilmiş, Hazine tarafından temyizi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 08/03/2007 tarih, 2007/783 – 599 sayılı kararı ile… ve arkadaşları adına tespit gören çekişmeli 389 sayılı parselin tarım alanı olduğu, kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kaldığı ve davalılar yararına zilyetlik koşullarının oluştuğu kabul edilerek bu parsel hakkındaki hüküm onanmış; 390 sayılı parselin ise aynı mahkemenin 2004/53 Esas sayılı dava dosyasında da davalı olduğundan bahisle davaların birleştirilmesi gerektiği bildirilerek bu parselle ilgili hüküm bozulmuştur.
Sözü edilen dosyada davacılar … ve arkadaşları 101 ada 390, 103 ada 31, 106 ada 5 ve 106 ada 6 sayılı parsellerin ortak murisleri olan anneleri …’den kaldığı ve bu yerlerde kendilerinin de miras payı bulunduğu iddiası ile tespitin iptali ile payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
-2-
2010/16371 – 2011/168

Mahkemece bozma ilamına uyularak dava dosyası 2004/53 Esas sayılı dosya ile birleştirilmiş, yapılan yargılama sonucunda Hazinenin davasının reddine; davacılar … ve arkadaşlarının davasının kısmen kabulü ile 103 ada 31 parselin payları oranında … mirasçıları adına; 101 ada 390, 106 ada 5 ve 106 ada 6 sayılı parsellerin ise tespit gibi davalılar adına tesciline karar verilmiş; hüküm davacılar Hazine ile … ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
101 ada 389 parselle ilgili hüküm Yargıtay 16. Hukuk Dairesi tarafından onanarak; 103 ada 31 parselle ilgili hüküm ise davalılarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede ilk kez 1969 yılında Kiremithane serisi içinde yapılarak 1970 yılında kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra, … Köyü mülki sınırları içinde bulunan ormanların 3402 Sayılı Kadastro Kanunu uygulamalarına esas olmak üzere 6831 Sayılı Yasaya göre orman sınırlarının tespiti ile 1969 yılında yapılan sınırlamanın aplikasyonu ve 3302 Sayılı Yasa ile değişik 2/B madde uygulaması yapılmış, bu çalışma temyize konu davanın varlığı nedeniyle kesinleşmemiştir.
Hazinenin davası ve temyizi çekişmeli 101 ada 390 parsel, gerçek kişilerin davası ve temyizi ise yine 101 ada 390 parselle birlikte 106 ada 5 ve 6 parsellere yöneliktir. Mahkemece, 390 sayılı parselin orman sayılan yerlerden olmadığı ve kayıt miktar fazlası yönünden davalılar yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu, 106 ada 5 ve 6 parsellerin ise 390 parselle birlikte tarafların anneleri olan … ‘e ait iken satın alındığı kabul edilerek hüküm kurulmuşsa da yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
1- 1771 Sayılı Yasa gereğince oluşmuş bulunan ve 390 parsele uygulanan tarla niteliğindeki tapu kaydı … oğlu …, karısı…, baldızı …, kayınvalidesi … adlarına kayıtlı olup Doğu, Batı ve Güneyi “orman”, Kuzeyi “kendi tarlası” sınırları ile çevrilidir. Tapu kaydı 389 ve 390 parsellere uygulanmıştır ve 14633.39 m2 + 2892.06 m2 olmak üzere toplam 17525.45 m2’lik yer kişiler adına tescil edilmiştir. Tapu miktarı 2 dönüm olup miktar aşımı söz konusudur.
Hazine; tapu miktar fazlası olan taşınmaz bölümlerinin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olmadığı iddiası ile dava açmıştır. Bu nedenle, davanın reddine karar verilebilmesi için taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalmış olması yanında öncesi itibarıyla da orman sayılan yerlerden olmaması gereklidir. Bu yolda memleket haritası, amenajman planı ile hava fotoğrafları yöntemince uygulanmalı, taşınmazın öncesi de araştırılarak niteliği duraksama yaratmayacak biçimde belirlenmelidir.
Bunun için ise taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ve memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir.

-3-
2010/16371 – 2011/168

Somut olayda mahkemece araştırma ve inceleme yapılmışsa da çekişmeli taşınmaz ile birlikte orman sınırına kadar olan tüm komşu parseller yönünden bir uygulama yapılmamıştır.
O halde; dava konusu taşınmaz ve etrafını orman sınırına kadar gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile, yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 – 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, bu belgeler Ziraat Fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi, bir Harita-Kadastro (Jeodezi ve Fotogrametri) mühendisi ile üç yüksek orman mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmaz ile çevresine (orman sınırına kadar olan tüm komşu parseller ile birlikte) uygulanıp bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, tasarruf sınırlarının belli olup olmadığı, imar-ihya ve zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığı belirlenmeli, bu belgeler ile kadastro paftası, hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın konumu, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir rapor alınmalı, tapu kayıt miktar fazlası olan bölümlerin zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı bu yolla saptanmalı, öncesi orman olan bir yer üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi neye ulaşırsa ulaşsın hukukça değer taşımadığı düşünülmelidir.
2- Davacı gerçek kişilerin temyiz itirazlarına gelince;
1946 doğumlu yerel bilirkişi, 1935 – 1936 doğumlu davacı tanıkları ile 1948 – 1952 doğumlu davalı tanıkları taşınmazlar başında dinlenmişlerdir. Yerel bilirkişi davacıların kök muris …’ün ilk eşi …’dan olan çocukları; davalıların ise ikinci eşi …’den olan çocukları olduğu, 106 ada 5 ve 6 parsellerin 30 …’e ait iken davalılarca anneleri … den satın alındığı, bu yerlerin …’e eşlerinden kalan bir yer olmadıkları; 390 parselin ise … tarafından … isimli kişiye satıldığı, …’nın şoför olması nedeniyle bu yeri kullanmadığı, daha sonra da davalıların …’dan satın aldığından söz etmiştir.
Davacı tanıkları 106 ada 5 ve 6 parsellerin 30 yıl önce … tarafından … isimli kişiden satın alındığı, o tarihte davalıların henüz küçük olduğu, satın alma sırasında davacıların eşlerinin …’e para yönünden yardımcı oldukları, sağlığında … kullanıyor iken ölümü ile davalıların kullanmaya devam ettikleri, 390 parselin de yine sağlığında … tarafından kullanıldığı, 20 yıl önce …’ün şoför olan …’a sattığını, davalılarca …’dan alınıp alınmadığı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını bildirmişlerdir.
Davalı taraf tanıkları ise 390 parselin …’e ait olduğunu, komşusu olan …’un kendisine burayı …’den satın aldığını, daha sonra da tekrar onun çocukları olan davalılara sattığını söylediğini; 5-6 parsellerin ise 1972-73 yıllarında davalılarca …’tan satın alındını açıklamışlardır.
Görüldüğü üzere anlatımlar arasına farklılık bulunup, çelişki giderilmemiş, hangi anlatıma hangi nedenle itibar edildiği de anlaşılamamıştır.
-4-
2010/16371 – 2011/168

Mahkemece tespit dayanağı tapu kayıtlarının çekişmeli 106/5-6 parselleri kapsadığı, bu nedenle davacılarla ilgisi bulunmadığı kabul edilmiş ve keşifte uygulanmışsa da dosya arasında bulunamamıştır. Ayrıca muris … tarafından davalılar lehine düzenlenen 13/11/1993 tarihli bağış senedinin de bu parsellere ait olduğu kabul edilmekle birlikte senet tanıkları dinlenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıklar ile senet tanıkları tekrar dinlenerek dayanılan kayıtlar uygulanmalı, anlatımlar arasındaki çelişki giderilmeli, anlatımlar arasında yine farklılıklar oluşması halinde hangi kişilerin anlatımlarına hangi nedenle üstünlük tanındığı belirtilmeli, tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ : Yukarıda 1. ve 2. bentlerde anlatılan nedenlerle; davacılar Hazine ve gerçek kişilerin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı gerçek kişilere iadesine 18/01/2011 günü oybirliği ile karar verildi.