Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/11334 E. 2013/1303 K. 14.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11334
KARAR NO : 2013/1303
KARAR TARİHİ : 14.02.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Köyü … mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, fen bilirkişi krokisinde (a) ile gösterilen 33853.05 m2 yüzölçümlü taşınmaz hakkındaki davanın kabulü ile davacı … adına tapuya tesciline, (b) ve (c) işaretli bölümlere yönelik davanın dere yatağı ve çalılık niteliğinde olmaları nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ve Orman Yönetimi vekilleri tarafından temyiz edilmekle dairece bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Dairenin, 13/10/2008 tarih ve 2008/10253-12844 sayılı bozma ilâmında özetle; “Mahkemece, tescile karar verilen taşınmaz bölümünün kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında kaldığı, orman sayılmayan yerlerden olduğu, davacı yararına Medenî Kanunun 713. maddesi ile 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerindeki imar ve ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; yörede 1954 yılında 5602 sayılı Kanuna göre yapılan arazi kadastorsunda, çekişmeli taşınmaz ve yakınında bulunan 298, 299, 300 ve 301 sayılı parsellerin ve çevresinin kadastro paftasında çalılık ve taşlık niteliğiyle tapulama harici bırakıldığı ve taşınmazın bulunduğu alanın Kaplan Deresi yatağında görüldüğü halde, taşınmazın kadastro paftası üzerinde konumu gösterilmemiş, taşınmaza yakın veya uzak komşu olan parsellerin tutanak örnekleri ile dayanak tapu kayıtları ve diğer belgeleri getirtilip taşınmaz yerinin bu belgelerde ne olarak sınır gösterildiği üzerinde durulmamış, keşifte dinlenen yerel bilirkişi taşınmazın öncesinin çalılık iken 1980 yılında imar ve ihya edilerek zeytinlik haline getirildiğini bildirdiği halde, üzerindeki zeytin ağaçlarının 5 – 10 yaşlarında olması nedeniyle bilirkişi sözlerinin dayanaksız kaldığı düşünülmemiş, Kaplan Deresinin halen aktif dere yatağı olup olmadığı, taşınmazın dere yatağından kazanılıp kazanılmadığı konusunda jeoloji mühendisinden rapor alınmamış ve Hazine vekili tarafından dosyaya sunulan 02/09/2003 tarihli idari tahkikat tutanağında taşınmazın yaklaşık 24 dönümlük kısmına 10 yaşlarında zeytin ağaçlarının dikilmiş olduğu, 10 dönümlük kısmının da yaklaşık 5 yıl önce kullanılmaya başladığı, 1990 yılından beri tarla halinde kullanıldığı, daha sonra zeytinlik haline getirildiği bildirildiği halde, tahkikat tutanağında adı geçen köy Azası … ve diğer tutanak bilirkişileri dinlenmemiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ve ihya olarak kabul edilemez) ve imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek, tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ve ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen
zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 27/03/1996 tarihinde ilânı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu işlemi 12/03/1954 tarihinde yapılmış ve sonuçları 11/08/1954 tarihinde kesinleşmiştir.
Mahkemece, Dairenin, 13/10/2008 tarih 2008/10253 – 12844 sayılı bozma ilâmına uyulmasına karar verilmişse de bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmediği gibi, yapılan inceleme ve araştırma da yetersizdir. Şöyle ki; Harita Mühendisi Bilirkişinin 29/11/2011 tarihli raporuna ekli krokide taşınmazın (K, L ve F) harfleri ile gösterilen kısımlarının komşu … Köyü kadastro çalışma sahası içinde kaldığı belirtilmesine rağmen, öncelikle … Köyü Tüzel Kişiliği’nin davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması gerektiği düşünülmemiş, taraf teşkili sağlanmadan dava sonuçlandırılmıştır. Taraf teşkili, dava şartı olup yargılamanın her aşamasında resen gözönünde bulundurulması gerekir. Bu nedenle, … Köyü davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra, işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan işin esasına girilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; dava tapulama dışı bırakılan taşınmazın tescili istemine ilişkin olup, yerel mahkemece dairenin bozma kararına yanlış anlam yüklenerek öncesi taşlık ve çalılık olan taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağı düşünülerek davanın reddine karar verilmişse de, taşlık ve çalılık olarak tapulama dışı bırakılan yerlerin orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, davacı yararına zilyetlik süre ve koşullarının oluşması halinde kazanılabileceğinin mümkün olduğunun gözardı edilmiş olması yerinde görülmemiştir.
O halde; mahkemece, öncelikle taraf teşkili sağlandıktan sonra yapılacak keşif sonrası davacının dava konusu ettiği yerler tam olarak belirlenerek taşınmazların orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun anlaşılması ve davacı yararına zilyetlik süre ve koşullarının oluşması halinde, gerçek kişinin davasının kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekecektir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 14/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi.