Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/5231 E. 2012/6907 K. 09.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5231
KARAR NO : 2012/6907
KARAR TARİHİ : 09.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi vekili ile davalılar kayyımı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

…. ilçesi, …. mevkii 2109 parsel sayılı taşınmaz, 1840 m2 yüzölçümüyle tarla niteliği ile Bayram Hür adına tapuda kayıtlıdır.
Davacı … Yönetimi, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yer olduğu iddiasıyla, tapu kaydının iptal edilerek orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline, davalı gerçek kişilerin el atmasının önlenmesine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ile davalılar kayyımı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman savına dayalı olarak açılan tapu kaydının iptali, tescil, el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 1944 yılında 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp 1945 yılında kesinleşen orman kadastrosu, 1950 yılında 5653 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan makiye ayırma, 1965 yılında arazi kadastrosu, 3302 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve 22.02.1991 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Mahkemece kesinleşen orman kadastro haritası uygulamasına dayalı araştırma ve inceleme sonucu çekişmeli taşınmazın orman kadastro sınırları dışında kaldığı belirlenerek yazılı şekilde karar verilmişse de yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
Şöyle ki; uzman bilirkişi raporundan taşınmazın tamamında eğimin % 35 civarında ve orman ağacı kaplı olması nedeniyle eylemli orman niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
Kural olarak, tahdidin kesinleştiği yerlerde, bir yerin orman olup olmadığı kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümlenir ise de; bu sınırlandırmada 4785 sayılı Yasa hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaşılır. Zira, 3116 sayılı Yasa sadece devlet ormanlarını belirlemiş olup, bu yasaya göre, 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritaları, orman olarak sınırlandırılan alanların bu niteliğini kesinleştirmekle birlikte orman sınırları dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kalır. Bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 sayılı yasa hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 4785 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirilmiştir. Devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuştur. Mahkemece eski tarihli resmi belgelere göre araştırma yapılmadığı gibi,taşınmazda bulunduğu bildirilen orman ağaçlarının dağılımı, yaşı, sayısı, kapalılık oranının ne olduğu konusunda ziraat uzmanından rapor alınmamıştır. O halde mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı , Ziraat uzmanına taşınmazın bitki örtüsü, toprak yapısı, üzerindeki ağaçların sayısı, yaşı, taşınmazdaki dağılımı, kapalılık oranını gösteren bilimsel verilere dayalı rapor hazırlattırılmalı, bundan sonra oluşacak sonuca göre hangi bölümlerinin devlet ormanı niteliğinde olduğu belirlenmelidir.
Kabule göre de davanın reddine karar verildiği ve davalılar kayyımı olan Malmüdürlüğü kendisini vekil ile temsil ettirdiği halde, davalı taraf lehine 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesi gerekçe gösterilerek vekalet ücretine hükmedilmemişse de; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” şeklindeki 36/A maddesi davacı kamu kuruluşlarına vekalet ücreti takdir edilmeyeceğini gösterir. Davalılar gerçek kişi olup, nüfus ve adres bilgilerine ulaşılamaması nedeniyle Malmüdürünün kayyım olarak atanmasına karar verildiğine göre davalı taraf lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi de isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükme yöneltilen temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya uygun olmayan hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 09.05.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.