Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2011/12867 E. 2011/12026 K. 06.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12867
KARAR NO : 2011/12026
KARAR TARİHİ : 06.10.2011

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davalı banka, davacı hakkında davacının kefaletine dayanarak haciz yolu ile icra takibi yapmıştır.
Davacı borçlu, 14.05.2009 tarihinde icra takibine itiraz etmiş, itirazın iptali davası açılmadan davacı vekili 01.10.2009 tarihinde menfi tespit davasını açmıştır.
Davacı vekili Kredi Sözleşmesini müvekkili adına vekaleten imzalayan …’in müvekkili adına vekaleten kefil olarak, kredi sözleşmesi imzalama yetkisi olmadığını, ipotek vermek için verilen vekaletnamenin kefaleti kapsamadığını belirterek takibin iptalini ve borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davacının ihtarlara yanıt vermemesinin sözleşmeye icazet anlamına geldiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre taraflar arasındaki ihtilafın davacı vekilinin vekaletnamesinin kredi sözleşmesini kefil olarak imzalamaya elverişli olup olmadığı ve bankanın ihtarnamesine cevap verilmemesinin kefaleti geçerli hale getirip getirmediği noktalarında toplandığı, yargılama sırasında taraflar sulh girişiminde bulunmuş ve sulh protokolü sunmuş iseler de protokülün kendi içinde çelişkili ifadeler taşıdığından tahkikata devam edildiği, davacının verdiği vekaletnamenin kefalet yetkisi içermediği, yetkisiz vekil tarafından imzalanan kefalet sözleşmesine icazet de verilmediğinden kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, bu nedenle menfi tespit davasının kabulüne, davacının davalı bankaya … 14.İcra Müdürlüğü’nün 2009/5190 Esas sayılı dosyasında borçlu olmadığının tespitine, davacının kötüniyet tazminatı isteminin reddine, davalı bankanın nispi karar harcı ile sorumlu tutulmasına karar verilmiş hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle ihtarnameye cevap verilmemesinin yetkisiz vekilinin imzaladığı kefalet sözleşmesini geçerli hale getirmeyecek olmasına, 4603 Sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi ve 5230 Sayılı Kanun’un 11. maddesi gereği … Bankası’nın mahkemeler nezdinde aleyhine açılmış veya açılacak davalarda yargı haçlarından muafiyeti bulunmamasına göre davalı banka vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2)Taraflar 08.03.2010 tarihli sulh sözleşmesini dosyasına ibraz ederek sulh protokolü çerçevesinde karar verilmesini istemişlerdir
Mahkemece sulh sözleşmesinin kendi içinde çelişki içerdiği ve sulh sözleşmesine göre davanın sonlandırılmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile tarafların yeni bir sulh sözleşmesi ibraz etmeleri için mehil verilmiştir. Bilahare takip edilmeyen dava için 03.06.2010 tarihinde yenileninceye kadar işlemden kaldırma kararı verilmiş, davacı vekilinin yenileme dilekçesi üzerine yeniden duruşma günü verilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Kural olarak taraflar sulh sözleşmesi ile bağlı olup tek başına taraflardan biri sulhdan rücu edemez, ancak taraflardan biri sulh sözleşmesinin hata, hile veya ikrah nedeni ile geçersiz olduğunu ileri sürebilir.
Somut olayda taraflardan herhangi biri sulh sözleşmesinin anılan nedenlerle geçersiz olduğunu ileri sürmemiştir. Mahkemece sulh sözleşmesinin 1. maddesi ile 3. maddesinin çelişkili olduğu gerekçesi ile mevcut sulh sözleşmesine göre davanın sonlandırılmasının mümkün olmadığına karar verilmiştir.
Bu durum yukarıda açıklanan kurala aykırı olduğu gibi sulh sözleşmesinin 3. maddesinin birinci madde ile çelişmediği, 3. maddede kastedilen feragatin fer’i taleplere ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece sulh sözleşmesine göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görelmemiştir
SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalı banka vekilinin diğer temyiz itirazının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle hükmün davalı banka yararına BOZULMASINA, bozma gerekçesine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, bozmada oybirliği, gerekçede oy çokluğu ile 06.10.2011 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI

Davacı banka tarafından davalı borçlu aleyhine başlatılan haciz yoluyla ilamsız icra takibine borçlu itiraz etmiş, itirazın iptali davası açılmadan, borçlu menfi tespit davası açmıştır.
İnşai davalarda ve eda davalarında kural olarak hukuki yararın bulunduğu varsayılır. Tespit davaları ve bu arada menfi tespit davasında ise davanın açılmasında bir hukuki yararın varlığı koşulu aranır.Davacı menfi tespit davasında davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunu bildirmek, bunu açıklamak ve gerekirse ispat etmek zorundadır. Hukuki yarar menfi tespit davasında bir dava şartıdır.
Borçlu maddi hukuk bakımından ödemekle yükümlü olmadığı bir alacak talebiyle karşılaşmışsa hukuki yararın bulunduğu kabul edilir.
Davacı borçlunun hukuki durumunun tehlikede olması, tereddüt içinde olması halinde menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmaktadır.
Borçlu ödeme emrine itiraz edebileceği dönemde önünde 2 yol vardır.
-ödeme emrine itiraz etmek,
-menfi tespit davası açmak,
-veya her iki yola birlikte başvurmak,
Alacaklının takibinde hiç belgeye dayanmaması veya dayandığı belgenin 68. maddesindeki belgelerden olmaması halinde borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur.
Menfi tespit davası borçlunun icra takibinden korunmasını sağlayan bir davadır. Yani maddi hukuk açısından borçlu olmayan kimsenin, icra hukukunun katı normları nedeniyle borcu ödemesinin engellenmesi amacı taşıyan bir davadır.
İcra takibine itiraz edilmekle borçlu açısından icra takibi bakımından bir tehlike kalmamış, alacaklının alacağını icra takibi sonucu elde etme olasılığı ortadan kalkmıştır.
Bu nedenle davanın hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle reddi gerekir. Yerel mahkeme kararının bu gerekçeyle bozulması gerekirken yazılı gerekçeyle bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.