YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/706
KARAR NO : 2011/3365
KARAR TARİHİ : 16.03.2011
Mahkemesi :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki birleştirilen sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı T.Vakıflar Bankası T.A.O vekili ile davalı banka vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Asıl ve birleşen şikâyetler sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir.
Şikâyetçi TMSF vekili Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde koydukları hacizlerin ilk hacze iştirak ettirilmemesinin yasaya aykırı olduğunu (m.21/I);
Birleşen dosya şikâyetçisi banka vekili şikâyet olunanın haczinin düştüğünü ve taşınmaz üzerine tesis edilen garame ipoteğinin dikkate alınmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmişlerdir.
Şikâyet olunan banka vekili TMSF alacağının 5411 s. Bankacılık Kanunu’nun 108, 130 ve 135 inci maddeleri kapsamında olmadığını ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip edilemeyeceğini; İcra ve İflâs Kanunu’nun 111 inci maddesi kapsamında yapılan taksitlendirmeler nedeniyle hacizlerinin düşmediğini bildirerek şikâyetin reddi gerektiğini savunmuştur.
İcra Mahkemesi’nce asıl şikâyetin TMSF alacaklarının Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında olduğu gerekçesiyle kabulüne; birleşen şikâyetin ise T. Vakıflar Bankası TAO lehine ipotek tesis edildiğinde tapu kaydından anlaşılan başka hacizlerin bulunduğu ve adı geçene para artmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş; hüküm şikâyetçi T. Vakıflar Bankası TAO vekili ile şikâyet olunan T. Halk Bankası AŞ vekilince temyiz edilmiştir.
1- Şikâyetçi T. Vakıflar Bankası TAO vekilinin temyiz itirazı şikâyet olunan T. Halk Bankası AŞ. haczinin düştüğüne yönelik iddianın incelenmediği noktasındadır. İcra ve İflâs Kanunu’nun 106 ve 110 uncu maddeleri birlikte değerlendirildiğinde taşınmaz üzerine kesin haciz konulmasından veya konulan ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesinden (İİK.m.264) itibaren iki yıl içinde masrafını da vermek suretiyle (İİK.m.59) satış istenmesi gerekir; aksi halde satış düşer. İcra Mahkemesi’nce bu yön üzerinde durulmadığı gibi şikâyet olunanın İcra ve İflâs Kanunu’nun 111 inci maddesinde gösterilen şekilde taksitlendirme yapıldığı yönündeki savunması da değerlendirilmediğinden eksik inceleme ile kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Şikâyet olunan T. Halk Bankası AŞ vekilinin temyiz itirazı ise TMSF alacağının Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında olmadığı yönündedir. Bu itiraz yerinde değil ise de, hacze iştirake ilişkin İcra ve İflâs Kanunu’nun 268 inci maddesinin son cümlesi “rehinden önce ihtiyati ya da icrai haciz bulunması halinde amme alacağı dahil hiçbir haciz rehinden önceki hacze iştirak edemez” şeklindedir. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası da rehin haklarını saklı tutmuş; birinci fıkraya 8.4.2006 tarihinde 5479 sayılı Yasa’nın 4 üncü maddesi ile eklenen son cümle ile sadece vergi alacakları bu uygulamanın dışına çıkartılmıştır.
Somut olayda T. Halk Bankası AŞ.’nin haczi 15.6.2001 tarihinde konulmuştur. Eğer üst fıkrada açıklanan inceleme sonunda bu haczin düşmediği saptanırsa, şikâyetçi T. Vakıflar Bankası TAO’nın 10.9.2003 tarihinde tesis edilen ipoteğinden sonra 25.5.2005 günü TMSF tarafından konulan haczin de T. Halk Bankası AŞ.’nin haczine iştirak edemeyeceği dikkate alınmalıdır. Eğer bu haciz düşmüşse, bu kez TMSF tarafından Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre konulan haczin, kendisinden önce T. Vakıflar Bankası TAO lehine tesis edilen ipoteğe katılma hakkı bulunmadığı gözetilmelidir. Eksik inceleme ile verilen karar, açıklanan bu yönden de bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1 ve 2 sayılı bentlerde açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 16.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.