YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14625
KARAR NO : 2011/13841
KARAR TARİHİ : 01.12.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 2007/2767-2509 sayılı 28.06.2007 günlü bozma kararında özetle: “Mahkemece; davalı tarafça çekişmeli taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin iradi olarak terkedildiği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmazın öncesinin tespit maliki ve davalılar murisi … ‘e ait olduğu tespit tutanağı, bilirkişi beyanları, komşu parsel dayanağı vergi kayıtları ve dosya kapsamıyla sabittir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin tespit maliki … ‘in ölümünden sonra mirasçıları tarafından iradi olarak terk edilip edilmediği hususundadır. Mahkemece, tespite aykırı sonuca ulaşıldığı halde tespit bilirkişileri ve tanık dinlenmeden, sadece iki mahalli bilirkişi anlatımıyla yetinilerek karar verilmiştir. Ayrıca tespit dayanağı 1937/410 numaralı vergi kaydı dosya içinde bulunmamaktadır. Eksik, yetersiz araştırma, inceleme ve uygulama ile hüküm kurulamaz. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için; usulen belirlenecek mahalli bilirkişiler ve tarafların usulen bildirecekleri taraf tanıkları ile tespit bilirkişileri hazır olduğu halde mahallinde yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak bu keşifte, celbedilecek tespit ve davalılar dayanağı 1937/410 numaralı vergi kaydı komşu parsel tutanak ve dayanaklarından da yararlanılarak mahalline uygulanmalı, kapsamı usulen belirlenmeli ve uzman bilirkişiden keşif ve uygulamayı izlemeye olanak verir krokili rapor alınmalıdır. Keşifte hazır bulunan bilirkişi ve tanıklardan da taşınmazın kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin nasıl sürdürüldüğü, … ‘in ölümünden sonra zilyetliğin terkedilip edilmediği, … mirasçılarının aynı köyde yaşayıp yaşamadığı, yaşıyorlar ise taşınmazı neden kullanmadıkları, köydeki tüm taşınmazları terkedip etmedikleri, bu taşınmaza kuzeydoğudaki kuru dereden sonra komşu olan 107 ada 20 parsel sayılı tespiti kesinleşmiş taşınmazın tespit malikinin aynı kişi olup olmadığı, iş ve meslek gerekleri itibariyle belirli süreyle kullanamama durumunun olup olmadığı hususları tek tek sorulup saptanmalı, komşu parsel malikleri de gerektiğinde tanık sıfatıyla dinlenilip iradi bir terkin olup olmadığı konusunda bilgileri alınmalı, tespite aykırı sonuca ulaşılması halinde tespit bilirkişileride tanık sıfatıyla dinlenilerek beyanları arasında doğan ve doğabilecek çelişkiler usulen giderilmelidir. Çekişmeli taşınmaza ait emlak kayıtları olup olmadığı, vergisinin yatırılıp yatırılmadığı ile yatırılıyorsa kimin tarafından yatırıldığı merciinden usulen sorulmalıdır. Bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte gözetilerek, çekişmeli taşınmaz üzerinde davalıların murisi ve tespit maliki tarafından
sürdürülen zilyetliğin mirasçılarınca iradi olarak terkedilip edilmediği değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, … köyü 108 ada 7 nolu parselin tespit tutanağının iptali ile taşınmazın orman olduğundan bahisle orman idaresinin her zaman dava açma hakkının saklı kalması koşulu ile parselin ham toprak niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.
Bölgede, 1949 yılında kesinleşen orman kadastrosu ile 13.09.1980’de kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulamaları bulunmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna ve dava konusu taşınmazın 1960 yılından beri kullanılmayan, üzeri 40-50 yaşlarında dişbudak, meşe, gürgen ağaçları ile sürgünleriyle kaplı eylemli orman niteliğinde bulunduğu anlaşıldığına göre, mahkemece davanın kabulü yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasaya eklenen “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” şeklindeki 36/A maddesi ve 17. maddesi ile eklenen “Bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” şeklindeki geçici 11. maddesi hükümleri gereğince davalı aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de; bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün 3., 4. ve 5. paragraflarının kaldırılarak, bunun yerine “6099 sayılı Yasa ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Yasanın değişik 3. maddesi göndermesiyle H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince davalıdan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve yatırdığı peşin temyiz harcının istek halinde iadesine 01/12/2011 günü oybirliği ile karar verildi.