YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5581
KARAR NO : 2011/7743
KARAR TARİHİ : 21.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptal tescil davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 08.07.2010 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi Davacı Hazine ve davalı Şirket vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 03.05.2010 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden davacı gerçek kişiler yada vekilleri gelmedi, karşı taraftan Hazine vekili Avukat … geldi başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı gerçek kişiler 31.08.2009 günlü dilekçeleriyle …Beldesi … mevkii 1015 parsel sayılı taşınmazın tapuda Hazine adına kayıtlı olduğu, bu taşınmazın 1900 lü yıllardan beri ortak muris … tarafından zilyet edilirken ondan babaları olan …ye kaldığı onun ölümüyle de kendilerine kaldığı, halen kendilerinin zilyetliğinde olduğu, buna rağmen 1988 yılı kadastrosunda akrabaları olan …’ün baskısı ile kadastroya katılamadıkları bu kişinin baskısı ile taşınmazın …, … ve …un zilyetliğinde olduğu beyanlara yazılarak Hazine adına tapuya tesccil edildiği, Hazine adına olan tapu kaydı ve tapudaki zilyetliğe ilişkin şerhlerin silininrek taşınmazın adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece çekişmeli parselin 1998/635 Esas ve 1999/92 karar sayılı yargıtaydan geçerek kesinleşen kararı ile beyanlara …ün işgalinde olduğu yazılarak Hazine adına tapuya tescil edilidği, bu kararın eldeki dava için kesin delil oluşturacağı gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiş, hüküm davalı gerek kişiler tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.
Dava, Hazine adına tapuda kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ve zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tapuya tesciline, tapudaki …’ün işgalinde olduğu yönündeki şerhin silinmesine ilişkindir.
Mahkemece çekişmeli parselin Kadastro Mahkemesinin kesinleşen kararı ile tapuya tescil edildiği, bu kararın davanı tarafları için kesin hüküm oluşturudğu gerekçesiyel davanın reddine karar verilmişse de,
Çekişmeli …beldesi 1015 parsel sayılı 32863,20 m2 yüzölçümündeki parselin kesinleşmiş orman kadastrosu sınrıları içindeyken yine kesinleşmiş 2/B uygulamasıyla Hazine adına orman sınırlaır dışına çıkarıldığından söz edip, beyanlar hanesine …. … ve … zilyetliğinde olduğu yazılarak Hazine adına tesbiti üzerine, Davacı … tarafından Davalı sıfatıyla …, … ve Hazine aleyine, parselin beyanlar hanesinde davalı gerçek kişiler zilyet olarak yazılmışsa da, adı geçenlerin hiç bir zaman zilyet olmadıkları, taşınmazın kendi zilyetliğinde olduğu iddiasıyla zilyetlik şerhlerinin silinmesi ve kendi adının yazılması istemiyle açılan davanın, Kadastro Mahkemesi sıfatıyla … Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği 29.12.1998 gün ve 1998/635-921 sayılı kararıyla, çekişmeli parselin 3116 sayılı Yasa hükümlerine gore 1939 yılında yapılan orman tahditi içindeyken, yine yörede yapılıp 15.06.1988 tarihinde ilan edilen 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulamasıyla hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının belirlendiği gerekçesiyle kabul edilip, çekişmeli parselin Hazine adına tapuya tesciline, beyanlar hanesindeki … ve … yararına olan şerhlerin silinerek, yerine …ün işgalinde olduğunun yazılmasına hükmedildiği, kararın davalı gerçek kişilerin tarafından temiyz edilmesi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 02.05.2000 gün ve 2000/1687-1946 sayılı kararı ile onandıktan ve karar düzeltme istemi de aynı dairesinin 04.07.2000 gün ve 2000/2975-2922 sayılı kararı ile red edildikten sonra kesinleştiği anlaşılmaktadır.
… asliye Hukuk mahkemesinin Kadastor Mahkemesi sıfatıyla verdiği 29.12.1999 gün ve 1998/635-921 sayııl kararı, taraf olmayan davacı gerçek kişiler ile bunların Murisi …yönünden kesin hüküm oluşturmaz.
Diğer taraftan, çekişmeli parselin kesinleşmiş orman kadastorsu sınırları içindeyken yine kesinleşmiş 2/B uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı yönünde uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, 2/B uygulamasıyla hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerin zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağına ve bu parselin beyanlar hanesine kimin zilyetliğinde olduğunun yazılacağına ilişkindir.
Her şeyden önce 6831 sayılı Yasanın değişik 2 ve 2/B madde uygulaması sonucu nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazlar, Anayasanın 170. maddesinde belirtilen kamu hizmetinin yerine getirilmesi için 2924 sayılı Yasa gereği Orman Bakanlığının emrine geçeceği, başka bir anlatımla, Orman Bakanlığına tahsis edilmiş sayılacağından, 3402 sayılı Yasanın 17. maddesi ve yine yasalar gereği Hazineye kalan yerler olması nedeniyle, aynı yasanın 18. maddesi hükmü karşısında, orman rejimi dışına çıkarma işlemi Hazine adına yapılacağından, 2896 ve 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilmesine olanak yoktur.
Beyanlar hanesindeki kullanım zilyetliğine ilişkin şerhlerin silinmesi ve yerine kendi kullanımlarında olduğunun yazılması istemine gelince; 6831 Sayılı Orman Yasasının Değişik 2. ve 2/B maddeleri uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yerlerde 2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Yasa hükümlerinin uygulanamayacağına ve bu yerlerin rayiç bedelleri üzerinden köylerde; öncelikle kullanıcısı orman köylüsüne, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde ise; kullanıcılarına doğrudan satılabileceği gibi, belediyelere ve Arsa Ofisi Genel Müdürlüğüne devredilebileceğine ilişkin 4706 Sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesine İlişkin Yasanın 3. maddesi, 04.10.2002 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 04.10.2002 gün ve 2001/382-21 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve 4706 Sayılı Yasa hükümlerinin, 4706 Sayılı Yasanın 3. maddesi ile de 2924 sayılı Yasanın satışa ilişkin ilgili maddelerini zımnen yürürlükten kaldırdığı için 2924 sayılı Yasanın da uygulanma olanağı kalmamıştır. Bu nedenle hukuki boşluk meydana geldiğinden, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.1997 tarih 1997/19-665/1018 sayılı kararında da “Bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin Anayasa Mahkemesince iptali karşısında, o kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin yürürlükten kaldırdığı veya değiştirdiği kanun hükümlerinin uygulanabilir hale gelmeyeceğinin, kendiliğinden yürürlüğe girmeyeceğinin, hukuki boşluk meydana geleceği” şeklinde açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri ve hukuki boşluk nedeniyle 2924 sayılı Yasanın satışa ilişkin hükümleri uygulanamaz.
Kaldı ki, Medeni Yasanın 919. maddesi, şerh verilecek hakları belirlemiş olup, taşınmazın üzerinde kimin hak sahibi olduğu konusunda tapunun beyanlar hanesine şerh verilemeyeceği, bu husus bu bölgede 3402 sayılı Yasının ek 4 maddesi hükmüne göre yapılacak bir kullanım kadastrosunda değerlendirilebileceği gibi, beyanlarla ilgili 3402 Sayılı Yasanın 19. maddesi genel hüküm niteliğinde olmadığından, ancak kadastro tesbitinden doğan uyuşmazlıklarda kadastro mahkemelerince uygulanması mümkün olup, anılan hükmün genel mahkemelerde uygulanmasına olanak yoktur (3402 Sayılı Yasa 33 md.).
Tapunun beyanlar hanesinde yer alan zilyetlik şerhinin silinerek, yerine kendi adlarının yazılması istemi içeren davada, davalı sıfatı taşınmazın mülkiyetine sahip olan Hazine yanısıra, beyanlar hanesinde yararınan şerh yazılan kişilere de aittir. Dava beyanlar hanesinde yararına şerh bulunan bu kişilere yönlenderilmemişse de, yerleşmiş yargı kararları ile davacı tarafın neden olduğu usul eksikliği, yararına bozma nedeni olamaz.
Açıklanan hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yerinde olmayan gerekçelerle davanın esası hakkında red hükmü kurulması doğru değilse de, hüküm sonuç itibariyle doğru olduğundan, mahkeme gerekçesinin anlatılan şekilde düzeltilmesine ve sonuç itibariyle doğru olan mahkeme kararının H.Y.U.Y.nın 438/7. maddesi gereğince gerekçesi düzeltilerek ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının gerçek kişilere yükletilmesine, Yargıtaydaki duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir edilen 825,00.- TL. avukatlık ücretinin davacı gerçek kişilerden alınarak davalı Hazineye verilmesine 21/06/2011 günü oybirliği ile karar verildi.