YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3099
KARAR NO : 2011/7504
KARAR TARİHİ : 15.06.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … köyü 101 ada 5 parsel sayılı 2484,61 m² yüzölçümündeki taşınmaz, belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla niteliğiyle davalı gerçek kişilerin murisi adına ölü olduğu belirtilerek tespit edilmiştir. Davacı Hazine, dava konusu parselin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ile kaçak ve yitik kişilerden kalma yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmış, Orman Yönetimi, 20/04/2010 tarihli dilekçe ile taşınmazın orman vasfında olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır. Mahkemece, davacı Hazinenin açtığı davanın reddine, katılan davacı … Yönetiminin açtığı davanın ise kabulüne ve dava konusu … ili, … ilçesi … köyü, 101 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tespit tutanağının (kadastro tespitinin) iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 5304 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı dışında bırakılmıştır.
Dava konusu 101 ada 5 parsel sayılı taşınmaz ölü olduğu belirtilerek … oğlu … adına tesbit edilmiştir. Yapılan incelemede mahkemece muris …’in mirasçıları davaya dâhil edilmeden, mirasçıların yokluklarında yargılama yapılıp hüküm kurulduğu, sonrasında gerekçeli kararın bazı mirasçılara tebliğ edildiği, kimi mirasçılara ise tebliğ edilmediği gözlenmiştir. Mahkemenin belirtilen bu uygulaması Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Oysa savunma hakkı en tabi Anayasal haklardandır.
Anayasanın 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılama hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğinde olduğundan, davalılar davaya dahil edilmeden delil toplanılması ve keşif yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan adil yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır.
Yasal ayrıcalıklar dışında yargılamayı yürüten hakim davanın taraflarını dinlemeden veya iddia ve savunmalarını yapmak üzere yasal şekil ve şartlara göre çağırmadan, delilleri toplayıp hüküm veremez (Anayasanın 36. ve H.Y.U.Y.’nın 73. maddeleri).
Mahkeme hakimi tarafından dava dilekçesi ve duruşma gününün taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ ettirilmesi ve tüm tarafların katılımlarının sağlanmak suretiyle taraf oluşturulduktan sonra işin esasına girilip yargılamanın sürdürülmesi gerekir.
Bu nedenle, davalılara tebligat kanunu hükümlerine uygun olarak, dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ ettirilip, bu davada da yer alma olanağı verilmeden, savunma ve delillerini bildirmesine olanak tanınmadan, davalıların savunma hakkını kısıtlayacak biçimde, yokluklarında işin esasına girilerek yazılı biçimde hüküm kurulması esaslı bir usul hatası olup, mutlak bozma nedenidir. Bozma nedenine göre Hazinenin diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
Bundan ayrı olarak; tespitin iptali yerine, “tutanağın iptali” ifadesinin kullanılması, kısa kararda sicil oluşturulmaması, komşu parsel tutanakları getirtilmeden hüküm kurulması da doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 15/06/2011 günü oybirliği ile karar verildi.