Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/4669 E. 2011/5236 K. 06.06.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4669
KARAR NO : 2011/5236
KARAR TARİHİ : 06.06.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin yurt dışında çalışma başlangıcı olan 1.9.1982 tarihi olduğunun ve 1.11.2008 tarihiden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun tüm temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacının temyizine gelince; Dava, davacının sigorta başlangıç tarihinin 01.09.1982 tarihi olduğunun ve 01.11.2007 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının 4447 sayılı Yasanın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasaya eklenen geçici 81 maddesinin yürürlüğe girdiği 08.09.1999 tarihinde Türkiye’de sosyal sigortalar kapsamında sigortalı olarak çalışması bulunmadığı gibi bu tarihde, 3201 sayılı Yasa kapsamında yapılmış bir borçlanması da bulunmadığı, bu durumda davacının yaşlılık aylığı bağlanma koşullarının 3201 sayılı Yasa kapsamında Kuruma borçlanmanın yapıldığı 02.04.2008 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 60/A-b maddesina göre yasal şartların gerçekleşmemesi nedeniyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01.09.1982 olduğu ve tahsis talep tarihi olan 17.10.2008 tarihi itibari ile 3201 sayılı Yasa kapsamında Almanya’da geçen 01.09.1982-16.05.1992 ile 01.03.1994-29.04.1998 tarihleri arasındaki 4993 gün çalışmasını borçlanmak için Kuruma başvurduğu, bu çalışmasına isabet eden 17.484,44 Doları Kuruma ödediği, 26 yıl 1 ay 16 gün sigortalılık süresi ve 4993 gün prim ödemesi bulunduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, davacının yaşlılık aylığı şartlarının yurt dışı borçlanmasını yaptığı tarih olan 02.04.2008 tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasanın 60/A-b maddesi uyarınca mı, yoksa 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Yasanın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasaya eklenen geçici 81. madde hükümlerine göre mi belirleneceği noktasında toplanmaktadır.
3201 Sayılı Kanun uyarınca yurt dışı hizmet borçlanması, yurt dışında geçmiş belirli/bazı sürelerin Türkiye’de geçmiş gibi değerlendirilmesidir. Borçlanılan yurt dışı çalışma süresi, tıpkı ihya edilen sigortalılık süreleri gibi ele alınmalı, bedelinin ödenmesi karşısında, ait olduğu devrede dikkate alınarak, tahsis istemi yönünden bir değerlendirme yapılmalıdır.
Yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının sigortalılık başlangıcı yönünden, bulundukları ülke ile yapılan ikili uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde açık hüküm bulunmayan veya hiç sözleşme yapılmayan ülkelerde bulunanların durumu 3201 Sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirilecektir.
İkili uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde özel hüküm bulunmayan veya sözleşme imzalanmayan ülkelerdeki çalışmalarını borçlananlar yönünden sigortalılık başlangıcının ve dolayısıyla sigortalılık süresinin nasıl hesaplanacağı, 3201 Sayılı Kanunun 5.maddesinde düzenlenmiştir.
Belirtilen maddeye göre, borçlanma konusu hizmetlerinden sonra Türkiye’de tescili bulunan sigortalılar yönünden sigortalılık başlangıcı, tescil tarihinden itibaren borçlanılan süre kadar geriye gidilerek bulunacak tarih; hiç tescili olmayanlar için de, borcun tamamen ödendiği tarihten borçlanma süresi kadar geriye gidilerek bulunacak tarih, olacaktır.
Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunanlar 506 Sayılı Kanunun Geçici 81.maddesinin lehe olan hükmünden yararlanırken, tescili bulunmayanların ise daha sonra yurt dışı hizmet borçlanması yolu ile kazanılan sigortalılık süresinden yararlanamaması bir adaletsizliği ortaya çıkarmaktadır.
Diğer bir deyişle, 3201 Sayılı Kanuna göre sonradan borçlananların, 506 Sayılı Kanunun Geçici 81.maddesinin yürürlüğe girdiği tarihte (23.05.2002) hiç hizmetinin bulunmadığı gerekçesiyle 81.maddenin uygulanmamasının, 3201 Sayılı Kanun ile sigortalılara tanınmış olan hakların ortadan kaldırılmasına yol açacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Nitekim, aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2010 gün ve 2010/302 E.2010/438 K; 29.09.2010 gün ve 2010/10-471 E-2010/439 K; 29.09.2010 gün ve 2010/10-472 E.-2010/440 K. sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır.
506 sayılı Yasa’nın geçici 81/A maddesi, bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanacağını kabul etmiştir. Yurt dışı hizmet borçlanmasının yapıldığı 02.04.2008 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 60/A-b maddesi ise sigortalının yaşlılık aylığından yararlanabilmesi için kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4500 gün prim ödemesi gerektiğini kabul etmiştir.
Somut olayda davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01.09.1982 olduğu ve tahsis talep tarihi olan 17.10.2008 tarihi itibari ile 3201 sayılı Yasa kapsamında Almanya’da geçen 14.06.1973-30.09.1984 tarihleri arasındaki 4993 gün çalışmasını borçlanmak için Kuruma başvurduğu, bu çalışmasından 4993 gününe isabet eden 17.484,44 Doları Kuruma ödediği, 26 yıl 1 ay 16 gün sigortalılık süresi ve Türkiyede 01.07.2008-30.10.2008 tarihleri arasındaki 506 Sayılı Yasa Kapsamında isteğe bağlı sigortalı olarak ödediği 60 günlük süre ile birlikte 5053 gün prim ödemesi bulunduğu açık olmakla tahsis talep tarihi itibari ile 47 yaşında olan davacının yaşlılık aylığı isteminin istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden ilgilisine iadesine, 06.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.