YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13736
KARAR NO : 2012/17984
KARAR TARİHİ : 30.10.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, 07.12.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının manevi tazminat isteminin kısmen , maddi tazminat isteminin ise aynen kabulüne karar verilmiş ise de varılan bu sonuç aşağıda ki nedenler ile yerinde değildir.
a) Davacının 07.12.2006 tarihinde geçirdiği iş kazası sonunda … Tedavi Hizmetleri ve Maluliyet Daire Başkanlığı’na ait 14.01.2009 gün ve 7586 sayılı yazısı ve ekinde bulunan sürekli iş göremezlik derecesi tespit kararı ile % 24 oranında sürekli iş göremezlik derecesi verildiği ve davacının bu maluliyetine ilişkin 09.08.2009 tarihinde kontrol muayenesi gerektiğinin yazılı olduğu, ancak mahkemece bu kontrol kaydının sonucu araştırılmadan, yazılı tazminatlara karar verildiği görülmektedir.
Davacının geçirdiği kaza sonunda oluşan maluliyetinin kesinleşmediği, bu halde, kontrol kaydı var iken saptanan orana göre tazminat hesabının yapılamayacağı açıktır. Gerçekten sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminat tutarını doğrudan etkileyeceğinden iş göremezlik oranının kesin olarak saptaması, bunun için de kontrol kaydı ile maluliyete itiraz dava sonucunun beklenmesi gerektiği ortadadır.
Yapılacak iş, davacının 07.12.2006 tarihinde geçirdiği iş kazasına ilişkin belirlenen % 24 iş göremezlik oranına ait kontrol kaydı sonucunun araştırılmasından sonra kesinleşen iş göremezlik oranının belirlenmesi ve belirlenen bu orana göre, hesaplanacak zararlar yönünden bir karar vermekten ibarettir.
b)Davacınında kabulünde olan “İbra belgesidir” başlıklı belge ile davacıya maddi ve manevi zararları karşılığı dava açılmazdan önce 12.12.2006 tarihinde 3.000,00-TL para ödendiği görülmektedir.
Uyuşmazlık davacıya maddi ve manevi zararların karşılığı yapılan bu ödemenin davacının manevi tazminat alacağını alıp bu suretle borçluyu borcundan kurtardığı biçiminde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, maddi tazminat alacağına karşılık yapılan ödemenin maddi zararından ne şekilde düşüleceği noktasındadır.
Manevi tazminat istemine gelince; davalı tarafından yapılan ödemenin bir miktarının manevi zarara karşılık yapıldığı “ibra” adlı belgenin içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır.
Manevi zarar yönünden ihtilaf manevi zararın bölünüp bölünemeyeceği noktasındadır.
Gerçekten, hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay H.G.K’nun 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 karar ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın manevi tazminatın bölünemeyeceği göz ardı edilerek davacı yararına manevi tazminata hükmedilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Maddi zarar yönünden ise; yapılan ödemenin kural olarak işçiye veya hak sahibine yapılmış olan ödeme ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda borçluyu borcundan kurtaran bir ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, açık oransızlığın bulunduğu durumlarda yapılan ödeme kısmi ifayı içerir. Bu yön ise, ödemenin yapıldığı tarih göz önünde tutularak gerçek zararın bilirkişiler aracılığı ile saptanması suretiyle belirlenebilir. Oysa, mahkemece yukarıda açıklandığı biçimde inceleme ve araştırma yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Bu yönden yapılacak iş; davacıya yapılan ödemelerin maddi ve manevi tazminat türüne, aidiyetine ilişkin miktarı davacıya açıklattırmak suretiyle açıklığa kavuşturulduktan sonra, davacıya ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak gerçek zararını bilirkişiye hesaplattırmak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi “kısmi ifayı içeren” makbuz niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararı hangi oranda karşıladığını saptamak, hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre hesaplanan tazminat miktarından yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlemek gerçek zarardan davalı tarafın ödeme yapılan tarihe göre davacının zararını karşıladığı oranda indirim yapmak, daha sonra kalan miktara hükmetmek, açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde ise davacının maddi tazminat talebinin tümden reddine karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 30/10/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.