YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/123
KARAR NO : 2011/62
KARAR TARİHİ : 17.01.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalı işveren nezdinde 1.4.1992-12.12.1996 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, 01.04.1992-12.12.1996 tarihleri arasında davalı işyerinde aralıksız çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiş,
Mahkeme istemin reddine karar vermiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının,davalı … adına tescilli … sicil nolu iş yerinden 01.04.1992-30.08.1992 tarihleri arasında kesintisiz 150 gün çalışmasının Kuruma bildirildiği, bildirimlere uygun olarak primlerinin ödendiği, iş yerine ait 1992/1 ve 2 döneme ait bordrolarının Kuruma verildiği, davacı tarafından işçilik alacakları ile ilgili işveren aleyhine açılan dava sonucu Eyüp 1. İş Mahkemesi’nin 13.07.2004 tarih ve 2004/1405 E 2007/145 K sayılı kararı ile davacının davalı işverene ait iş yerinde 01.04.1992-12.12.1996 tarihleri arasında 4 yıl 8 ay 11 gün çalıştığı kabul edilerek 79,42, YTL Kıdem tazminatı alacağı bulunduğuna kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, davacının 01.04.1992-12.12.1996 tarihleri arasında fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın 5510 sayılı Yasa’nın 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Yasa’nın Geçici 7. maddesi hükmünde “bu Kanun’un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” hükmü gözetildiğinde, eldeki somut uyuşmazlığın dayandığı mevzuat hükümleri 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesidir.
506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tesbit davasının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında, resmi belge veya yazılI delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olur. Ne varki bu tür kanıtlar salt bu nedene dayanarak istemin reddine neden olmaz; aksi durumun ispatı olanaklıdır. Somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordro tanıkları ve komşu işyerinin kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Mahkemenin bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiğini göz önünde tutarak gerektiğinde; doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplaması gerekmektedir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda ifadeleri hükme dayanak alınan davalı tanıkları dışında, davacı tanıklarının komşu iş yeri tanığı olmadığı ve çalıştıkları iş yerlerinin davalı iş yerine çok uzak olduğu belirtilerek anlatımlarına itibar edilmeyerek davanın reddine karar verildiği belirtilmiş ise de, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek re’sen araştırma ilkesi gereği, davalı iş yerine uyuşmazlık konusu dönemde komşu iş yerlerinin zabıta aracılığı ile araştırılmadan, re’sen tespit edilen tanıklar dinlenmeden davalı tanıklarının anlatımına göre sonuca gidilmesi doğru değildir.
Yapılacak iş; zabıta marifetiyle tespit edilecek, işyerine o tarihte komşu olan, kayıtlı iş yeri sahiplerini ve adreslerini açık ve net olarak belirleyip, Belediyeden ve Vergi Dairesinden bu iş yerlerinin kayıtlarını getirip komşu ve yakınlıklarını tespit etmek, sonrasında bu işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının kayıtları SGK’dan getirtilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.