YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4456
KARAR NO : 2011/5295
KARAR TARİHİ : 09.06.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 18.04.1999-03.11.2002 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava davacının 18.4.1999-3.11.2002 tarihleri arasında 21.dönem milletvekili olarak görev yapan davalıya ait TBMM ‘deki halkla ilişkiler binasındaki odasında ve özel ofisinde danışman olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacıya belirli bir ücret ödenmediği,davacının milletvekili olan davalının bürosunda ve mecliste kendi partili yada vatandaşların işlerini takip takip etmesine rağmen bu iş takibinin BK.’nun 313 ve devamı maddelerindeki hizmet aktinin unsurlarını taşımadığı davacı ve davalının ayni partinin yandaşları olup birlikte siyaset yaptıkları aralarındaki ilişkinin hizmet aktinin unsurlarını taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davalı tarafından davacıya ait işe giriş bildirgesinin davalı Kuruma verilmediği,davacıya ait özel büro işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamında kayıtlı olmadığı,Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliğinin 27.8.2008 tarihli yazısı ile davacının milletvekili danışmanı olarak hiçbir dönemde görev yapmadığı meclis kayıtlarında davacının çalışmasına rastlanmadığının bildirildiği görülmüştür.
Uyuşmazlık taraflar arasında hizmet aktinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul, taraflar arasında hizmet akdinin varlığına ilişkindir. Hizmet akdi Borçlar Kanunu’nun 313. maddesinde belirlendiği üzere iş sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Bu sözleşmede ana unsur iş ve ücrettir. 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdini sadece bu unsurlara bağlı olarak kabul etmek mümkün değildir. Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ana koşulları olmak üzere 506 sayılı Yasa’nın öngördüğü hizmet sözleşmesi “bir veya birden fazla işveren ile çalıştırılan arasında oluşturulan, süreli veya süresiz belli bir zaman dilimi içersinde, işveren emir ve gözetimi altında, iş görmeyi hüküm altına alan hukuksal ilişkidir. Sigortalılığın oluşumu yönünden ilk unsur iş görecek kişinin belli bir zaman dilimi içerisinde, hizmetini işverenin emrine hasretmesidir. Bu zaman dilimi günün tüm süresini kapsayabileceği gibi, günün veya haftanın belli saatlerine de hasredilebilir. Haftanın veya ayın belli gün ve saatlerinde dahi çalışma söz konusu olabilir.
Önemli olan düzenli bir çalışma ilişkisinin varlığıdır. Düzenli çalışma ilişkisinin varlığı iş akdinin zaman unsurunu ortaya koyar. Çalışanın, hizmetini belli zaman dilimi içerisinde, işveren emrinde ve onun vereceği direktif doğrultusunda gerçekleştirilmesi, hizmet akdinin ikinci unsuru olan bağımlılık unsurunu oluşturur. Hizmetin fiilen verilmesi her durumda, zorunlu değildir. İşverenin emir ve gözetim altında hazır beklemek durumunda dahi bağımlılık unsuru gerçekleşmiş sayılır. Öte yandan, işverence gösterilen işlerin, çalışan tarafından, işveren emir ve direktiflerine uygun olarak görülmesi gerekir. Belirtilen bu iki ana unsurun birlikte gerçekleşmesi durumunda 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdinin dolayısıyla sigortalılığın ilk koşulunun oluştuğu sonucuna varılır.
Sigortalılığın ikinci koşulu, 506 sayılı Yasa’nın 5. ve 8. maddelerinde öngörülen işin görüldüğü bir işyerinin bulunmasıdır. Bir işyerinin varlığının saptanamaması durumunda sigortalılığın gerçekleştiğinden söz edilemez.
Üçüncü koşul, eylemli çalışmanın varlığıdır. Yasal sigortalılıktan söz edebilmek için sigortalının işveren emir ve direktifleri altında, bir fiil, gösterilen işi yapması zorunludur. Çalışmanın, kimi durumlarda, görülen işin, nitelik ve kapsamına göre devamlı sürmesi mümkün olmayabilir. Sigortalının, işveren emir ve nezareti altında verilecek işi yapmaya hazır bir şekilde beklemesi dahi bu koşulun gerçekleşmesi için yeterlidir.
506 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde gösterilen istisnalardan bulunmama bir diğer koşuldur. Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için Yasa’nın 2. maddesinde sayılan koşulları taşıması yetmez, ayrıca 3. maddede gösterilen kişilerden bulunmaması gerekir.
Sigortalı sayılabilme yönünden gerek ücretin kendisi, gerekse ödenme biçim ve yöntemi zorunlu bulunmamaktadır. Parça başına ücret, götürü ücret, part-time çalışma karşılığı yapılan ödeme biçimleri sigortalılık koşullarını etkilemez.
Sigortalılık statüsünün oluşumu için herhangi bir şekil koşulu öngörülmemiştir. Resmi veya yazılı bir sözleşme biçimi şart değildir. Asıl olan sigortalının çalışmaya başlama durumudur. Eylemli olarak gerçekleşen bu durum sonucu sigortalılık statüsü kendiliğinden oluşur.
Somut olayda,davacının dosya ekinde yer alan ve işcilik alacaklarına ilişkin Ankara 10.İş Mahkemesinin 2006/889 Esas sayılı dosyasında yer alan 15.10.1999-15.4.2000 tarihleri arasındaki dönem için geçerli olan TBMM geçici görevli tanıtma kartına göre davacının davalı milletvekilinin danışmanı ve yardımcısı olarak giriş kartı düzenlendiği ,davacı iddialarına göre davacının davalının milletvekilliği süresince TBMM ile birlikte önce “… “adresinde daha sonrada “…” adresinde açtığı büroda çalıştığı, büroda çalışanların uyması gereken kuralar konusunda yazılı talimatlar verdiği yine davacıya yönelik bir kısım talimatlar verdiği dinlenen davacı tanığı … yeminli ifadesinde davacının kendisinden önce işe girmiş olduğunu davalı işverene ait büroda eleman olarak çalıştıklarını davalının talimatı doğrultusunda davalıyı ziyarete gelen seçmenlerin davalıyla görüşmelerini sağladıklarını davalının talimatı doğrultusunda hem büroda hem mecliste çalıştıklarını ,davacının asgari ücretin biraz üzerinde maaş aldığını kendisinin de sigortalı gösterilmediğini bildirmiştir.Davalı ise 30.10.2008 tarihli duruşmadaki beyanında davacının parti sempatizanı olarak zaman zaman haftada birkaç kez yanına uğradığını maaşını aldığında harçlık niteliğinde davacıya para verdiğini aralarında sözlü yada yazılı bir sözleşmenin bulunmadığını bürosunun olmadığını meclisteki büroyu kullandığını ileri sürmüştür.
Toplanan delillerden davacının davalıya ait özel büro iş yerinde ve TBMM zaman ve bağımlılık “zaman ve bağımlılık” unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde çalıştığı, bu çalışmaları nedeniyle ücret aldığı anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, davacının hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı kabul edilip, davanın nitelikçe kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması nedeniyle mahkemece, doğrudan soruşturma genişletilmek sureti ile davalı işyerlerinin Kuruma tescil edilmediği dolayısıyla dönem bordrolarının verilmediği gözetilerek davacının tesbitini istediği tarihler arasında çalıştığını iddia ettiği işyerine komşu olan işyerlerini belediye, emniyet vasıtasıyla saptamak, saptanan bu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişileri, başka bir anlatımla, Sosyal Güvenlik Kurumunda kayıtları olan komşu işyeri veya benzer işi yapan işyeri sahiplerinin veya çalışanlarının bilgilerine başvurulmak ve olabildiğince delilleri toplayıp, bunları birlikte değerlendirerek ,çalışma süreleri tespit edilerek sonucuna göre karar vermektir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.09.1999 gün 1999/21-510-527, 30.06.1999 gün 1999/21-549-555, 05.02.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 01.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 9.6.2011gününde oybirliğiyle karar verildi.