Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/10664 E. 2011/9178 K. 31.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10664
KARAR NO : 2011/9178
KARAR TARİHİ : 31.10.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 1.9.2002-dava tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine,6111 sayılı kanundan yararlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu,işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara,kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine
2-Davacı, 1.9.2002 tarihinden dava tarihi olan 2.5.2011 tarihine kadar Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitini, 6111 sayılı Yasadan yararlandırılması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulü ile davacının 1.9.2002-1.9.2004 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine 6111 sayılı Yasadan yararlanması için tedbir kararı verilmesine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacınıın sattığı ürün bedelinden 21.8.2002,7.8.2004 ve 23.4.2010 tarihlerinde prim kesintisi yapıldığı ,giriş bildirgesinde Eskişehir Ziraat Odası tarafından 1.4.2011 tarihinde,aynı odanın 23.5.2011 tarihli yazısında davacının 1.1.1995 tarihinde kayıtlı olduğunun, muhtarlıkça düzenlenen belgede 2002 yılından beri kooperatif kaydının devam ettiğinin bildirildiği, davacının 1.9.2004 tarihi itibariyle kayıt ve tescil edildiği, kesintinin bulunduğu 1.9.2004-31.12.2004,1.5.2010-31.12.2010,1.4.2011 ve devamı şeklinde sigortalı sayıldığı,aile reisi sıfatı bulunmadığından 21.8.2002 tarihli prim kesintisinin dikkate alınmadığı,mahkemece davalı Kuruma yazılan 27.5.2011 tarihli müzekkerede davacının 6111 sayılı Yasadan yararlanması konusunda ihtiyati tedbir kararı verildiğinin bildirilerek işlem yapılmasının istendiği, davalı Kurumcada bu yönde işlem yapıldığı davacının 01.09.2002 tarihi itibariyle tescil edilerek 5510 sayılı Yasanın Geçici 17. maddesinin uygulanarak sigortalılığın 01.09.2002 tarihi itibariyle durdurulduğu ve prim borcunun 6111 sayılı Yasa gereğince yapılandırıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının pirim kesintisi bulunduğundan mahkemece 1.9.2002 -1.9.2004 tarihleri arasında sigortalı olduğuna ilişkin kabulü doğrudur.
30.04.2008 tarihinde bu yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17. maddesinde ;”Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez.Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.” Anılan Tebliğ 14.01.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Öte yandan, 6111 sayılı Yasanın 16. maddesinde kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar ile tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan mülga 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ve mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre tescilleri yapıldığı halde prim borçları nedeniyle ilgili kanunları uyarınca sigortalılık süreleri durdurulmuş ve bu sigortalılık süreleri bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ihya edilmemiş olanların kendileri veya hak sahipleri, bu sigortalılık sürelerinin ihyası amacıyla 5510 sayılı Kanunun geçici 17 nci maddesinin ikinci fıkrasına istinaden bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar yapacakları yazılı müracaatlarında, durdurulan bu sigortalılık süreleri için ödeyecekleri prim tutarının, sigortalılık süreleri durdurulmamış gibi değerlendirilerek bu Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasına göre hesaplanmasını talep edebilecekleri, bu şekilde hesaplanan prim borç tutarının tamamı bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen beşinci ayın sonuna kadar ödendikleri takdirde, bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği, bu maddede belirtilen süre içinde hesaplanan borç tutarının tamamının ödenmemesi halinde ihya işleminin geçerli sayılmayacağı ve bu madde kapsamında ödenmiş olan tutarların ilgilinin bu madde kapsamı haricinde başkaca prim borcunun bulunmaması kaydıyla faizsiz olarak iade edileceği, hümü getirilmiş ve son başvuru tarihi 31.05.2011 tarihine kadar uzatılmıştır.
Davacının sigortalılığı 5510 sayılı Yasanın Geçici 17. maddesi gereğince 01.09.2002 tarihi itibariyle durdurulduğuna göre yapılacak iş; davalı Kurumdan 6111 sayılı Kanuna göre davacının prim borcunu 31.07.2011 tarihi itibariyle ödeyip ödemediğini sormak, ödemiş ise şimdiki gibi karar vermek ödememiş ise davacıya davalı Kuruma başvurarak 5510 sayılı Yasanın Geçici 17. maddesi gereğince 01.09.2002-01.09.2004 tarihleri arasındaki döneme ilişkin prim borçlarını ödemesi için önel verilip çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Öte yandan 1086 sayılı HUMK’nun 103. maddesinde hakimin 101. maddesinde sayılan hallerden başka tehirinde tehlike olan veya mühim bir zarar olacağı anlaşılan hallerde tehlike veya zararı def’i için icap eden ihtiyati tedbirlerin icrasına karar verebileceği, 6100 sayılı HMK’nun 389. maddesinde ise mevcud durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği bildirilmiştir.
Her iki düzenlemeye göre de mahkeme davanın esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak biçimde (nitelikte) ihtiyati tedbir kararı veremez. Mahkeme ancak gecikmesi halinde doğabilecek tehlikeyi önleme veya ciddi zararı dava süresince (geçici olarak) önlemek için yalnız bu amaçla sınırlı olmak üzere gereken tedbirlerin alınması için ihtiyati tedbir kararı verebilir.
Somut olayda mahkemece yargılama sırasında işin esasını çözecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün olmadığı halde 6111 sayılı Yasadan yararlanmanın gecikmesi halinde doğabilecek ne gibi bir tehlike veya ciddi zarar olabileceği gerekçelendirilmeksizin yargılama sırasında davacının 6111 sayılı Yasadan yararlanması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilerek henüz sigortalılık süresi kesinleşmeden davalı Kurumun bu yönde işlem yapmaya zorlanması isabetsiz olup bu durum hukuki sorumluluğa yol açabileceği gibi hüküm fıkrasında davacının 6111 sayılı Yasadan yararlanabileceğinin tespitine karar verilerek taraflar arasındaki bu konudaki hukuki ihtilafı esastan çözmek gerekirken işin esasını çözümlemeyip ihtilafı ortada bırakarak geçici olarak çözümleyecek biçimde davacının 6111 sayılı Yasadan yararlanması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması da hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 31.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.