Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/3099 E. 2022/5327 K. 20.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3099
KARAR NO : 2022/5327
KARAR TARİHİ : 20.09.2022

7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06/06/2011 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18/03/2021 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 20/09/2022 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. … ile karşı taraftan davacı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

I.DAVA
Davacı dava dilekçesinde, paydaşı olduğu dava konusu 2624 ada 7 parsel sayılı taşınmazda, annesi … ‘ın payını 28/05/2009 tarihinde, kardeşi … ‘ın ise payını 26/06/2009 tarihinde davalıya sattığını belirterek, önalım hakkı nedeniyle davalıya satılan hisselerin adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II.CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, aynı paylara ilişkin Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 2011/263 Esas sayılı dava dosyasında farklı bir kimlik numarasına sahip … isimli kişi tarafından açılan önalım davası olduğunu, bu nedenle derdestlik itirazında bulunduklarını; davanın süresi içerisinde açılmadığını; dava dilekçesindeki imzanın sahte olduğunu, davayı davacı dışında birilerinin açtığını; dava konusu taşınmazın müstakilen davacının murisine ait iken murisin ölümü üzerine paylı hale geldiğini, her ne kadar tapuda arsa gözükse de 5 daire ve 1 dükkandan müteşekkil bir bina olduğunu, mirasçıların kendi aralarında fiili kullanım alanlarını, dairelerini, çok önceden belirleyerek ayırdıklarını, binanın 4 dairesinin müvekkili tarafından satın alındığını, bu dairelerden 3 tanesinin davacının annesine ve 2 erkek kardeşine kiralandığını, davacının payına isabet eden ve bu şekilde kullanılagelen dairenin ise davacı tarafından başkalarına kiralandığını, davacının diğer paydaşlardan bağımsız, fiili kullanımında olan bir dairesinin mevcut olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2016 tarih, 2011/296 Esas – 2016/233 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin (III.) bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı … … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2017 tarih, 2016/18263 Esas – 2017/9107 Karar sayılı ilamı ile davalının ileri sürdüğü fiili taksim savunmasının usulünce araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tek başına bir daireyi kullandığı veya ona daire tahsis edildiğine dair bir delilin dosyaya sunulamadığı, tüm paydaşların katıldığı usulüne uygun bir paylaşım yapılmadığı, davacının dava konusu dairelerin satıcılara aidiyetine açıkça rıza gösterdiğine dair bir delil olmadığı bu nedenlerle fiili taksim iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; delillerin yanlış değerlendirildiğini, davacının davaya konu taşınmazda nüfus kayıt belgesine göre 2007 yılından beri 2 numaralı bağımsız bölümde oturduğunun anlaşıldığını, tanık beyanlarına göre de taşınmazda fiili taksimin mevcut olduğunun anlaşıldığını, Yargıtay içitihatlarında tüm paydaşların katılımı ile yapılmış bir taksimin gerekli görülmediğini; kira sözleşmelerinin, taahhütnamelerin fiili kullanımın göstergesi olduğunu, davacının tüm resmi işlemlerinde aynı adres bilgilerini kullandığını, dosyada mevcut pek çok resmi belgenin fiili taksimin kanıtı olduğunu, davacının iyi niyetli olmadığını, eksik inceleme ile ve gerekçeli karar hakkı ihlal edilerek karar verildiğini beyan ederek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
2.1.Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.
2.2.Önalım davasının davalısı önalım hakkına ilişkin taşınmazdaki payı satın almadan önce o taşınmazda paydaş ise bu paydaş hakkında önalım hakkı kullanılamaz. Çünkü, Türk Medeni Kanunu’nun 732’nci maddesi ile bir paydaşın payını üçüncü şahsa satması halinde önalım hakkının kullanılabileceği kabul edilmiştir. Paydaş üçüncü kişi sayılamayacağından paydaşın paydaş aleyhine önalım hakkını kullanması söz konusu olamaz. Dava hakkına ilişkin bu hususun davanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.
2.3.Öte yandan, önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanunu’nun 2’inci maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
3.Değerlendirme
3.1.Dosya içerisinde yer alan 19.12.2003 tarihli elektrik abonelik sözleşmesinden ve 22.11.2007 tarihli adres beyanından, dava konusu 28.05.2009 tarih 15359 yevmiye numaralı ve 26.06.2009 tarih 18211 yevmiye numaralı satış işlemlerinden önce davacının adresinin dava konusu taşınmazın bulunduğu “ … ” olduğu anlaşılmıştır. 28.05.2009 tarih 15359 yevmiye numaralı satış işlemiyle davalıya pay satan …’ın yerleşim yerinin ise, 17.03.2007 tarihli adres beyanı ve 28.05.2009 tarih 15359 yevmiye numaralı resmi senede göre davacının adresi ile aynı adres olduğu; 2006 yılından satış tarihine kadar verilen emlak vergisi bildirimlerine ilişkin kayıtlarda yine davacı ve davalıya pay satan …’ın adreslerinin aynı adres olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece, mahallinde yapılan keşifte dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından davacının bekarken annesi ile birlikte oturduğu, başka bir ifadeyle taşınmazda fiilen kullandığı yer olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, dava konusu 28.05.2009 tarih 15359 yevmiye numaralı satış işlemi bakımından, davacının ve davalıya pay satan …’ın dava konusu taşınmazda satış tarihinde fiilen kullandığı yer mevcut olduğundan fiili taksim olgusu gerçekleşmiştir. Bu nedenle söz konusu satış işlemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Diğer taraftan; dava konusu 26.06.2009 tarih 18211 yevmiye numaralı satış bakımından ise, davalı 28.05.2009 tarih 15359 yevmiye numaralı satış işlemiyle taşınmazda paydaş haline geleceğinden ve taşınmazda paydaş olan davalıya karşı sonraki tarihli satışlar nedeniyle önalım hakkı kullanılması mümkün olmadığından dava konusu 26.06.2009 tarih 18211 yevmiye numaralı satış işlemi yönünden de davanın reddi gerekir.
Mahkemece, değinilen hususlar gözardı edilerek yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
VI.SONUÇ
Açıklanan sebeplerle; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz karar harcının ilgiliye iadesine, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 8.400,00 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.