YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3154
KARAR NO : 2011/3762
KARAR TARİHİ : 21.04.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 1.12.1989 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava sigortalılık başlangıcının 01.12.1989 tarihi olarak tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının davasını bordro tanığı anlatımları ile kanıtlayamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de eksik araştırmaya dayalı olarak varılan sonuç doğru değildir.
Dosya içeriğinden, davacının ,dava dışı … adlı işveren adına kayıtlı iş yerineden 1.12.1989 tarihinde işe girdiğini gösterir giriş bildirgesinin usulüne uygun olarak 26.12.1989 tarihinde Kuruma intikal ettirildiği, işyerinin ihtilaflı dönemde 506 sayılı Yasa kapsamında bulunduğu,Mahkemece ihtilaflı döneme ilişkin dönem bordroları istenmesine rağmen bu ara kararı takip edilmeyerek, dönem bordrolarının getirtilmediği, dönem bordro tanığı olduğu iddia edilen tanık …’in davacının iddiasını doğrulayarak davacıyla birlikte 1.12.1989 tarihinde aynı iş yerinde çalışmaya başladıklarını söylediği, tanığa ilişkin hizmet cetvelinde bu tanığın ilk işe giriş tarihinin 1.12.1989 tarihi olduğunun bildirilmesine rağmen hangi iş yerinde çalışmaya başladığının hizmet çetvelinde yer almadığı görülmüştür.Komşu iş yeri tanığı olduğunu beyan eden …’de davacı iddiasını doğrulayarak davacının kendi iş yerine 150 metre mesafede bulunan davadışı …’e ait konfeksiyon atölyesinde 1989 yılının 10-12 aylarında işe girdiğini belirtmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 2.maddeye göre, bir hizmet akdine dayanarak bir veya bir kaç işveren tarafından çalıştıranlar, bu Kanuna göre, sigortalı sayılır.Aynı Yasanın 6.maddesin- de; çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden “sigortalı” olurlar. Öte yandan, sigortalı almak için Sosyal Sigortalar Kanununun 3-I/B ve 78/2.maddelerine göre, ücretin koşul olmadığıda açık-seçiktir.
Bunun yanında bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasanın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa’nın 6. maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tespit davasının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında, resmi belge veya yazılI delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olur. Ne varki bu tür kanıtlar salt bu nedene dayanarak istemin reddine neden olmaz; aksi durumun ispatı olanaklıdır. Somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordro tanıkları ve komşu işyerinin kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Mahkemenin bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiğini göz önünde tutarak gerektiğinde; doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplaması gerekmektedir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır.
Yapılacak iş; Dönem bordrolarının düzenlenip düzenlenmediği tespit edilerek, davalı Kurumdan yeniden ihtilaflı döneme ilişkin dönem bordroları istenmeli, dönem bordrosu var ise dönem bordrosunda çalışan kişiler belirlenerek tanık olarak beyanlarına başvurulmalı, dönem bordrosunun düzenlenmediğinin tespiti halinde davacı tanığı …’e ait şahsi dosya getirtilerek tanığın … sigorta sicil sayılı …’e ait iş yerinden işe giriş bildirgesi veya hizmet bildiriminin bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, yine komşu iş yeri tanığı olduğu iddia edilen tanık …e iliştin vergi kaydı varsa … kaydı celbedilerek bu tanığın komşu işyeri tanığı olup olmadığı tespit edilmeli, tanıkların bordro tanğı ve komşu iş yeri tanığı olduklarının tespiti halinde davacı iddiasını doğruladıkları gözetilerek dava kabul edilmeli, aksi taktirde iş yerinden dönem bordrosunun verilmediği ve dinlenen tanıkların bordro tanığı ve komşu iş yeri tanığı olmadıklarının tespiti halinde ise soruşturma derinleştirilerek işe giriş bildirgesinin verildiği ve yasal sürede Kurum kayıtlarına girdiği de gözetilerek , zabıta marifetiyle tespit edilecek, işyerine o tarihte komşu olan, kayıtlı iş yeri sahiplerini ve adreslerini açık ve net olarak belirleyip, Belediyeden ve Vergi Dairesinden bu iş yerlerinin kayıtlarını getirip komşu ve yakınlıklarını tespit etmek, sonrasında bu işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının kayıtları SGK’dan getirtilerek, çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.4.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.