Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/11868 E. 2010/11468 K. 23.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11868
KARAR NO : 2010/11468
KARAR TARİHİ : 23.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacı, 2829 sayılı Yasa gereğince hizmet birleştirmesi yapılmaksızın 506 sayılı Yasaya tabi hizmetleri üzerinden 30.01.2008 tahsis talep tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitiyle, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
Dava, davacının 2829 sayılı Yasa gereğince hizmet birleştirmesi yapılmaksızın 506 sayılı Yasaya tabi hizmetleri üzerinden 30.1.2008 tahsis talep tarihini takip eden aybaşından itibaren 506 sayılı Yasa hükümleri gereğince yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksi yöndeki davalı Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden 5.6.1960 doğumlu olan davacının 19.3.1979- 30.1.2009 tarihleri arasında toplam 4014 gün 506 sayılı Yasaya tabi zorunlu, l.11.1992 – 30.1.2008 tarihleri arasında 2614 gün 506 sayılı Yasaya tabi isteğe bağlı sigortalılığı, 506 sayılı Yasa gereğince yaptığı 600 gün askerlik borçlanması, 4.10.2000- 31.5.2005 tarihleri arasında 1557 gün 18.2.2008- 5.11.2008 tarihleri arasında 257 gün olmak üzere toplam 1814 gün 1479 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalı olduğu, 30.1.2008 tarihinde 506 sayılı Yasa gereğince yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunduğu, davalı Kurumca 2829 sayılı Yasanın 8.maddesi gereğince son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde en fazla hizmet süresinin 1479 sayılı Yasaya tabi olarak geçtiğinden 506 sayılı Yasa hükümleri gereğince yaşlılık aylığı bağlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle aylık talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa cevaz verilmemiş olup çakışan sigortalılık olarak adlandırılan bu sorun zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde önceden başlayan sigortalılığa, zorunlu sigortalılıkla isteğe bağlı sigortalılığın çakışması halinde ise aslolan zorunlu sigortalılık olduğundan zorunlu sigortalılığa değer verilerek çözüme kavuşturulmaktadır.
Öte yandan 30.04.2008 tarihinde bu yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın geçici 17. maddesinde ;”Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez.
Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.” Anılan Tebliğ 14.01.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Somut olayda davacının 506 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalılıkla ilgili hizmet cetveli, isteğe bağlı sigortalılıkla ilgili sigortalılık cetveli ve 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık süresi karşılaştırıldığında gerek zorunlu sigortalılıkların birbiriyle gerekse isteğe bağlı sigortalılığın zorunlu sigortalılıklarla çakıştığı, mahkemece 506 sayılı Yasaya tabi hizmet süresi olarak kabul edilen sürenin denetiminin yapılamadığı görülmektedir.
Yapılacak iş; öncelikle davacının … dosyasıda getirtilerek gerekirse bu konuda uzman bir bilirkişiden rapor alınmak suretiyle yukarıda çifte sigortalılıkla ilgili olarak açıklanan ilke ışığında davacının 506 sayılı Yasaya tabi zorunlu ve isteğe bağlı sigortalılık süresi ile 1479 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalı olduğu süreleri belirlemek, davacının 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı ile ilgili olarak pirimi ödenmemiş beş yıldan fazla sigortalılık süresi var ise gerekirse 5510 sayılı Yasanın Geçici 17.maddesinide uygulayarak davacının 506 sayılı Yasaya tabi toplam sigortalılık süresinin tek başına aylık bağlama yeterli olup olmadığını tartışmak, yeterli değilse 2829 sayılı Yasa gereğince hizmet birleştirmesi yapılması halinde son 7 yıllık fiili hizmet süresi içinde en fazla hizmet süresinin hangi sosyal güvenlik yasasına tabi olarak geçtiğini belirleyip çıkacak sonuca göre karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin sigortalılık süresi ile ilgili denetime müsait olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.