YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11655
KARAR NO : 2013/21710
KARAR TARİHİ : 25.11.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, 06.12.2009 tarihindeki iş kazası sonucu %4,3 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, 15.000,00TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu zararlandırıcı olayın Kurum tarafından iş kazası olark kabul edildiği, anılan kazaya dair işbu dosyada ayrıca bir kisir raporu alınmadan ceza yargılaması sırasında alınan ve oransal bir değerlendirmenin yapılmadığı 10.05.2010 tarihli kusur raporuna istinaden manevi tazminat davasının kabul edildiği anlaşılmıştır.
İş kazalarında olay, İş Hukuku ve sosyal güvenlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden doğan işçiyi gözetme ( koruma ) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğudur.
İş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, İş Kanunu’nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işverenin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2004 gün ve 2004/21-365 E.-369 K.sayılı kararı da aynı yöndedir ).Bu belirleme esnasında seçileçek bilirkişilerin konusunda ehil olması yanında iş güvenliği konusunda da ayrıca uzman olması olayın daha isabetli irdelenebilmesi noktasında önem arzeder.
Ayrıca ceza yargılamasında işbu davanın davalısı şirketin taraf olmamasına göre orada yani ceza davasında alınmış kusur raporu Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşse dahi işbu davanın davalısı şirket için bağlayıcılığı kabul edilemez.Davalının taraf olmadığı ceza davasında alınmış bu kusur raporu ancak hadisenin oluşuna (maddi gerçeğe ilişkin tespite) dair kuvvetli delil oluşturur.
Öte yandan hükme esas alınacak kusur raporunda oransal bir değerlendirmenin yapılması maddi ve manevi tazminat davalarına tesiri bakımından da ayrıca önem arzeder. Şöyle ki haksız fiil mağdurunun maddi zararının tespiti bakımından bu kusur oranına göre hesaplanırken manevi tazminatın takdirinde de yine bu oranları belli olan kusur dikkate alınır.
Bu açıklamalardan olarak somut olayda, iş güvenlik uzmanından alınmış olmakla birlikte işbu davanın davalısı olan şirketin taraf olmadığı ve herhangi bir oransal değerlendirmenin yapılmadığı 06.12.2009 tarihli iş kazasında sorumluluğu bulunan gerçek kişilerin ceza yargılaması sırasında alınan 10.05.2010 tarihli kusur bilirkişisi raporuna göre neticeye varılması hatalı olmuştur.
Yapılacak iş,öncelikle davacının yaptığı iş göz önüne alınarak İş Kanunu’nun 77. maddesi ve tüzük hükümleri kapsamında yine konusunda uzman bilirkişi heyetine olayı yeniden inceletmek ve böylelikle tarafların kusur durumunu tartışmasız ve oransal olarak ortaya koymak ve tüm delilleri bir arada tartışıp sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı şirket vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Ayrıca Mahkemenin kabulü ve uygulama şekli bakımından da hükmolunan manevi tazminatın fazla olduğu ortadadır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 25/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.