Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2008/11526 E. 2009/943 K. 02.02.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11526
KARAR NO : 2009/943
KARAR TARİHİ : 02.02.2009

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1.60 TL. kalan harcın temyiz edenden alınmasına, 2.2.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı, dava dışı … ile 9.6.2006 tarihinde tüketici kredisi sözleşmesi yaptıklarını, davalıların bu sözleşmede müteselsil kefil olduğunu, kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle asıl borçlu ve kefiller aleyhine icra takibi yaptıklarını ancak kefil olan davalıların borca itiraz ettiklerini belirterek haksız itirazın iptali ile %40 oranında icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, yargılamaya katılmamış, davayı karşı cevap da vermemiştir.
Mahkemece, 4077 Sayılı Yasanın 10. Maddesi gereği, asıl borçlu hakkında yapılan takip sonuçsuz kalmadan kefillerden talepte bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Davacı ile dava dışı … arasında 9.6.2006 tarihli tüketici kredisi sözleşmesi yapıldığı, bu sözleşmeye … ve … İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. müteselsil kefil olduğu kredi taksitlerinin 3’ünün ödenmemesi nedeniyle davacının davalılara muaccaliyet ihbarında bulunduğu ve 8.11.2006 tarihinde asıl borçlu ve kefiller aleyhinde icra takibi yaptığı kefillerin icra takibinde “Anılan takip mesnedi borç muayyen değildir. Dolayısıyla borca ve ferilerine itiraz ediyoruz.” gerekçesiyle itirazda bulunduğu, davacının yasal sürede itirazın iptali davasını açtığı dosya içeriği ile sabit olduğu gibi bu hususlar mahkemeninde kabulündedir.
4822 Sayılı yasa ile değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 10. maddesinde kredi içeriği ile ilgili düzenlemeler yapıldıktan sonra “ .. Tüketici kredisini teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez.” Hükmünü getirmiştir.
BK. 483. maddesi gereğince kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi halinde bu borçtan şahsen sorumlu olmayı, alacaklıya karşı taahhüt eder. BK. 487. maddesinde düzenlenen müteselsil kefaletle, alacaklı asıl borçluya müracaat etmeden ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden kefil aleyhine icra takibi yapabilir. Buna karşılık Bk. 486. maddesinde düzenlenen adi kefalette kefile müracaat edilebilmesi için, kefalet sözleşmesinden sonra borçlunun iflas etmesi veya hakkında takibat icra olunup da alacaklının hatası olmaksızın semeresiz kalması yahut borçlu hakkında Türkiye’de takibat icrasının imkansız hale gelmesi gerekir. Adi kefalette kefile tanınan bu haklar teknik anlamda bir itiraz olmayıp defi niteliğindedir. (Bakınız Prof Baki kuru HUMK. Cilt 2. sayfa 1761) Defilerin mahkemece resen gözetilemeyeceği ancak ilgilisi tarafından yasaya uygun olarak ileri sürülmesi halinde gözetileceği izahtan varestedir. Adi kefalet sözleşmesinde önce asıl borçluya gidilmesi gerektiğine dair defininde resen gözetilmesi mümkün değildir. (Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar kanunun- Turgut Uygur cilt 8. sayfa 9343-Türk Hukukunda ve bankacılık uygulamasında kefalet Prof Seza Reisoğlu sayfa 115) kefil bu defilerden başlangıçta ve sonradan feragat etmesi mümkündür. Kefil, bu defilerin varlığını bilerek veya bilmeyerek bunları ileri sürmeksizin alacaklıya ödemede bulunursa ödediğini geri alamaz. (Bakınız Prof. Haluk Tandoğan borçlar Hukuku Özel Borç ilişkileri Cilt 2008/11526-2009/943
2. sayfa 562) Yukarıda yapılan açıklamalar bir bütün olarak ele alındığında kefalet sözleşmesinde önce asıl borçluya gidilmeden kefile müracaat edilemeyeceğine dair düzenlemenin bir defi olup kefil tarafından ileri sürülmeden mahkemece resen gözetilemeyeceğinin kabulü zorunludur.
4077 Sayılı yasanın 10. maddesindeki “Tüketici Kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez” düzenlemesi de bir def’i dir. Yasadaki bu düzenleme ile tüketici kredisindeki kefaletin adi kefalet olduğu kabul edilmiştir. Müteselsil kefalet yasaklanmıştır. bu yasal düzenleme yapılmamış olsa idi kredi veren kuruluş daima tacir sıfatını haiz olacağından kredide ticari … mahiyetinde olduğundan TK: 21/2 ve TTK. 7/2 maddesi gereğince kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekir. Bu düzenleme ile kefaletin adi kefalet olduğu kabul edilmiştir. (Prof Dr. … Zevkliler-Araştırma görevlisi-Murat Aydoğdu Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun sayfa 293-294)
Somut olayda davalı kefilden önce asıl borçluya gidilmesi gerektiğine dair defisi yoktur. Bu definin resen gözetilmesi mümkün değildir. Mahkemece işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiğinden sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.