Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/34437 E. 2013/28524 K. 09.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/34437
KARAR NO : 2013/28524
KARAR TARİHİ : 09.12.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davacının davalı kurumda 19.07.1997 tarihinden 17.06.2002 tarihine kadar sigortasız, bu tarihten sonra bir yıldan az süreli işçi sayılmayan geçici personel çalıştırılmasına ilişkin yönetmelik hükümlerine göre imzalanan sözleşmelerle 14.12.2004 tarihine kadar çalıştırıldığını, Çalışma Bakanlığı İş Müfettişlerince düzenlenen teftiş raporunda aralarında davacının da bulunduğu çalışanların işçi olduklarının belirlendiğini, davacının tüm ulusal … ve genel tatil günlerinde çalıştığını, yıllık izin kullanamadığını, ancak kendisine bu çalışmalarının karşılığı ücret ödenmediğini, davacının iş akdinin haksız olarak feshedildiğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, yıllık ücretli izin ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının davalı kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, 2954 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kanununun 49. maddesinde istihdam şekilleri açıkça belirlendiğini, 1475 sayılı İs Kanununa göre davacının iddiasının aksine hizmet sözleşmesi ile işçi çalıştırılması mümkün olmadığını, 2954 sayılı Kanunun genel gerekçesinde 1475 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre hizmet sözleşmesi ile işçi çalıştırılmayacağı açıkça belirtildiğini, Kurum teşkilat yasasında açıkça yasaklanan hizmet akdi ile istihdam biçimi yaratacak bir şekilde davacının çalıştırılmış olması mümkün olamayacağını, davacı ile aralarında istisna akdinin bulunduğunu, davacı ait bir kısım sigorta priminin ihtirazi kayıtla Sosyal Güvenlik Kurumuna ödendiğini ve bu ödemeler hakkında Ankara 9. İş Mahkemesinde açtıkları davanın derdest olduğunu ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda dosya kapsamından davacının davalı işverenlik nezdinde belirsiz süreli hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı, 14.10.2004 tarihinde işten çıkartıldığı, bu hususunda müfettiş raporlarına yansıdığı tespit edilmiş, davacının hem hizmet tespiti, hem alacak davası konusunda bilirkişiden ayrıntılı rapor alındıktan sonra her iki davanın kabulüne karar verildiği, verilen karar davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesinde her iki davanın
inceleme mercilerinin farklı daire olması konularının ayrı olup, ayrı ayrı başvurma ve nispi harca tabi olması nedeni ile ayrı görülmesi gerekir gerekçesi ile hükmün bozulduğu, bozularak gelen dava dosyasının bozma ilamına uyularak hizmet tespiti ile alacak davalarının tefrik edildiğini, bozma öncesi alınan bilirkişi raporu doğrultusunda hizmet tespiti davasında tespit edilen hizmet süreleri de esas alınarak bilirkişi raporundaki hesaplamalar doğrultusunda davanın kabulü ile kıdem ve ihbar tazminatı ile hesaplanan yıllık ücretli izin ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarına karar verilmiştir.
Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı kurum kendi teşkilat kanunu olan 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 49. ve 50/h. maddelerine göre personel çalıştırmaktadır. Davacının çalıştığını iddia ettiği dönemde yürürlükte bulunan 49. maddeye göre “Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel ve geçici personel eliyle gördürülür”. Keza 50/h. maddesine göre “Borçlar Kanunu hükümleri gereğince de sözleşmeli personel çalıştırılabilir”. Davalı kurum bu hükümlere dayanarak 1986 yılında İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği, 2001 yılında ise İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmeliği çıkarmıştır.
İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği ile kurumun, yapım ve yayınlarında kullanılacak belli bir eser veya belli bir sonucun elde edilmesi için sözleşme yapacağı belirtilmiştir.
İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri incelendiğinde, 1. madde de sürekli kadrolarla yürütülmesi mümkün olmayan ve bir yıldan az süreli işçi çalıştırılmasının amaçlandığı, 5. madde de çalıştırılacak personelin nitelikleri ve alınma koşullarının, 6. madde de ödenecek ücretin sınırlarının saptandığı anlaşılmaktadır. 2954 sayılı yasanın 49. maddesindeki işçi sayılmayan geçici personel çalıştırılması ve buna bağlı olarak çıkarılan yönetmelik hükümleri düzenlemeleri, 657 sayılı yasanın 4/C. maddesinde sözleşmeli personel çalıştırılması düzenlemesi ile paralellik taşımaktadır.
Davalı kurumun bu yönetmelik hükümlerini dikkate alarak 1986 yılı ile 2004 yılı arasında eser sözleşmesi adı altında ihtiyacına göre birçok teknik, sanatçı, programcı personeli birden fazla ve yenilenen sözleşmelerle çalıştırdığı, bu şekilde çalışanların herhangi bir sosyal güvenlik kurumu ile irtibatlandırılmadığı, 2002 yılından itibaren ise işçi sayılmayan geçici personel sözleşmesi ile bu kez Sosyal Sigortalar Kurumu ile irtibatlandırarak aynı kişileri çalıştırdığı anlaşılmaktadır.
Davacı çalışan 19.07.1997-19.05.2002 arası dosyaya sunulan 60 adet sözleşmeye göre bu tarihler arasında istisna sözleşmesi adı altında, 15.07.2002 tarihinden sonra ise 17.06.2002-31.12.2002, 03.02.2003-31.12.2003 ve 19.01.2004-14.12.2004 tarihlerine kapsayan 3 adet işçi sayılmayan geçici personel sözleşmesi kapsamında çalıştırılmıştır.
Diğer taraftan 2001 yılında davalı kurumda teftiş yapan Bölge Çalışma Müdürlüğü İş Müfettişliği özellikle İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği kapsamında çalıştırılanlarla ilgili olarak; Davalı kurumun kendi kanununun 50/h. maddesindeki kurum Borçlar Kanunu gereğince sözleşmeli personel çalıştırabilir yönündeki hükmü istisna akdi olarak değerlendirdiği ve buna göre iş yaptırdığı, eser yapımından hareketle İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği çıkartıldığı, eser sözleşmesi kapsamında çalıştırılanların çalışması sürekli olmasına rağmen çalışma çalıştığı sürelerin sözleşmelerle eksik gösterildiği, çalıştırılanların fiilen yaptıkları iş ile sözleşmedeki işlerin uyuşmadığı, hep aynı kişilerle sürekli eser
sözleşmesi yapıldığı, sabit ücret ödendiği, zincirleme istisna sözleşmesi yapıldığı, bu şekilde çalıştırılanların ifadelerine başvurulduğunda tümünün kurum işyerinde bulunduğu, eser sözleşmesinde bir eserin ortaya konulması gerektiği halde istisna sözleşmesi yapılarak çalıştırılanların iş isteyen bir işçi adayı gibi kuruma başvurduğu ve uygun görülenlerle sözleşme imzalandığı, çalışma şartlarının, işe başlayış ve bitiş saatlerinin davalı işveren tarafından belirlendiği, belirli olmayan bir zaman dilimi içinde işveren ait işyerinde işverenin denetim ve gözetimi altında verilen hizmetin bir ücret karşılığında ve ücretin zaman esası üzerinden saptandığı, kurum ile istisna sözleşmesi ile çalıştırılanlar arasında açıkça iş sözleşmesi bulunduğu tespit edilmiş ve bu kapsamda çalıştırılanlar belirlenmiş ve davacının da bu kapsamda çalıştırıldığı sabittir.
Somut bu maddi ve hukuki olgulara göre;
1. Davacı çalışan, ikinci çalışma dönemi olan 17.06.2002-14.12.2004 tarihleri arası, normatif dayanak olan 2954 sayılı yasanın 49. ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan kurumun diğer görevlilerine yardımcı İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılması Yönetmeliği kapsamında sözleşme yapılarak çalıştırılmış, sınav sonrası atama tasarrufu ile işe alınmış, ücreti de yönetmelik hükümleri gereği belirlenmiştir. Davacı ile kurum arasında bu dönemde iş ilişkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu dönemin işçilik alacaklarında değerlendirme olanağı bulunmadığı gibi, statü hukuku nedeni ile uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece bu döneminde iş ilişkisi kabul edilerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile işçilik alacaklarında dikkate alınması hatalıdır.
2. Davacının çalışmasının ilk dönemi olan 19.07.1997-19.05.2002 tarihleri arası istisna sözleşmesi adı altında çalıştırılmış olsa dahi çalışma süresinin iş müfettişi raporundaki tespitlere göre iş ilişkisi olarak kabul edilmesi isabetlidir. Zira davacının iş görme edimi karşılığında belirlenen ücretle ve en önemlisi hukuki ve kişisel bağımlılıkla çalıştığı anlaşılmaktadır. Ancak, ilk dönem için çalışma süresi konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmakta olup bu dava ile birlikte açılan ve tefrik edilen hizmet tespiti davasının sonucu dava konusu işçilik alacaklarını etkileyecek olduğundan hizmet tespitine ilişkin davanın sonucu beklenerek tespit edilen hizmet süresine göre dava konusu alacaklar hesaplanıp hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 09.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.