YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10773
KARAR NO : 2010/16611
KARAR TARİHİ : 23.12.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 09.10.2008 gün ve 2008/8411-12511 sayılı bozma kararında özetle; “… davacı … Yönetimi tarafından 20.8.1995 tarihinde davalı … aleyhine açılan davada … Köyü 7452 ada 18 sayılı parselin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde orman alanı olduğundan tapu kaydının iptali ve orman olarak Hazine adına tescilini istediği, mahkemece yapılan araştıma inceleme ve özellikle 05.07.1996 tarihli keşifte dinlenen orman bilirkişi …un kroki eklemeden 08.07.1996 tarihinde düzenlediği raporunda çekişmeli parselin 3116 tahdidi içinde iken 1952 yılında maki alanı içinde bırakıldığını bildirdiği, … bilirkişi … ise aynı bulguları doğrulayıp ve taşınmazın maki haritasında konumunu Akdeniz makisi içinde kalacak biçimde işaretlediği, mahkemenin, taşınmazın makiye ayrılmakla orman rejimi dışına çıktığı orman sayılmayan yerlerden olduğuna ilişkin bilirkişi raporu yeterli görülerek, davanın reddine dair verdiği Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 21.10.1996 gün ve 1995/928-806 sayılı kararının Orman Yönetiminin temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 09.03.1998 gün ve 1998/1709-2403 sayılı kararıyla onanıp, 02.06.1998 tarihinde kesinleşmesinden sonra Orman Yönetimi tarafından, … … Başsavcılığına verilen 18.03.2005 tarihli dilekçede … Köyü 7452 ada 1 ila 20 sayılı parseller devlet ormanı olduğu halde, bilirkişi … …’un kasten gerçeğe aykırı rapor düzenleyerek mahkemeyi yanılttığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunulduğu, … … Başsavcılığının 27.10.2005 gün ve Hazırlık 2005/12040 sayılı kararı ile bilirkişiye isnat edilen suçun T.C.K. nun 290. Maddesinde yazılı suçlardan olduğu ve 1996 yılında işlenmesi nedeniyle Ceza Yasasının 102/4 Maddesi gereğince 5 yıllık dava zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle kamu adına kavuşturmaya yer olmadığına karar verilip, şikayetçi Orman Yönetimine 28.11.2005 tarihinde tebliğ edildiği ve şikayetçi tarafından itiraz edilmeden kesinleştiği, yargılamanın yenilenmesinin düzenleyen H.Y.U.Y.’nın 445. maddesinin 5. bendinde “Ehlihibrenin kasten hilafı hakikat ihbaratta bulunduğunun hükmen tahakkuk etmesi” durumunda yargılamanın yenilenmesinin talep edilebileceği, aynı maddenin 10. bendinin 2. fıkrasında ise “Birinci fıkranın 4, 5 ve 6 ncı bentlerindeki hallerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkumiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlı olduğu, delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya karar verilememiş ise, ceza mahkemesi kararı aranmayacağı, bu takdirde yargılamanın iadesi sebeplerinin varlığının, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispatedilmesi gerektiği,… Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/928-806 sayılı dosyasında bilgisine başvurulan bilirkişi Orman Mühendisi … … hakkında … … Başsavcılığı’nca hazırlık soruşturmasına başlanıldığı, ancak T.C.K.’nun 102. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle takibata yer olmadığı kararının verildiği, zamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verilmesinin, ilgili sanık hakkında kamu davasının açılmayacağının göstergesi olmayacağı gibi beraat anlamına da gelmeyeceği, H.Y.U.Y.’nın 445. maddesinin 10. bendinin son fıkrası gereğince zamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verildiği için ceza mahkemesi kararı aranmayarak, yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin varlığının, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi gerekeceği, bu nedenle; mahkemece halen … ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu … memurundan oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte makiye ayırma tutanakları ve haritası ile kesinleşmiş orman kadastrosuna ilişkin tüm tutanak ve haritaları, tapulama paftası ölçekleri denkleştirilerek sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, çekişmeli taşınmazın maki hattına ve tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması, bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmesi, taşınmazın orman sınırları içinde ve muhafaza makisi olarak belirlemesi yapıldığının saptanması halinde, normal bir haritacılık ve ormancılık bilgisine sahip orman mühendisi tarafından da haritaların bu şekilde sağlıklı uygulanıp uygulanamayacağı, uygulanamayacak ise nedenleri, Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 1995/928-806 sayılı dosyası da incelenerek, bu dosyada bilirkişi olarak görüşüne başvurulun … … tarafından uygulamanın yöntemince yapılıp yapılmadığı, yapılmadı ise nedenleri, kasıtlı olarak gerçeğe aykırı rapor düzenleyip düzenlemediği konusunda ayrıntılı rapor düzenlettirilmesi, dosyadaki diğer deliller ile birlikte değerlendirilerek … …’un bilirkişilik görevin kötüye kullanıp kullanmadığı, bu şekilde yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluşup oluşmadığı konusunda bir karar verilmesi, Yargılamanın yenilenmesi koşullarının gerçekleştiğine karar verildiği taktirde, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı, yöntemince araştırılarak oluşacak sonuca göre esas hakkında bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan araştırma ve inceleme sonunda bu kez, yine istemin reddine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, H.Y.U.Y.’ınn 445. maddesinin 10. bendinin 2. fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi ve bunun sonucu olarak da kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içindeki taşınmazın tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1946 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 7 numaralı orman kadastro komisyonuna bağlı 4 numaralı ekipçe yapılıp 24.03.1976 tarihinde, itirazların incelenmesiyle sonuçları 7 numaralı komisyonca 06.04.1983 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması (bu uygulama idare mahkemesince iptal edilmiştir.) ve 1988 yılında yapılıp, 15.06.1989 tarihinde ilan edilen ve dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 3302 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması vardır.
Tapuda davalı adına kayıtlı 996 m2 yüzölçümlü çekişmeli … Köyü 7452 ada 20 sayılı parsel, yörede yapılan genel kadastroda 1947 yılı orman kadastrosu sınırları içinde olması nedeniyle orman olarak tapulama dışı bırakıldığı, ancak, bu durum gözönünde bulundurulmadan 2981 Sayılı Yasa uygulamasında ifraz edildiği ve … … ve arkadaşlarına ait … Köyü 66 sayılı parseldeki paylarına karşılık bu kişiler adına paylı olarak tescil edilmiş, satışlar sonunda davalılar adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan araştırma ve uygulama sonucu Orman Yük. Müh. Bilirkişi … …, … … ve … … tarafından düzenlenen 24.11.2009 tarihli raporda, “çekişmeli parselin 1946 yılı orman tahditi içinde bırakıldığı, 1952 yılında muhafaza makisi yani yine orman olarak belirlendiği, 1983 yılında 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulamasında da orman sınırları içinde bırakıldığı, 2/B madde uygulamasına konu edilmediği; ancak, Asliye Hukuk mahkemesinin 1995/927 sayılı dosyasında bilirkişi … … tarafından teknik zorunluluklarla maki haritası ve orman tahdit haritası yanlış uygulanarak, aslında muhafaza makisi olarak belirlenen çekişmeli parselin Akdeniz makisi olarak belirlenen alanda kaldığının bildirildiği, bu haritaların manyetik pusulalar ile çizilen uygulama kabiliyeti olmayan haritalar olduğu, teknik yetersizlik nedeniyle … … tarafından, çekişmeli parselin bu haritalardaki yerinin yanlış belirlendiği” bildirilmiş, mahkemece bu rapor esas alınarak yargılamanın idari davası ret edilmiştir.
2 Eylül 1986 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 6831 Sayılı Orman Yasasına Göre Orman Kadastrosu ve Aynı Yasanın 2/B Maddesinin uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde aplikasyonun ne şekilde yapılacağı gösterilmiş, yine aynı Yönetmeliğinin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümünde, orman sınır noktalarının ne şekilde tesis edileceği, orman kadastro haritalarının ne şekilde hazırlanacağı anlatılarak aplikasyon, sınırlama ve ölçme işlerinde kullanılacak yöntem ve esaslar ile ilgili hususlar, ölçü ve haritaların kadastro teknik standartlarına uygun yapılma şekli ile diğer teknik esaslar izah edilmiştir.
Görüldüğü gibi orman kadastro haritası, Makilik alanlarla orman alanlarının ortak sınırlarının belirlenmesine ilişkin çalışmalar sonucu üretilen, ve tutanaklarda yerleri tarif edilen belli sınır noktaları ve belli bir geometrik şekil içeren makiye ayırma tutanak ve haritalarının uygulanması, genel haritacılık bilgisi yanı sıra, Orman Kadastro Yönetmeliği ve bu yönetmeliğin ilgili maddeleri gereğince çıkarılan teknik izahname hükümlerine göre yapılması gerekir.
Asliye Hukuk mahkemesinin 1995/927 sayılı dosyasında bilirkişi … … tarafından düzenlenen raporda, maki haritasının uygulanması sırasında, gerek yönetmelik gerekse teknik izahnamede anlatılan aplikasyon tekniklerinden hangisinin kullanıldığı anlatılmamış, izafi olarak çekişmeli parselin 1951 yılında yapılan makiye ayırma işlemine Akdeniz makisi olarak ayrıldığına işaret edilmiştir.
Orman Yük Müh Bilirkişi … …, . … … ve … … tarafından düzenlenen 24.11.2009 tarihli raporda, “1946 yılıda yapılan orman tahditinde ve 1952 yılında yapılan Orman ve Maki Sınırlarının Birleştiği Yerde Orman Sınırının Belirlenmesi işlemlerinde düzenlenen haritalarda pusula ile kat-ı mesafe(mahnyetik kuzeye göre semt açsı ve optik yolla mesafe ölçmesi) metodu uygulandığı, … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/928 sayılı dosyasında 05.07.1996 günü yapılan keşfinde … bilirkişisi …’nin 12.07.1996 günlü raporunda “…bu haritanın teknik olarka uygulanmasının mümkün olmadığı…”nı belirttiği, buna paralel olarak krokili raporun eki olan ve çekişmeli parselin maki hattına göre konumunu belirtir haritada koruma makiliği dışında, Akdeniz makisi alanında işaretlediği, keşif tarihinde GPS (coğrafi konum belirleme) aletlerinin yaygın olarak kullanılmadığı gibi bilgisayar harita programlarının da yaygın olmadığı, maki hattının koordinatlandırılması, ve çekişmeli taşınmazın konumunun sağlıklı olarak belirtilmediği, şimdiki zamanda maki hattı koordinatları belli sabit noktalardan hareketle, bilgisayar ortamında koordinatlandırılabildiği, buna göre ekli haritada taşınmazın maki hattına göre konumunun belirlendiği bunlardan dolayı bilirkişinin teknik zorunluluk nedeniyle maki haritasını zemine sağlıklı biçimde uygulayamadığı, taşınmazın yerini yanlış tesbit ederek yanılgıya düştüğü” bildirilmişse de, bilirkişi görüşü bilimsel ve teknik hiçbir esasa dayanmamaktadır.
Çünkü; bilirkişilerin görüşlerinin kabul edilmesi halinde, aplikasyon sırasında tek sağlıklı yöntem bilgisayarda birtakım programlar vasıtasıyla haritaların ölçeklerinin eşitlenerek çakıştırılması olacağı, diğer yöntemlerin sağlıklı olmayacağı, bilgisayar teknolojisinin geliştiği zamana kadar, hiçbir haritanın yada sınır hattının zemine uygulama olanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılır ki, böyle bir kabul önceki zamanlarda yapılan uygulama ve aplikasyonların hepsinin sağlıksız olduğu olgusunu ortaya çıkarır. Böyle bir olgunun kabulü mümkün değildir. Nitekim belirlenen koordinatlar yardımıyla bir yerin başka bir noktaya göre konumunu ve mesafesini ölçme yöntemi, bilgisayar teknolojisine bağlı gelişen bir yöntem olmayıp, 1987 yılında yürürlüğe giren 3402 Sayılı Yasa dahilinde, esas olarak haritaların ülke koordinat sistemine göre oluşturulmasının sonucu olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Hükme esas alınan raporun düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 3402 Sayılı Yasanın Amaç başlıklı 1. Maddesi “Bu kanunun amacı, memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tesbit etmek suretiyle Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmaktır.” hükmünü taşımaktadır. Kadastro haritaları ister grafik yöntem isterse sayısal yöntemle oluşturulsun, her hangi bir haritanın zeminde aplikesi söz konusu olduğunda, öncelikle haritanın hazırlanması sırasında kullanılan yönteme başvurulmalıdır. Örneğin orman kadastro haritası yada maki sınırlarını belirleyen haritaların hazırlanması sırasında, sınır noktaları arasındaki mesafe çelikmetre ili ölçülmüş, açı pusula ile belirlenmişse, bu sınır noktalarının zemine aplikasyonu sırasındada yine aynı yöntem kullanılmalıdır. Çalışma sırasında ayrıca, sınır noktalarıyla ilgili olarak tutanaklara geçirilen diğer bilgilerden ve haritanın oluşturulduğu sırada kullanılan … fotoğrafı ve memleket haritalarından da yararlanılmalıdır. Bu şekilde sınır noktalarının yerleri bulunup zeminde işaretlendikten sonra, poligon ve nirengilere göre konumu belirleyen koordinatları saptanarak ve diğer haritacılık tekniklerinden yararlanılarak, harita yapma tekniğine uygun, infazı olanaklı, birleşik kroki ve haritaları hazırlanmalıdır.
Yönteminden kısaca söz edilen bu aplikasyon işlemleri sırasında, insani ve maddi hataların olabileceği kabul edilebilirse de, bu yöntemlerden hiç birine başvurmadan, maki sınır noktalarının ve maki sınır hattının zemindeki yerlerinin izafi olarak belirlenmesi, maddi hata yada insani hata olarak kabul edilemez. Başka deyişle, hiçbir teknik uygulamadan destek almayan, izafi olarak yapılan belirlemeler, meslek ve sanatta acemiliği de içeren, görevi ihmal kavramı içinde değerlendirilemez. Bu tür eylemler kasıtlı eylemler olup, Orman Bilirkişi … …’un maki sınır hattına ilişkin çalışması, hiçbir bilimsel yönteme ve tekniğe dayanmadığından düzenlenen raporla mahkeme kasıtlı olanak yanıltılmıştır.
O halde; Orman Yönetiminin yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir, istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Orman Yönetimin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 23.12.2010 günü oybirliği ile karar verildi.