Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/12139 E. 2013/20504 K. 12.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12139
KARAR NO : 2013/20504
KARAR TARİHİ : 12.11.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, başvuru tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına ve biriken aylıkların faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Davacı; tahsis talebi gereğince yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine ve ödenmeyen aylıkların yasal faizleri ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile davacının 01.12.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine ve ödenmeyen aylıkların dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 29.11.2010 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu, davalı Kurum tarafından davacının tahsis talebinin, doğum borçlanmasının 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi kapsamında değil, 4/b maddesi kapsamında kabul edilmesi nedeni ile son 7 yıldaki 4/a maddesi kapsamındaki hizmetinin 1.260 günü doldurmadığından bahisle reddedildiği, davacının 17.06.1974 – 21.02.1977 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında hizmetinin bulunduğu, davacının; 19.01.1979 – 19.01.1981 tarihleri arasındaki 720 gün ve 23.05.1983 – 23.05.1985 tarihleri arasındaki 720 günlük süre için 14.09.2010 tarihinde borçlanma talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, öncelikle 5510 sayılı Yasa’nın 41/1-a maddesi ile hukukumuzda ilk kez düzenlenen ve kısaca doğuma dayalı borçlanma olarak nitelendirilebilecek borçlanma hakkının kullanılması halinde borçlanılan sürelerin, aynı Yasa’nın 4. maddesinde sayılan sigortalılık türlerinden hangisi kapsamında geçmiş sayılacağına ilişkindir. 5510 sayılı Yasa’nın, “ Sigortalıların Borçlanabileceği Süreler ” başlıklı 41/1-a maddesinde;
“ Bu Kanun’a göre sigortalı sayılanların; Kanunları gereği verilen ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalı kadının, iki defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan süreleri,… kendilerinin veya hak sahiplerinin … talepte bulunmaları ve talep tarihinde 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında olmak üzere, kendilerince belirlenecek günlük kazancın % 32’si üzerinden hesaplanacak primlerini borcun tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödemeleri şartı ile borçlandırılarak, borçlandırılan süreleri sigortalılıklarına sayılır…” hükmü, aynı maddenin 4. fıkrasında ise; “ Borçlanılan süreler, uzun vadeli sigorta ve genel sağlık sigortası bakımından;
a) Birinci fıkranın (a), (b), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentleri gereği borçlananlar, borçlandığı tarihteki 4 üncü maddenin birinci fıkrasının ilgili bendine göre,
b) (Değişik bend:13.02.2011 – 6111 S.K./30.mad) Birinci fıkranın (c) ve (ı) bentleri gereği borçlananlar, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine, (i) bendine göre borçlananlar ise 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre, sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmü getirilmiştir. Kurum, 4. fıkranın a bendinin ifadesinden, 5510 sayılı Kanunun 4-a bendi kapsamındaki sigortalı kadının, doğum borçlanmasını yaptığı tarihteki, bulunduğu sigortalılık türünde geçmiş süreden sayılacağı yorumu ile dava konusu uyuşmazlık oluşmuştur.
Oysa ki; Sosyal Güvenlik Hukukunun özel ve kamusal niteliği itibarıyla ve 5510 sayılı Yasa’da, 4/1-a maddesi kapsamındaki sigortalıların lehine olan 41/1.a düzenlemesinde, “a” bendinin ilk kısmında yer verilen borçlanma imkanı, çalışırken ücretsiz doğum, ya da analık izni kullanılan sürelere ilişkindir ki bu doğal olarak daha önce sigortalı olmayı gerektirdiği gibi aynı bendin ikinci kısmındaki borçlanma imkanı ise doğrudan ve sadece 4/1.a kapsamındaki sigortalı kadına tanınmış ve borçlanacağı süre (doğum tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmayacağı süre) olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla bu imkandan yararlanabilmek için de geçmişte hizmet akdine dayalı olarak zorunlu sigortalılık tescilinin yapılmış olması, aynı Yasa’nın 4-a bendi kapsamında sigortalı olması gerektiği Dairemizin yerleşmiş içtihatları ile kabul edilmiştir. Borçlanma ile kazanılan sürelerin, doğumdan sonraki en fazla iki yıla ait olması, öncesinde aynı Yasa’nın 4/1-a kapsamında sigortalı olmak gerektiği şartları gözetildiğinde borçlanma ile kazanılan sürelerin, yine 5510 sayılı Yasa’nın 4/1-a bendi kapsamında geçmiş sayılması, maddenin amacına ve kapsamına uygun olacaktır. Aksi halde, tüm sigortalılara yaygınlaştıran bir düzenleme niteliğinde olmayan bu hakkın başvuru şartları ile sonuçları birbirinden farklı ve çelişki oluşturacak şekilde olacağından, bu da çıkarlar dengesi ve adalet duygusuna aykırı olacaktır.
Somut olayda ise; 19.07.2011 tarihli bilirkişi raporu ile 28.02.2012 tarihli bilirkişi heyeti raporu arasında çelişki bulunmasına rağmen, söz konusu çelişki giderilmeden ve davacının 17.06.1974 – 27.12.1977 tarihleri arasındaki çalışmaları dosyada mevcut hizmet cetvellerinde fark görünmesine rağmen karara esas alınan 28.02.2012 tarihli raporda bu sürenin 1.267 olarak değerlendirilmesi sureti ile sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; Dosya içerisindeki davacının 506 sayılı Yasaya tabi olarak geçen çalışmalarına ilişkin birbirini doğrulamayan çelişkili belgelerde değişik hizmet süresi bulunduğu gözetilerek davalı Kurum’dan, davacının 17.06.1974 – 27.12.1977 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa kapsamındaki hizmetlerinin kaç gün olduğu sorularak, dosyada mevcut bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi de gidererek varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yetersiz inceleme ve araştırma ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.