Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/4493 E. 2011/8480 K. 24.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4493
KARAR NO : 2011/8480
KARAR TARİHİ : 24.10.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 49-52. maddelerine göre dava ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükmü temyiz etme hakkı davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) mahkemece verilen kararı temyiz etme hakkı yoktur. Ancak, mahkemece usul ve yasaya aykırı olarak taraf sıfatını almayan dava ihbar olunan kişi hakkında hüküm kurulmuşsa, ihbar olunan hükmün kendisiyle ilgili bölümünü temyiz edebilir. Davanın ihbar olunduğu … aleyhine bir hüküm kurulmadığından temyiz hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle ihbar olunan …’ın temyiz dilekçesinin reddine,
2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davacıların tüm, davalının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
3-Dava, iş kazası sonucu 26.6.2000 tarihinde ölen … …’ın eşi ve çocuklarının maddi ve manevi zararları ile annesinin ve kardeşlerinin manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, eş ve çocukların maddi ve manevi tazminat talebi ile ilgili davada, davacı tarafın davasını atiye terk etmesi nedeniyle, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, anne ve kardeşlerin manevi tazminat talebi ile ilgili davanın kısmen kabulü ile anne için 30.000,00 TL, kardeşlerin herbirisi için 8.000,00 TL manevi tazminatın 20.6.2000 kaza tarihinden yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiştir.
Davacıların yakını olan … …’ ın davalı … … Dağıtım A.Ş.’de çalışmakta iken 26.6.2000 gün meydana gelen iş kazası sonucunda öldüğü, bilirkişi raporuna göre kazanın meydana gelmesinde işverenin ve taşeronunun % 75, ölen işçinin % 25 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı anne yararına hükmolunan 30.000,00 TL ile davacı kardeşlerin herbiri yararına hükmedilen 8.000,00 TL manevi tazminat çok fazla olduğu ortadadır. Kabule göre de faiz başlangıcının olay tarihi olan 26.6.2000 tarihi yerine 20.6.2000 tarihi olarak belirlenmesi hatalıdır.
4-Davacı …’ ın kendi adına asaleten çocukları adına velayeten açtığı dava, 8.12.2010 tarihinde “atiye terk edilmiş” olmakla, karar tarihi itibariyle atiye terk talebinden itibaren üç ay süre geçmediğinden dosyanın HUMK’ un 409 ve devamı maddeleri uyarınca işlemden kaldırılmasına karar verilmesi, üç ay içinde yenileme olmadığı taktirde “davanın açılmamış sayılmasına” karar verilmesi gerekirken, “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verilmesi usulü hatadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı … … Dağıtım A.Ş.’ nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ihbar olunan davalıya iadesine.,24.10.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

1-Sayın Çoğunluğun davacı anne ve … yararına hükmedilen manevi tazminat miktarının çok fazla olduğuna ilişkin bozma kararı gerekçesine aynen katılıyorum.
2-HUMK’nun 185/1. maddesinde davacının davalının rızası olmaksızın davasını geri alamayacağı bildirilmiştir. Yasal metinde “davanın geri alınması” “davayı takipten sarfınazar etmek” uygulamada ise ” davayı atiye bırakma “sözcükleri ile ifadesini bulmuştur. Nitekim aynı müessese 6100 sayılı HMK ‘nun 123. maddesinde de düzenlenmiştir.
HUMK’nun 185/1. maddesinde düzenlenen davayı geri alma HUMK.’nun 409. maddesinde düzenlenen davayı takipsiz (müracaata) bırakma ile farklı bir usul müessesesidir. HUMK’nun 409. maddesi gereğince ” takipsiz bırakılan ” dava üç ay daha derdest kalmakla devam eder. Oysa “davanın geri alınması” ve davalının da buna muvafakat etmesi halinde mahkemece “davanın son bulduğuna, geri alınan dava haükkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verilir ve karar kesinleştiğinde dava derdest olmaktan çıkar. Dava açılması ile doğan sonuçlar geçmişe etkili olarak hiç doğmamış sayılır. Oysa davacının HUMK’nun 409. maddesi gereğince davayı takipsiz bırakması davalının muvafakatına bağlı değildir. Davacının davayı takip etmemesi halinde davalı dilerse davacının yokluğunda davayı kendi takip edebilir.
Somut olayda davacılar vekili 08.12.2010 tarihli dilekçe ile davacı eş ve çocukların açtıkları maddi ve maevi tazminat davasını atiye terk ettiklerini (davayı geri aldıklarını-davayı takipten sarfınazar ettiklerini) bildirmiş, 29.12.2010 tarihli duruşmada dilekçe davalı vekiline verilmiş, davalı vekili “davanın atiye terk edilmesine ” bir diyeceği olmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece davacı eş ve çocukların maddi ve manevi tazminat davaları atiye terk edildiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak verilen karar doğru olduğundan Sayın Çoğunluğun HUMK.’nun 185/1. maddesine düzenlenen davayı takipten sarfınazar etme (davayı geri alma-davayı atiye terk etme) müessesesini HUMK.’nun 409. maddesinde düzenlenen “davayı takipsiz bırakma” müessesesi olarak değerlendirip mahkemece üç ay içinde yenilenmez ise açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usuli hata olduğu görüşüne katılmıyorum.
3-Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmakta olup, ayrı ayrı dava açabilecekleri gibi somut olayda olduğu gibi birlikte de dava açabilirler. İhtiyari dava arkadaşlığında, dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır ve bu davalar birarada görülür. Mahkemece her ihtiyari dava arkadaşı hakkında haklılık oranına göre ayrı ayrı karar verilir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T’nin 8. maddesi gereğince avukatlık ücretinin kabul edilen manevi tazminat talepleri üzerinden Tarifeye göre belirlenen avukatlık ücretinin

her davacı için ayrı ayrı hesaplanarak davacı tarafa verilmesine karar verilmesi gerekirken mahkemece iki davacının kabul edilen toplam manevi tazminat talebi üzerinden hesaplanan bir tek avukatlık ücretinin davalılardan tahsili ile davacı tarafa verilmiş olması kabul şekli bakımından hatalı olmuştur.
Bu nedenle Sayın Çoğunluğun mahkemece avukatlık ücreti ile ilgili olarak verilen kararın doğru olduğu görüşü ile davacıların bu yöne ilişkin temyiz taleplerinin reddine ilişkin kararına katılmıyorum.

KARŞI OY

Çoğunlukta bulunan üyeler tarafından davacılar lehine hüküm altına alınan toplam alacak miktarı üzerinden vekalet ücreti takdirinde hata bulunmadığı gerekçesi ile davacı yanın temyiz talebi reddedilmiş ise de davacıların dava arkadaşlığını tercih ederek birlikte dava açmaları davaların ayrı ayrı dava olma niteliğini ortadan kaldırmayacağından ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 8 nci madde hükmü uyarınca her dava için ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğinden bozma nedenine göre sonuca etkili olmamakla birlikte çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.