YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/175
KARAR NO : 2011/1642
KARAR TARİHİ : 24.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, murisinin sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava 23.04.2006 tarihinde meydana gelen zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin uğradığı maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, 13.05.2009 tarihli celsede davacıların veraset ilamı ibraz etmeleri için verilen kesin süreye rağmen davacı yanca ibraz edilmemesi nedeniyle “taraf teşkili sağlanamadığından davanın sıfat yönünden” reddine karar verilmiştir.
Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin biran önce tecellisi için taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bir bölümünü kanun bizzat belirlerken bir bölümünü işin özelliği ve tarafların durumuna göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen istisnalar dışında kesindir. Bu nedenle Kanun’un tayin ettiği süreler hakim tarafından değiştirilemez (HUMK 159). Buna karşılık hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir (HUMK 163). Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltabileceği gibi, süre geçtikten sonra tarafların isteği üzerine yeni bir süre de verebilir. Bu takdirde verilen bu süre kesindir. Öte yandan hakim kendi belirleyeceği sürenin kesin olduğuna karar verebilir ( HUMK 163/3 cümle). Kesin süreye ilişkin ara kararının her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılması, yapılacak işlerin teker teker belirtilmesi, verilen sürenin yeterli, emredilen işin gerekli, yapılabilir olması ve süreye uymamanın sonuçlarının açıkça anlatılması gerekir.
Yerel mahkemenin 13.05.2009 günlü ara kararının yukarıda açıklanan ilkelere uygun olmadığı, bu yönüyle kesin mehlin şartlarının oluşmadığı açıktır.
Öte yandan zararlandırıcı sigorta olayı sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerinin uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesi istemine ilişkin bu dava, miras hakkına değil, şahsi hakka dayandığından davacıların mirasçı olmaları koşul değildir.
Mahkemece, ölen sigortalıya ve davacılara ait vukuatlı nüfus kayıt örneği celbedilerek davaya devam edilebilecek iken, kesin süreye uyulmaması nedeniyle “taraf teşkili sağlanamadığı gerekçesiyle davanın sıfat yönünden” reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 24.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.