YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10320
KARAR NO : 2022/1420
KARAR TARİHİ : 23.02.2022
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVALILAR : … V.D.
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda Karasu 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 23/06/2021 tarihli ve 2020/168 Esas, 2021/296 Karar sayılı karar yasal süre içerisinde davacı vekili ve katılma yolu ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, Beykoz 2. Noterliğinin 23.10.2014 tarihli vekaletnamesi ile vekil tayin ettiği davalılardan …’ın vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle adına kayıtlı 718 parsel numaralı taşınmazı diğer davalı …’a satış yolu ile temlik ettiğini, satış işlemini sonradan öğrendiğini, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ederek kendisini zarara uğrattıklarını ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı …, dava konusu taşınmazı davacı tarafından diğer davalıya verilen, içeriğinde satış yetkisi de bulunan vekaletnameye dayanarak 350.000 TL bedel karşılığında satın aldığını, diğer davalı … ile aralarında herhangi bir tanışıklığın bulunmadığını, davacının iddialarının yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … duruşmada, dava konusu taşınmazın bedeli olarak 350.000 TL’yi davalı …’dan elden aldığını, ancak davacıya ödemediğini beyan etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, dava konusu satış işleminin vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur
2. Bozma Kararı
Dairenin 23/01/2020 tarihli ve 2016/15387 E., 2020/411 K. sayılı kararıyla; “Somut olaya gelince; 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesi ile 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Davacı ve davalı taraflar tanık deliline dayanmalarına rağmen, Mahkemece tanık isimlerini bildirmesi için taraflara usulüne uygun süre verilmemiştir. Öte yandan, davalı vekil …’ın satış bedeli olarak 350.000 TL’yi diğer davalıdan aldığı ancak davacıya vermediği savunması üzerinde durulmamştır. Hâl böyle olunca, taraflara tanıklarını bildirmesi için usulüne uygun süre verilmesi, bildirilmesi halinde tanıkların dinlenmesi ve toplanan diğer deliller ile birlikte yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket edip etmediklerinin ve davacının zararlandırılıp zararlandırılmadığının tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre de, Mahkemece yapılan keşif neticesinde hazırlanan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın bedeli 235,380 TL olarak belirlenmiş olup, bu değer üzerinden harcın tamamlanması gerekirken, eksik harç ikmal edilmeden yargılamaya devam edilip karar verilmesi de isabetsizdir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Karasu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/06/2021 tarihli ve 2020/168 Esas, 2021/296 Karar sayılı kararıyla; davalı vekil …’ın satış bedeli olarak 350.000,00 TL’yi diğer davalı …’dan aldığı, ancak davacıya vermediği yönünde savunması bulunduğu, davalı kayıt maliki … iyi niyetli olup, davalıların kötü niyetli olarak birlikte hareket ettiklerinin davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yolu ile davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
5.1. Davacı vekili temyiz itirazlarında
Davalı tanıkların süresinde bildirilmediği halde, davacı tarafça dinlenilmelerine muvafakat edilmemesine rağmen Mahkemece usule aykırı şekilde dinlendiklerini, dava konusu taşınmazın rayiç bedelinin çok altında bir bedelle davalı …’a devredilmiş olmasının taraflar arasındaki muvazaanın açık ispatı olduğunu, davalı …’un 350.000,00 TL satış bedelini diğer davalı vekil Şafak’a ödediğini ispatlayamadığını, taşınmazın satış bedeli olarak resmi senette 24.000,00 TL gösterildiğini, ortada gerçek bir satış olmadığını, davalıların kötü niyetli olarak, davacıyı zararlandırma kastı ile birlikte hareket ettiklerini, taşınmaz satış bedelinin davacıya ödenmediğini, dava konusu olay nedeniyle davalı …’ın güveni kötüye kullanma suçundan ceza aldığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
5.2. Davalı … vekili temyiz itirazlarında
Mahkemece davanın reddedilmesi nedeniyle harcı tamamlanan dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek, kararın bu yönden düzeltilmesini istemiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Türk Borçlar Kanunu’nun 390. maddesinde) aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Dosya içeriğine, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kararın (IV./2.) no.lu bendinde yer verilen hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak, kararın (IV./3.) no.lu bendinde yer verilen Mahkeme kararının dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine.
6.3.2. Davalı …’ın katılma yoluyla temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Bilindiği üzere, taşınmazın aynına ilişkin davalarda hükmedilecek vekalet ücreti, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki ve harcı tamamlanan değeri üzerinden nispi oranda belirlenir.
Somut olayda, dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle keşfen belirlenen değeri 235.380,00 TL olup, bu değer üzerinden de harç tamamlandığından, davanın reddi nedeniyle kendini vekille temsil ettiren davalı … lehine harcı ikmal edilen bu miktar üzerinden karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken yazılı şekilde maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de; bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir.
VI. SONUÇ
1. Kararın (V/6.3.1.) no.lu bendinde açıklanan nedenlerle; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddine,
2. Kararın (V/6.3.2.) no.lu bendinde açıklanan nedenlerle; davalı … vekilinin katılma yoluyla temyiz itirazlarının kabulüne; hükmün 4. bendinin hükümden çıkarılarak yerine 4. bent olarak “Davalı … kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan …’ye göre hesaplanan 24.926,60 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” cümlesinin yazılmasına, hükmün bu hali ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.