Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/11367 E. 2012/16858 K. 09.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11367
KARAR NO : 2012/16858
KARAR TARİHİ : 09.10.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı Kurum tarafından gönderilen ödeme emirlerinin zaman aşımına uğraması nedeniyle iptali gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

Dava, prim borcunun tahsili amacıyla davacıya tebliğ edilen 10.9.2009 tarih, 2009/18 ve 19 takip sayılı ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin kabulüne ilişkin verilen 20.4.2010 tarihli karar, Dairemizin 9.2.2012 tarih, 2010/6604 Esas, 2012/1319 sayılı ilamı ile, “6183 sayılı Kanunun 58. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçirilmesinden sonra davanın açıldığı” gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak 12.4.2012 tarihli karar ile, davanın 6183 sayılı Kanunun 58. maddesine göre 7 günlük hak düşürücü sürede açılmadığı belirtilerek reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının … Başkanlığının yönetim kurulu üyesi olduğu, … Başkanlığının 2001/5 ile 12. ay arası ve 2002/1 ile 6. ay arası prim borçlarının Kurumun 2009/18 takip dosyasından, 1999/11 ve 12. ayları ile 2000/1 ile 12. ay arası ve 2001/1 ile 4. ay arası prim borçlarının Kurumun 2009/19 takip dosyasından takip edildiği, bu takip dosyalarında davacı adına ödeme emri düzelendiği, bu ödeme emirlerinin davacıya 1.10.2009 tarihinde tebliğ edildiği, davacının 7 günlük süre içerisinde 5.10.2009 tarihinde görevsiz Kayseri 2. İdare Mahkemesine ödeme emirlerinin iptali için dava açtığı, Kayseri 2. İdare Mahkemesince 6.10.2009 tarihinde 2009/846-638 sayılı karar ile, “iki ayrı ödeme emrinin iptali işlemine karşı tek dilekçe ile dava açılması ve iptali istenilen miktarın net olarak belirtilmemesi işleminin hatalı olduğu, bu eksikliklerin 30 gün içerisinde giderilerek dava açılması gerektiği” belirtilerek dilekçenin davacıya iadesine karar verildiği, bu kararın 17.11.2009 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, davacı vekilinin 30 günlük süre içerisinde 2.12.2009 tarihinde Kayseri 2. İş Mahkemesine ödeme emrinin iptali davasını açtığı görülmüştür.
5510 sayılı Yasa’nın 88/16.maddesine göre Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Kanunun 58. maddesi, Kurum alacakları yönünden tebliğ edilen ödeme emrine karşı dava açma hakkını 7 gün ile sınırlandırmıştır. İtiraz davası için öngörülen 7 günlük sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.4.2001 gün ve 2002/21-201-297; 24.3.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı Kararları).
Ödeme emrinin iptaline yönelik dava “menfi tespit” niteliğinde olup, maddede belirtilen; “böyle bir borcu olmadığı”, “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” yönündeki iddialar dışında yeni ve ayrı bir itiraz nedeni ileri sürülemeyecektir. İcra ve İflas Kanununun 72. maddesine koşut bir düzenlemeye 6183 sayılı Kanunda yer verilmemiş olması karşısında, 7 günlük hak düşürücü süreyi geçiren borçlunun, aynı konuda yeni bir menfi tespit davası açma olanağı bulunmamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.10.2007 gün ve 2007/21-623- 717; 26.04.2006 gün ve 2006/21-198-249 sayılı Kararları).
Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular dikkate alındığında; ödeme emrinin iptaline yönelik eldeki davanın hak düşürücü sürede olup olmadığının öncelikle belirlenmesi, süre aşımının saptanması halinde davanın anılan nedenle reddine karar verilmesi, aksi durumda ise; 6183 sayılı Kanunun 58. maddesinde belirtilen sınırlı itiraz nedenleri dikkate alınarak yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucunda karar verilmesi gerekir.
İdari yargı mahkemelerinde görevli hâkim tarafından, dilekçe üzerinde İYUK’un 15. maddesi uyarınca yapılan ilk incelemede; dilekçede eksiklik görülüp İYUK’un 15/1-d bendi uyarınca otuzgün içinde dava açılmak üzere dilekçenin reddine kararı verilmesinden sonra yapılması gereken işlemler önem taşımaktadır. İYUK’un 15/3. maddesinde dilekçelerin 3. maddeye uygun olmamaları dolayısıyla reddi halinde yeni dilekçeler için ayrıca harç alınmayacağı, 15/5. maddesinde de, 1. fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği belirtilmiştir.
İdare mahkemesinin dilekçenin reddi kararından sonra; davacının, 30 gün içinde dava dilekçesindeki eksiklikleri tamamlayıp görevli idare mahkemesine sunması halinde; idare mahkemesinde ilk başvuru tarihinde dava açılmış sayılacak ve karar verilecektir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda dilekçelerin reddine ilişkin bir düzenleme mevcut değildi. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 119. maddesi ise; dava dilekçesinde; mahkemenin adı, davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği ve dayanılan hukuki sebeplerin eksik olması hâlinde, hâkimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vereceği, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde davanın açılmamış sayılacağı belirtilmiştir.
İdare mahkemesinin dilekçenin reddi kararından sonra, davacının 30 günlük süre içinde idare mahkemesi yerine adli yargı mahkemelerinin görevli olduğunu anlayıp dava dilekçesini adli mahkemelere vermesi halinde dava süresinde açılmış sayılacak mıdır?
Hukukun görevi toplumsal yaşamı düzenlemek ve ilişkilerden doğacak sorunları gidermektir. Buna göre, sonradan görevli mahkemede açılan davayı, görevsiz mahkemede açılmış olan davanın devamı niteliğinde kabul etmek hukuka uygun olacaktır. O halde görevsiz mahkemede dava açılması ile kazanılmış haklar saklı tutulmuş olacağından, hak düşürücü süre de, hatalı yargı düzenine bağlı mahkemede davanın açıldığı tarihe göre belirlenecektir.
Sonuç olarak; idari yargı kararını takiben adli yargıda (hukuk mahkemesinde) yeni bir dava açabilmenin koşulları şu şekilde belirlenmelidir:
a-Davanın görevsiz yargı yerinde açılmış olması;
b-Görevsiz yargı yerinde açılan davanın, adli yargı düzeni içinde öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması;
c-İdari yargı yerince verilen karardan sonra; süresinde görevli adli yargı yerinde yeni bir davanın açılmış olması;
d-İdari yargıda açılan dava ile adli yargıda açılan davanın aynı nitelikte olması.
Belirtilen bu koşulların varlığı halinde, adli yargıda açılmış dava, hatalı yargı yolunda açılmış davanın devamı niteliğinde bulunacak, hak düşürücü süre de korunmuş olacaktır.
Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında; Kayseri 2.İdare Mahkemesinin 6.10.2009 tarih ve 2009/846-638 E.K. sayılı kararı ile dilekçedeki noksanlıkların giderilip 30 gün içinde dava açılması gerektiği kararının 17.11.2009 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, eldeki davanın ise İYUK’un 15/1-d bendinde belirtilen 30 günlük süre içinde 2.12.2009 tarihinde açıldığı anlaşılmakla açılan davanın süresinde olduğunun kabulü gerekir.
Diğer yandan, her ne kadar bozma kararına uyma usulü kazanılmış hak doğurur ise de, usulü kazanılmış hakkı ortadan kaldıran yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkması, geçmişe etkili yeni bir yasanın yürürlüğe girmesi, usulü kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, maddi hataya dayalı bir bozma kararına uyma gibi durumlar usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2004/21-298 E. 2004/252 K., 2003/11-277 E. 2003/295 K., 2006/15-275 E. 2006/366 K., 2001/2-430 E. 2001/ 432 K., 2006/4- 519 E. 2006/ 527 K. nolu kararları da bu yöndedir.
Somut olayda davacının ödeme emrinin iptali davasını idari yargıda süresinde açmış olması, Kayseri 2. İdare Mahkemesinin dilekçenin reddi kararından sonra 30 günlük yasal süre içinde görevli İş Mahkemesinde davasını açmış olması karşısında, Dairemiz bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu ve kamu düzenini ilgilendiren bu davada davalı yararına usulü kazanılmış hak yaratmayacağı kabul edilmelidir.
Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 9.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.