YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8502
KARAR NO : 2010/9705
KARAR TARİHİ : 07.07.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 17.05.2006 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Köyünde bulunan 25.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Diğer davacı …, taşınmazın 8000 m2’sinin kendisine ait olduğunu iddia etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 20.05.2009 tarihli raporda (A1)=7204 m2 işaretli bölümün …, (A2)=7204 m2 işaretli bölümün … adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin davanın reddine karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 28.03.1986 tarihinde 60 gün süreyle ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 01.06.2007 tarihinde ilan edilen, ancak eldeki dava nedeniyle kesinleşmeyen 2/B uygulaması vardır. 1984 yılında 2613 Sayılı Yasaya göre yapılan şehir kadastro çalışması bulunmaktadır.
Mahkemece hükme esas alınan uzman orman bilirkişi raporunda, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun açıklanması üzerine (A1) ve (A2) bölümlerinin davacılar adına tescile karar verilmiş ise de delillerin takdirinde hata sözkonusudur. Şöyle ki;
Taşınmazların bulunduğu bölüme ait orjinal kadastro paftasında, çekişmeli taşınmazların doğu bölümünde “orman” ibaresi bulunduğu anlaşılmaktadır. Uzman bilirkişi taşınmazların olduğu yerin paftada “boşluk” olarak göründüğünü açıklamışsa da, kuzey batı yönden çekişmeli taşınmazlara komşu olan ve hükmen orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilen Tapulama Mahkemesinin 1984/193-271 sayılı dosyasına konu 305 parselin doğu yönü ile güney doğu yönden komşu hükmen … adına tesciline karar verilen 1984/206-203 sayılı dosyaya konu 322 parselin yine çekişmeli taşınmazı gösteren kuzey yönünün orman olarak gösterildiği, çekişmeli taşınmazın (B) işaretli 1669 m2 bölümünün de yine 1984/206 sayılı dosyada orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Gerek 305 parselin, gerek Kadastro Mahkemesinin 1984/195 sayılı dosyasında orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilen 309 parselin, gerekse çekişmeli taşınmazın (B) bölümünün 1989 tarihli memleket haritasındaki konumu (A1) ve (A2) bölümleriyle aynı olup, arada hiçbir ayırıcı unsur bulunmamaktadır.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 Sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 2613 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1984 yılında yapılan genel arazi (şehir) kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin de tesbit dışı bırakıldığı, bir kısım arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Yörede 1986 yılında yapılıp 28.03.1986 günü ilan edilen ve 28.05.1986 günü kesinleşen orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Ancak; arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır.
H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerler, yukarıda … gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
O halde; çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakıldığı tarihe kadar orman niteliğindedir. Öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Orman kadastrosunun kesinleştiği 28.05.1986 günü ile davanın açıldığı 17.05.2006 günü arasında 20 yıllık zilyedlikle mülk edinme süresinin dolmadığı, yine komşu parsellere ait 1984 yıllarında açılan davalar sırasında düzenlenen krokilerde çekişmeli taşınmaz yönünün orman olarak gösterilmesi nedeniyle de 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. madde koşullarının oluşmadığı,taşınmazın 6831 Sayılı Yasanın 05/11/2003 gün ve 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince “herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman” olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabileceği gözönünde bulundurularak, davacı gerçek kişilerin davasının tamamen reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle … şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 07/07/2010 günü oybirliği ile karar verildi.