Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/8290 E. 2010/14079 K. 11.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8290
KARAR NO : 2010/14079
KARAR TARİHİ : 11.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 01.03.2007 gün ve 2007/800-1203 sayıl bozma kararında özetle: “bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen çekişmeli taşınmaz için davcı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, keşifteki yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli taşınmazın davacı ile Annesi tarafından zilyet edildiği bildirildiği halde, davacının annesine ait nüfus kaydı ve aile kaydının getirtilmediği, başka mirasları olup olmadığının belirlenmesi ve duruma göre dava şartı bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerektiği, taşınmaz 1965 yılı arazi kadastrosunda tapulama dışı bırakıldığı halde, taşınmazın niçin tapulama dışı bırakıldığı üzerinde durulmadığı, taşınmazın 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesindeki kısıtlamanın araştırılması, 3402 Sayılı Yasanın 17. maddesindeki olumlu yada olumsuz şartlarının araştırılması, yasal hasımlar aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi, red gözetilerek harç hesaplanıp tahsil edilmesi, red hükmü gözetilerek, kendini avukat ile temsil ettiren hazine yararına ve avukatlık ücretine hükmedilmesi” gereğine değinilmiştir. Bozma kararından sonra … …’un tüm mirasçıları davaya dahil edilmiştir. Mahkemece davanın REDDİNE … bilirkişi … tarafından düzenlenen krokide (A) ile gösterilen 2755 m2 bölümün orman niteliğiyle Hazine, (B) bölümünün Hazine adına tescilli olduğundan bu bölümle ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, arazi kadastrosunda tapulama harici bırakılmış taşınmazın, imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle, Medeni Yasanın 713 maddesi gereğince tapuya tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu Doyran Köyünde 1940 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp, 1941 yılında kesinleşen orman kadastrosu mevcuttur. Daha sonra, 1744 Sayılı Yasa hükümlerine göre 3 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 1978 yılında yapılıp, ekip çalışmaları 09.06.1980, itirazların incelenmesinden sonra komisyon çalışmaları da 10.12.1980 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması ile 1987 yılında 36 Numaralı Orman Kadastro Komisyonunca yapılıp, 10.12.1989 tarihinde ilan edilen, aplikasyon, henüz sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 3302 sayılı yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması vardır.
Taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1963 yılında yapılmış ve sonuçları 08.03.1966 ila 06.04.1966 tarihleri arasında ilan edilmiş ve kesinleşmiş, davanın açıldığı tarihe kadar 20 yıldan fazla süre geçmiştir.
İncelenen dosya kapsamına kararın dayandığı gerekçeye ve kesinleşmiş orman kadastrosunun ve eski tarihli memleket haritası ile amenajmanın uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu orman bilirkişi ve … bilirkişi tarafından düzenlenen raporlar ile çekişmeli taşınmazın kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı, yörede 1963 yılında yapılan ve 1966 yılında kesinleşen genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli
taşınmazın bulunduğu alanın, Devlet Ormanı niteliğiyle tespit harici bırakıldığı, (B) bölünün ihdasen 3865 sayılı parsel sayısı ile hazine adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. H.G.K.’nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1963 yılında 5602 Sayılı Tapulama Yasası yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1963 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. 1941 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacı tarafından 30 – 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf, taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine, H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda … gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Davaya konu taşınmazın öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi, dava konusu taşınmaz 6831 Sayılı Yasanın 05/11/2003 gün ve 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince “herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman” olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabilir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazinenin kararı temyiz etmediği gözetilerek davacı gerçek kişilerin davalarının reddine, Hazinenin tescil isteminin kabulüne, taşınmazın (A) bölümünün orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline, tapuda ihdasen Hazine adına kayıtlı … bilirkişi krokisinde (B) ile gösterinle bölümle ilgili tescil isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı gerçek kişinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edene yükletilmesine 11/11/2010 günü oybirliği ile karar verildi.