YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/12193
KARAR NO : 2010/10736
KARAR TARİHİ : 02.11.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, sigortalının meslekte kazanma gücünü 27.03.2003-12.06.2008 tarihleri arasında %14.3 oranında kaybedecek şekilde maluliyeti ile sonuçlanan daha sonrasında ise arıza bırakmadan iyileşen iş kazasında sigortalının % 10, davalı işverenin ise % 90 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.Davacı dava dilekçesinde kusursuz olduğunu belirterek işverenin tam kusurlu olduğu iddiası ile dava açtığına göre; tazminatın tayininde davacının birleşen kusuru nazara alınmaksızın ve buna dayalı olarak tazminat tutarından bir miktar indirim yapılmaksızın hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına 5.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken 10.000,00TL’sına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının tümü ile silinerek yerine;
“1.Davacının maddi zararları SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerli gelirlerle karşılandığından maddi tazminat talebinin reddine, davanın red sebebine göre davalı lehine Avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
2.Davacının manevi tazminata yönelik talebinin kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05.08.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,fazlaya ilişkin talebin reddine,
3. Hüküm altına alınan manevi tazminat yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari ücret tarifesi üzerinden hesaplanan 600,00TL Avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4. Reddolunan manevi tazminat miktarı üzerinden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari ücret tarifesi üzerinden hesaplanan 600,00 TL nisbi Avukatlık ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
5. 270,00 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, davacı tarafından yatırılan 157,85 TL harcın istek halinde iadesine,
6. Davacı tarafından yapılan toplam 367,85 TL yargılama giderinin kabul ve red oranına göre 183,92TL lık kısmının davacı üzerinde bırakılarak bakiye 183,92 TL nın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılarak hükmün değiştirilmiş ve DÜZELTİLMİŞ ŞEKLİ İLE ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 02.11.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
(M)
R.S.
KARŞI OY YAZISI
Dava, iş kazası sonucu beden tamlığı bozulan davacı işçinin maddi zararının giderilmesi istemine ilişkindir. Yargılama sırasında davacı dava dilekçesini ıslah ile ayrıca dava dilekçesinde yer almayan manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece,manevi tazminata ilişkin açılmış bir dava olmadığı halde, ıslah dilekçesi ile manevi tazminat istemi dikkate alınarak, manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi yanlıştır. HUMK.’nun 83. ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir
davanın açılması olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. İnceleme konusu olan bu olayda manevi tazminata ilişkin dilekçenin nispi harç yatırılmak suretiyle mahkemeye verildiği ve ancak başvuru harcının yatırılmadığı anlaşılmaktadır. Dilekçenin bu haliyle bir ek dava dilekçesi olarak kabulü dahi mümkün değildir.
Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir. Bu nedenle mahkemece “davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminata ilişkin ıslah isteminin reddine” şeklinde karar verilmesi gerekirken “davacının manevi tazminat talebinin aynen kabulü ile 10.000.00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde hüküm kurularak söz konusu ıslaha değer verilmesi doğru bulunmamıştır.
Mahkeme kararının bu nedenle bozulması görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun manevi tazminat miktarını azaltmak suretiyle düzelterek onama kararına katılmıyorum.