YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17782
KARAR NO : 2013/5665
KARAR TARİHİ : 26.03.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan doğan maddi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Uyuşmazlık trafik iş kazasında ölen işçinin hak sahibi davacının uğradığı maddi zararın, davalılara ödetilmesi isteğine ilişkindir.
İş kazası sonucu meydana gelen olayda, sorumluluğun taşıma işini üzerine alan davalı …’te olduğu gerekçesi ile davalı … Tic.Sn.A.Ş yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de varılan bu sonuç doğru değildir.
Davalı … Tic. A.Ş ile davalı … arsındaki sözleşmeye istinaden davalı …’un davalı işveren A:ş’ye ait işçileri taşıma işini üstlendiği, 22.12.2000 tarihinde meydana gelen trafik iş kazasında, kendine ait aracı süren davalı …’un kusuru ile oluşan kaza da davacı murisinin yolcu işçi olarak yaşamını yitirdiği konusunda uyuşmazlık yoktur.
Uyuşmazlık zarara uğrayan sigortalı işçinin bindiği servis aracının işverene ait olmamasına ve servis şöförü ile davalı işveren arasında hizmet akti bulunmamasına karşın meydana gelen olaydan işverenin sorumlu olup olamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Olay tarihin de yürürlükte olan 506 sayılı, ……K’nın 11/A (e) maddesi’nde (halen 5510 sayılı yasanın 13/e maddesi)açıkca gösterildiği üzere sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla, işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen olaylar iş kazası olarak nitelendirilir. 4857 sayılı İş Kanunu 2/3 ve 506 sayılı yasanın 5/2 maddesinde araçlar işyeri kapsamında kabul edilmiştir. Servis düzeninin bulunduğu işyerinde sigortalıların emniyetli ve güvenli bir şekilde işyerinde götürülüp getirilmeleri işveren yükümünde olan bir sorumluluktur. İşveren bu görevi kendi araç ve işçisiyle yapabileceği gibi somut olayda olduğu gibi taşıma sözleşmesine bağlı olarak da yaptırması mümkündür. Taşıma işinin işveren nam ve hesabına yapılması durumunda, işçiye karşı sorumluluk doğrudan işverene aittir. Bu nedenle asıl işveren durumunda olan davalı … Tic. Sn.A:Ş’nin alt işveren diğer davalı …’ün kusurundan birlikte müşterek ve müteselsilen sorumludur. (İş Kanunu md. 2)
Bu durumda, davalı … Tic Sn..A.Ş. hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 26.03.2013 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
-KARŞI OY-
Davaya konu somut olayda, işçi … davalı … Mensucat Sanayi ve Ticaret A.Ş. de işçi olarak çalışmakta iken kendisini ve diğer işçileri işveren adına taşıyan davalı …’e ait ve kendisi tarafından kullanılmakta olan aracın devrilmesi sonucu ölmüş, bir kısım işçiler de yaralanmıştır. Araç sahibi ve sürücü olan davalı … ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucu ceza almıştır. Ölen işçi …’in annesinin açtığı dava sonucu yerel mahkemece, davalı işverenin kusurunun bulunmaması nedeniyle hakkında açılan davanın reddine, diğer davalı sürücü …’ün ise kusuru nedeniyle tazminattan sorumlu tutulmasına karar verilmiştir. Karar dairece, “taşıma işinin işveren nam ve hesabına yapılması durumunda, işçiye karşı sorumluluk doğrudan işverene aittir. Bu nedenle asıl işveren durumunda olan davalı … Tic. Sanayi AŞ nin alt işveren diğer davalı …’ün kusurundan birlikte müşterek ve müteselsilen sorumludur. Bu durumda, davalı … Tic. Sn. A. Ş. hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı” bulunarak bozulmuştur. Bozmadaki hukuksal gerekçe davalılar arasında asıl/alt işveren ilişkisinin bulunmasıdır.
Uyuşmazlık, zarara uğrayan sigortalının bindiği aracın davalı işveren şirkete ait olmamasına ve araç şoförü ile davalı işveren arasında hizmet akdi bulunmamasına karşın, meydana gelen zararlandırıcı olaydan davalı işverenin sorumlu olup olmayacağı noktasındadır.
İşin görülmesi için sigortalıların işin görüleceği yere güvenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri işverenin yükümünde olan bir sorumluluktur. İşveren bu yükümlülüğünü kendi araç ve işçisiyle yapabileceği gibi başkasına ait araç ve işçi ile de yerine getirebilir. Taşıma işinin işverenin nam ve hesabına yapılması durumunda, işçiye karşı sorumluluk doğrudan işverene aittir. Ancak somut olayda davalılar arasında bir asıl/alt işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, öncelikle, alt işveren kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
Alt işveren kavramı;
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/7. maddesinde; “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki”; 5510 sayılı kanunun 12/6. maddesinde; “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi”; Alt işverenlik yönetmeliğinin 3/1-a maddesinde; “Bir işverenden, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan, bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran gerçek veya tüzel kişiyi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar” olarak tanımlanmıştır. Olay tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 506 sayılı kanunun “üçüncü kişinin aracılığı” başlıklı 87/2. maddesinde ise; “Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişi” olarak nitelendirilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, taşeron, tali işveren, alt müteahhit, alt ısmarlanan vb. adlarla anılmaktadır. Bunlardan; asıl işverenin yanında “taşeron” olarak adlandırılan başka işverenlerin de işyerinden iş almaları ve kendi sigortalılarını çalıştırmaları ile uygulama kazanmış olan “asıl işveren-alt işveren” ilişkisini Sosyal Sigortalar açısından ele alan 506 Sayılı Kanunun 87.maddesi hükmü, tıpkı 4857 Sayılı İş Kanununun 2/7. maddelerinde olduğu gibi, aracının yanında asıl işvereni de sorumlu tutan bir içerik taşımaktadır.
Asıl işverenin bu Kanun bakımından söz konusu çalışma ilişkisi çerçevesinde, alt işverenin işçilerine karşı olan ödevlerinden sorumlu tutulmasındaki gaye, gerek sigortalıların, gerekse sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan Sosyal Güvenlik Kurumunun hak ve alacaklarını güvenceye almaktır.
506 Sayılı Kanuna göre, aracıdan söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının iş güvenliğine ilişkin kusurlu davranışlarının sonuçlarından ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. Aracı kavramı her şeyden önce “asıl işveren”in varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesini ve nihayet, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir. Asıl işverenle, aracı arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin önemi yoktur. Aracının asıl işverenden bir bölüm iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, aracı kavramının belirleyici özelliğini oluşturmaktadır.
İşveren kavramı ise; 506 Sayılı Kanunun 4/1.maddesinde, “… bu Kanunun 2.maddesinde belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek yada tüzel kişi…”, 4857 Sayılı İş Kanununun 2.maddesinde “Bir iş sözleşmesine dayanarak … işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi, yahut tüzel kişiliği olmayan kurum veya kuruluşlar…” olarak tanımlanmakta olup, işveren niteliği işçi çalıştırmanın doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Yasanın tanımından hareketle, “asıl işveren-alt işveren” ilişkisi için, işverenin işçi çalıştırıyor olması koşulu aranır. Sigortalı çalıştırmayan, “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, aracı da sayılmayacak ve anılan madde kapsamında sorumluluk doğmayacaktır. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin en önemli sonucu her iki işverenin, alt işverenin işçilerine karşı birlikte sorumlu olmalarıdır.
Açıklanan bu maddi hukuk kuralları, somut olayda değerlendirildiğinde;
Davalı işveren şirket, işyerinde çalışan personelinin işyerine taşınması için davalı … ile anlaşmıştır. Davaya konu kaza, …’ün kullandığı ve ona ait araçla meydana gelmiştir.
Davalı işveren … A.Ş. nin kazanın olumsuz sonuçlarından sorumlu tutulması gerekir ise de, bu sorumluluğun nedeni “asıl işveren” olmasından dolayı değildir. Sorumluluğun nedeni doğrudan işveren olmasından ve gerekli iş güvenliği önlemlerini almamasından dolayıdır. Bilindiği üzere 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/2, 5510 sayılı yasanın 11/2. maddeleri uyarınca, araçlar işyerinden sayılmaktadır. Araçta meydana gelen kaza da iş kazası olup kusuru bulunmak kaydı ile işverenin sorumluluğunu gerektirir. Ayrıca alt işverenlik ilişkisi aranmasına gerek yoktur. Sürücü araç sahibi …’ün sorumluluğu ise, haksız fiil sorumluluğudur. Çünkü sürücü ile işçiler arasında herhangi bir sözleşmesel ilişki bulunmamaktadır. Diğer taraftan sürücü ile işveren arasında da herhangi bir alt işverenlik ilişkisi kurulmamıştır. Zira gerek öğreti gerekse uygulamada, bir alt işverenlikten söz edebilmek için kendisi de işçi çalıştıran bir işveren (alt işveren) olmalıdır. Alt işverenin de, İş Kanunu anlamında bir işveren olması nedeniyle, işyerinin bulunması ve burada kendi işçilerini çalıştırması aranacaktır.
Somut olayda davalı …’ün herhangi bir sigortalı çalıştırmadığı anlaşılmakla bu kişinin alt işveren olarak nitelendirilmesine imkan bulunmamaktadır. Bu kişinin kusuru bulunmak kaydı ile sorumluluğu haksız fiil sorumluluğu, davalı işverenin sorumluluğu ise doğrudan işveren olmasından kaynaklanan sorumluluktur. Yapılan incelemede işverene herhangi bir kusur atfında bulunulmadığı anlaşılmakta ise de, bu konuda yeterli incelemenin yapıldığı söylenemez. Kiralama yoluyla servis aracı temin eden işverenin, bu araçta ve yolculukta kazanın meydana gelmemesi için alması gerekli iş güvenliği önlemleri bulunup bulunmadığının yeniden araştırılması gerekmektedir. Bu nedenle ve özellikle sayın çoğunluğun asıl işveren alt işveren nitelemesi yönünde oluşan bozma gerekçelerine katılmamaktayım.26/03/2013