Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/18258 E. 2010/1009 K. 09.02.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/18258
KARAR NO : 2010/1009
KARAR TARİHİ : 09.02.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, ölüm aylığının kendi çalışması nedeniyle yaşlılık aylığının bağlandığı tarih itibariyle kesilerek yersiz ödenen aylıkların faiziyle birlikte geri alınmasına ilişkin kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olan babası nedeniyle ölüm aylığı almakta iken, 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmalarından dolayı 01.07.1994 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması nedeniyle, davalı Kurumun almakta olduğu ölüm aylığını iptal ederek, yersiz ödemelerin işlemiş faiziyle birlikte iadesini talep ettiğini, davalı Kurumun aylık bağlarken 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmalarından haberinin olduğunu, kötü niyetli olmadığını belirterek, ölüm aylığının kendi çalışması nedeniyle yaşlılık aylığının bağlandığı tarih itibarıyla kesilerek yersiz ödenen aylıkların işlemiş faiziyle birlikte geri alınmasına ilişkin kurum işleminin iptali istemi ile dava açmıştır.
Mahkemece davacının 19.01.1987 dilekçesi ile yaptığı başvuru sırasında çimento fabrikasında işçi olduğunu beyan ettiği, kurumu yanıltıcı söz ya da davranışının bulunmadığı, hak etmesi halinde yaşlık aylığı bağlanabileceğini kurumdan saklamadığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı Kurum vekilince temyiz edilmiştir.
Davacının 25.12.1993 ile 20.03.1994 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak çalıştığı ve 28.03.1994 tarihli talebi üzerine 01.04.1994 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacının evli olmadığı ve 04.10.1991 ölüm aylığı talep tarihinde sosyal güvenlik kanunlarından herhangi birinin kapsamına giren çalışmasının bulunmadığının anlaşılmasına göre davacıya 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı iken ölen babasından dolayı 01.12.1991 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanması 1479 sayılı Yasa’nın 45. maddesine uygundur. Ancak davacının babasından dolayı ölüm aylığı bağlanmasından sonra 506 sayılı Yasa kapsamında çalışmaya başladığı ve 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmalarından dolayı aynı yasa gereğince davacıya yaşlılık aylığı bağlandığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacıya 1479 sayılı Yasa gereğince bağlanan ölüm aylığının kesilmesine ilişkin kurum işleminin yerinde olduğu ortadadır. Öte yandan ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin 19.01.1987 tarihli istemi 29.01.1987 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamında çalıştığından bahisle reddolunan davacının, 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmasını ve giderek yaşlılık aylığı almasının ölüm aylığının kesilmesine yol açacağını bilmediğinden söz edilemeyeceği ortadadır. Ne var ki 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa’nın 96. maddesi, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmünü içermektedir.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Yasa öncesi mevzuata bakıldığında, 1479 sayılı Yasanın 67/2. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir özel düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ile 1479 Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Kurumun istirdadını isteyeceği yersiz ödemenin kapsamını belirlemedeki irade serbestîsi de, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gereğini doğurmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş kurum alacağı bakımından 5510 sayılı Yasanın 96. maddesiyle getirilen düzenleme de dikkate alınarak geri alınması mümkün yersiz ödeme miktarını belirlemek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.