Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/10201 E. 2013/16875 K. 23.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10201
KARAR NO : 2013/16875
KARAR TARİHİ : 23.09.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 1984 – 1994 tarihleri arasındaki Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde geçen ve 01.06.1989 – 15.04.1994 tarihleri arasındaki kurum tarafından iptal edilen … Belediyesi temizlik işyerindeki çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava kısmen kabul, kısmen reddedilmiş ise de; varılan bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile gidilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 27.03.1984 – 27.03.1994 yılları arasında … yaptığı, bu dönemde 01.05.1989 – 15.04.1989 tarihleri arasında … Belediyesine ait temizlik işyerinde (sicil:16481) sigorta kaydının bulunduğu, sigorta primlerinin Kuruma … Belediyesi’nce ödendiği, bilahare davalı Kurumca 27/12/1991 tarih 2395 sayılı Sigorta Müfettiş Raporuna istinaden davacının belirtilen tarihler arasındaki sigortalılığının iptal edildiği, 1580 s. Belediye Kanunu’nun Ek 7. maddesinin uygulanma olanağının bulunmadığı, 5434 s. Emekli Sandığı Kanunu’nun 12/II-n maddesi gereği davacının emekli sandığıyla ilgilenirme talebinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; sigortalılık şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul, taraflar arasında hizmet akdinin varlığına ilişkindir. Hizmet akdi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 393.) maddesinde belirlendiği üzere iş sahibi ile işçi arasında yapılan belirli veya belirli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Bu sözleşmede ana unsur iş ve ücrettir. 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdini sadece bu unsurlara bağlı olarak kabul etmek mümkün değildir. Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ana koşulları olmak üzere 506 sayılı Yasa’nın öngördüğü hizmet sözleşmesi “bir veya birden fazla işveren ile çalıştırılan arasında oluşturulan, süreli veya süresiz belli bir zaman dilimi içerisinde, işveren emir ve gözetimi altında, iş görmeyi hüküm altına alan hukuksal ilişkidir. Sigortalılığın oluşumu yönünden ilk unsur iş görecek kişinin belli bir zaman dilimi içerisinde, hizmetini işverenin emrine hasretmesidir. Bu zaman dilimi günün tüm süresini kapsayabileceği gibi, günün veya haftanın belli saatlerine de hasredilebilir. Haftanın veya ayın belli gün ve saatlerinde dahi çalışma söz konusu olabilir.
Önemli olan düzenli bir çalışma ilişkisinin varlığıdır. Düzenli çalışma ilişkisinin varlığı iş akdinin zaman unsurunu ortaya koyar. Çalışanın, hizmetini belli zaman dilimi içerisinde, işveren emrinde ve onun vereceği direktif doğrultusunda gerçekleştirilmesi, hizmet akdinin ikinci unsuru olan bağımlılık unsurunu oluşturur. Hizmetin fiilen verilmesi her durumda, zorunlu değildir. İşverenin emir ve gözetim altında hazır beklemek durumunda dahi bağımlılık unsuru gerçekleşmiş sayılır. Öte yandan, işverence gösterilen işlerin, çalışan tarafından, işveren emir ve direktiflerine uygun olarak görülmesi gerekir. Belirtilen bu iki ana unsurun birlikte gerçekleşmesi durumunda 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdinin dolayısıyla sigortalılığın ilk koşulunun oluştuğu sonucuna varılır.
Sigortalılığın ikinci koşulu, 506 sayılı Yasa’nın 5. ve 8. maddelerinde öngörülen işin görüldüğü bir işyerinin bulunmasıdır. Bir işyerinin varlığının saptanamaması durumunda sigortalılığın gerçekleştiğinden söz edilemez.
Üçüncü koşul, eylemli çalışmanın varlığıdır. Yasal sigortalılıktan söz edebilmek için sigortalının işveren emir ve direktifleri altında, bir fiil, gösterilen işi yapması zorunludur. Çalışmanın, kimi durumlarda, görülen işin, nitelik ve kapsamına göre devamlı sürmesi mümkün olmayabilir. Sigortalının, işveren emir ve nezareti altında verilecek işi yapmaya hazır bir şekilde beklemesi dahi bu koşulun gerçekleşmesi için yeterlidir.
506 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde gösterilen istisnalardan bulunmama bir diğer koşuldur. Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için Yasa’nın 2. maddesinde sayılan koşulları taşıması yetmez, ayrıca 3. maddede gösterilen kişilerden bulunmaması gerekir.
Sigortalı sayılabilme yönünden gerek ücretin kendisi, gerekse ödenme biçim ve yöntemi zorunlu bulunmamaktadır. Parça başına ücret, götürü ücret, part-time çalışma karşılığı yapılan ödeme biçimleri sigortalılık koşullarını etkilemez.
Sigortalılık statüsünün oluşumu için herhangi bir şekil koşulu öngörülmemiştir. Resmi veya yazılı bir sözleşme biçimi şart değildir. Asıl olan sigortalının çalışmaya başlama durumudur. Eylemli olarak gerçekleşen bu durum sonucu sigortalılık statüsü kendiliğinden oluşur.
Somut olayda; davacının 27.03.1984 – 27.03.1994 yılları arasında … yaptığı, bu dönemde 01.05.1989 – 15.04.1989 tarihleri arasında … Belediyesine ait temizlik işyerinde (16481) sigorta kaydının bulunduğu, sigorta primlerinin Kuruma … Belediyesi’nce ödendiği, bilahare davalı Kurumca 27/12/1991 tarih 2395 sayılı Sigorta Müfettiş Raporuna istinaden davacının belirtilen tarihler arasındaki sigortalılığının iptal edildiği, hizmet akdi çerçevesinde eylemli ve gerçek bir çalışmanın bulunmamasıyla birlikte; davacının sigorta primlerini de davalı Belediyeye ödettiği, bu durumun aslında muvazaa olgusunu da ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

Toplanan delillerden; davacının, sigortalılık şartlarından “eylemli çalışma” şartını taşımadığı, Belediye temizlik işyeriyle davacı arasında gerçek bir hizmet akdinin de bulunmadığı, bu durumun muvazaa olgusunu ortaya koyduğu kabul edilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş olması hatalı olmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı … Kurumunun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.