YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8617
KARAR NO : 2010/12614
KARAR TARİHİ : 19.10.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 30.04.2009 gün ve 2009/5145-7304 sayılı bozma kararında; “Mahkemece, davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleştiği değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmişse de, mahkemenin hükmü yerinde değildir. Şöyle ki; davacı zilyetliğe dayanarak arazi kadastrosu sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın tapuya tescili için dava açtığı halde, yörede arazi kadastrosunun ne zaman yapıldığı ve çekişmeli taşınmazın niçin kadastro harici bırakıldığı sorulmadığı gibi, arazi kadastrosunun kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği için geçmesi gereken 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı üzerinde durulmamış, dava, zilyetliğe dayalı tescil davası olmasına rağmen zilyetlik iddiasını ispatı yönünde hiçbir tanık veya yerel bilirkişi beyanına başvurulmamış, davacı 21.05.2007 tarihli keşifte Aynı yere ilişkin Sulh Ceza Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemesi kararlarına dayandığını belirtmesine rağmen bu dava dosyalarının getirtilerek uygulanması cihetine gidilmemiş, dosya kapsamına uymayan gerekçe ile davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur. Oysa ki, dosya arasında bulunan Keşan Sulh Ceza Mahkemesinin 17.12.1993 gün ve 1993/241-697 sayılı kararı ile, sanık (davalı) …’nın ormandan açma yapmak suçundan mahkum edildiği ve kararın 27.09.1994 tarihinde kesinleştiği, yine Keşan Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.06.2004 gün ve 2003/339/2004/218 sayılı dosyasında, davacılar … ve … tarafından davalı … aleyhine açılan meni müdahale davasında, dava konusu yerin orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacının 21.5.2007 tarihli keşifte belirtilen mahkeme kararlarına dayandığı ve bu üç davada da, dava konusunun aynı yer olduğu anlaşılmaktadır. Taraflarca ileri sürülen delillerin lehe olduğu kadar aleyhe de delil olabileceği ve değerlendirilebileceği, yukarıda belirtilen Keşan Sulh Ceza Mahkemesinin 17.12.1993 gün ve 1993/241-697 sayılı kararının Borçlar Yasasının 53. Maddesine göre davanın tarafları için bağlayıcı olduğu, Keşan Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.06.2004 gün ve 2003/339/2004/218 sayılı kararının ise davalı taşınmazın niteliğini orman olarak belirtmiş olmakla güçlü delil niteliğinde olduğu, her ne kadar bu dosyalar getirtilerek keşifte uygulanmamış ise de, belirtilen dosyalarda dava konusu edilen yer ile bu davanın konusu olan taşınmazın aynı olduğu hususunun mahkemenin ve tarafların kabulünde olduğu, buna göre davacıyı bağlayan mahkeme kararları ile niteliği orman olarak belirlenen taşınmaza ilişkin açılan davanın reddine karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Medeni Kanunun 713. maddesi uyarınca açılmış tescil davası niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1972 yılında seri bazında orman sınırlandırması yapılıp kesinleşmiştir. Daha sonra aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2.madde uygulaması yapılıp19.02.1979 tarihinde ilan edilerek kesinleşmiştir.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 19/10/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.