Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/116 E. 2010/712 K. 28.01.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/116
KARAR NO : 2010/712
KARAR TARİHİ : 28.01.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 21.6.2001-5.7.2004 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Davacı, davalıya ait işyerinde 21.6.2001-5.7.2004 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tesbitini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 25.09.2001 tarihininden önceki döneme ilişkin istemin hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle reddine, davacının davalıya ait işyerinde 25.9.2001-5.7.2004 tarihleri arasında aralıksız çalıştığının tesbitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının, davalı işveren yanında 25.9.2001 tarihinden itibaren sigortalı çalışmalarının kuruma bildirildiği, iş yerine ait 2001-2004 yıllarına ait 4 aylık dönem bordrolarının kuruma verildiği, uyuşmazlık konusu dönemde davalı iş veren yanında 2001 yılı için 96 gün,2002 yılı için 112 gün,2003 yılı için 307 gün, 2004 yılı için ise 175 günlük bildirimin bulunduğu,yine ihtilaflı dönem içinde davacının 19.2.2004-1.4.2004 tarihleri arasında 14450 sigorta sicil sayılı iş yerinden 2 gün bildirimi bulunmasına rağmen bu iş yerinin hangi iş veren adına kayıtlı bulunduğunun araştırılmadığı görülmüştür.
Uyuşmazlık, somut olayda kesintisiz çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge veya yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması koşuluyla, bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken komşu işyerleri kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları
destekleyen kim diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili ve kesintisiz çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonucu gidildiği açıktır.İş veren tarafından ihtilaflı dönemin tamamına ilişkin ücret bordrolarının sunulduğu bu bordrolarda davacının imzasının bulunduğu aylık ortalama 5 ila 30 gün arasında bildirimlerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş; 25.09.2001-5.7.2004 tarihleri arasındaki davacının işyerindeki çalışmaları ile ilgili davalı işveren tarafından sunulan ücret bordrolarında davacının imzası olanlar saptanarak itiraz bulunmaması halinde imzasını içeren bordrolara geçmiş sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine,imzanın itiraza uğraması halinde ise yöntemince imza incelemesi yapılarak imzanın davacıya ait olup olmadığı tesbit olunmalı, imzası davacıya ait olduğu tesbit edilen ücret bordroları yönünden bildirimlerin bordroya uygun olduğunun tesbiti ile bordrolara geçmiş süreler dışındaki süreler yönünden yine davanın reddine karar verilmeli , imzası davacıya ait olmayan bordrolardaki süreler yönünden ise, S.G.K.’na verilen dönem bordrolarında çalışmaları sürekli görünen tanıklar saptanarak, beyanlarına başvurmak, gerektiğinde işverenin komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişiler tespit edilerek dinlemek ve deliller olabildiğince toplandıktan sonra davacının ihtilaflı dönem içinde 19.2.2004-1.4.2004 tarihleri arasında 14450 sigorta sicil sayılı iş yerinden yapılan bildirim üzerinde durularak bu iş yerine ilişkin SGK kayıtları getirtilerek iş yerinin davalı iş veren adına kayıtlı olmadığının tesbiti halinde,bildirilen bu süre dışlanmak suretiyle sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 16.6.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2004/21-35-64 E.ve K. 15.10.2003 gün ve 2003/21-634-572 E. K. sayılı kararlarında da bu hususlar belirtilmiştir.
Mahkemece yukarıda gösterildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılmadığı ücret bordrolarının varlığına rağmen bildirilen süreler üzerinde durulmayarak ,ücret bordolarının varlığının çalışmanın sürekli olduğunun kanıtı şeklinde değerlendirilerek hatalı bilirkişi raporuna göre sonuca gidildiği ayrıca ihtilaflı dönemde davalı işyerinden ve kime ait olduğu bilinmeyen 14450 sigorta nolu işyerinden bildirilen çalışmalar bulunduğu halde bildirilen bu süreler dışlanmayarak mükerrer tespite yol açacak şekilde karar verildiği ortadadır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı işverene iadesine, 28.1.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.