YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3259
KARAR NO : 2010/2033
KARAR TARİHİ : 25.02.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, ölüm aylığı almaya hak kazandığının tesbitiyle, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının iş kazası sonucu ölen sigortalı oğlu …..’un 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortası üzerinden ölüm geliri bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile, davacıya ölen oğlu …’dan dolayı aylık bağlanması gerektiğinin tesbitine, karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının oğlunun 11.06.2003 tarihinde iş kazası sonucu öldüğü olayın iş kazası olduğunun davalı Kurumca kabul edildiği, davacının ölen oğlundan iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlanmasına ilişkin 04.08.2008 tarihli talebinin davalı Kurumca reddedildiği anlaşılmaktadır.
Sigortalının ölüm tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde sigortalının iş kazası sonucu ölümü halinde hak sahiplerine gelir bağlanacağı, bildirilmiş 506 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde ” geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ana ve babasına” ibareleri 29.7.2003 tarihli 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Yasa’nın 35. maddesi ile değiştirilerek ” sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Yasa’ya göre bağlanan aylık hariç olmak üzere bunlardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan ana ve babasına” ibareleri getirilmiştir. Bu tür yasaların yürürlüğe girmeleri ile birlikte derhal tesirini husule getireceği tartışmasızdır. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur. H.G.K.’nun 06.04.2005 tarihli, 2005-10-183 Esas, 2005-241 Karar nolu kararıda bu yöndedir.Bu durumda aylık bağlama hakkını doğuran olayın sözü edilen yasa değişikliği olduğu gözetilerek şartlar oluşuyor ise ölüm tarihi yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra ise aylığın ölüm tarihini takip eden aybaşından, ölüm tarihi yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce ise aylığa 01.09.2003 tarihinden itibaren hak kazanılacağının kabulü gerekir.
Ayrıca 506 sayılı Yasa’nın 99. maddesinde bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortasından hak kazanılan gelir ve aylıkların hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrayacağı, bu durumda olanların gelir ve aylıklarının yazılı istek tarihini takip eden aybaşından itibaren başlayacağı bildirilmiştir.Öte yandan HUMK’nun 389. maddesinde, Mahkeme kararında taraflara yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Hüküm fıkrası, kararın esası olup, açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulamaz. Davanın açıldığı tarihteki duruma göre hüküm fıkrasında, asıl talep ile yardımcı talepler hakkında, şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde, açık olarak karar verilmelidir.
Somut olayda, davacının ölüm gelirine hak kazandığına ilişkin mahkemece verilen hüküm yerinde ise de davacının hangi tarihten itibaren ölüm geliri almaya hak kazandığı belirtilmeksizin ,hükmün infazında sorun oluşturacak şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş; 506 sayılı Yasa’nın 24. ve 99. maddeleri gözetilerek davacıya hangi tarihten itibaren ölüm geliri bağlanması gerektiğini belirlemek ve bu tarihi hükümde belirterek bu konuda açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde infazı kabil olarak karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.