Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/7060 E. 2010/8290 K. 12.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7060
KARAR NO : 2010/8290
KARAR TARİHİ : 12.07.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.11.1981-1.10.1990 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
Davacı, davada taraf olarak gösterilmeyen … Anonim Şirketi işyerinde 01.11.1981-01.10.1990 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitini istemiştir.
Mahkemenin istemin hak düşürücü süre nedeni ile reddine ilişkin kararı, eksik araştırma, inceleme ve işveren yasaya uygun şekilde davet edilmeksizin, yokluğunda hüküm kurulmasının uygun bulunmadığı, işveren … A.Ş ne husumet yöneltilmesi, ayrıca 01.01.1985-01.06.1988 tarihleri arasındaki dönem yönünden bildirim bulunduğu için hak düşürücü sürenin geçmediği , bu süre yönünden işin esasına girilmesinin gerektiği gerekçeleriyle bozulmuş, bozma ilamına uyulmakla birlikte ilam gereği yerine getirilmeksizin sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesidir. Anılan maddeye göre, bu tür hizmet tesbiti davalarında Kurumla birlikte, işvereninde hasım olarak gösterilmesi zorunludur. Ancak, Kuruma yöntemince verilen işe giriş bildirgesindeki işe giriş tarihinin sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilmesine ilişkin davalarda kural olarak işverenin hasım olarak gösterilmesi gerekmez. Zira işveren sigortalı işe giriş bildirgesini süresinde yöntemince Kuruma intikal ettirmiş ve üzerine düşeni yapmış olup, Kurum belirgin şekilde uyuşmazlık çıkardığından husumetin doğrudan Kuruma yöneltilmesi yeterlidir. Dava konusu olayda olduğu gibi belirli bir sürenin tesbitine yönelik davalarda ise çalışma süresinin işverence Kuruma bildirilmemesine dayalı olarak uyuşmazlık çıktığından davanın tarafı hem işveren, hem de Kurumdur. Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları da bu doğrultudadır.
Dosya içeriğinden,Davutoğlu Anonim Şirketi adına tescilli 404577 sicil nolu iş yerinin 01.01.1984-01.01.1987 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında bulunduğu, bozma sonrasında ibraz edilen Bursa Ticaret Sicili Memurluğu’nun yazısında ise … A.Ş nin 24.06.1995/559 sayılı KHK ile 03.06.1998/4366 sayılı yasa gereği 01.01.1999 tarihinde münfesih olduğu, şirkete tasfiye memuru atandığına dair dosyaya intikal eden bir belge bulunmadığı, ayrıca İstanul Ticaret Mahkemesi’nin 15.10.1990 tarih 1989/2928 E 1990/4118 K sayılı kararı ile … A.Ş şirketinin ortaklarından …’nun ölümü nedeni ile ortak sayısının 5 den aşağı düşmesi nedeniyle TTK 434/4 maddesi uyarınca … A.Ş şirketinin feshine ve tasfiye memuru atanması talebi bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Anonim şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır.
Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi, aynı zamanda Borçlar Hukukuna ilişkin bir hukuki işlem olup, bu karar ve işlemin hataya dayanması karşısında gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı, şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi Borçlar Hukukunun temel kurallarından biridir. Buna yönelik düzenlemeye TTK hükümlerinde yer verilmemişse de, TTK’nun 1. maddesi yollaması ile Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde, hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine olanak tanınması kaçınılmazdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.01.1999 gün ve 1999/10-1-1 sayılı Kararı).
Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın anonim şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir.
TTK’nun 224 ve 445. maddelerinde tasfiye memurunun görev ve yetkileri, tasfiyenin nasıl yapılacağı, alacaklıların haklarının nasıl korunacakları açıklanmıştır.
Ayrıca, tasfiye halinde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği hukuksal gerçeği de dikkate alınmalıdır.
Somut olayda, feshine karar verilen … A.Ş şirketinin tasfiye işlemlerinin yapılıp yapılmadığı, tasfiye memuru atanıp atanmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Bu nedenle öncelikle şirketin tasfiye işlemlerinin yapılıp yapılmadığı araştırılarak tasfiye işlemi başlamış ve henüz tamamlanmamış ise şirket kayıtlarından tasfiye memuru yada kurulunun kim olduğu tespit edilerek bu kişilere tebligat yapılıp yargılamaya devam edilmeli, tasfiye işlemleri tamamlanıp, şirketin ticaret sicil kaydının silindiğinin anlaşılması halinde şirketin ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HUMK.nun 39 ve 40. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Dava açıldığı, takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme olanağı bulunduğu belirlendiğinde, tüzel kişiliğe tebligat yapılarak, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözardı edilerek kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.07.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.